Mine Liman’nın İlk yazısını paylaşıyoruz .

 

 

Bu yazıyı okuyan, duyan ve kendinde hisseden herkesin, içinde sevgi ışıltısı uyanması dileğim.

Şimdi aklınızdan geçenleri duyabiliyorum.

  • Nerden çıktı şimdi bu?
  • Sen de kimsin?
  • Mine Liman neden yazıyor burada?
  • Bize ne anlatacak?

 

Beni bilen bilir, ama bilmeyenler için de azıcık kendimi yazacağım…

21 yıl önce İstanbul’ dan Adana’ ya gelin gelmiş, ‘gavur gelin ‘ kulübüne kabul görmüş ve delice Adana sevdalısı olmuş, iki çocuk sahibi, mimar, öyle kendi halinde biriyim.

Zorla geldim Adana’ ya. Ağlayarak. Sadece denedim diyebilmek için. Ama bir sene içinde aşık oldum Çukurova’ ya. Eşimi terfi ettirip, geri çağırdılar İstanbul’ a bir yılın sonunda. Gitmedim tabiki, sen gidebilirsin dedim, o da gitmedi. Bu topraklarda, bu güzelim insanlarla, dibine kadar sevgiyi hissederek yaşamaktan çok mutluyum.

 

Sevgili Sinan Tanyıldız ile yıllardır süren dostluğumuz, kendisi ile daha önce de yaptığım yazı çalışmalarım, şiirleşmeler, benim bugün burada olma sebebim. Kendisi beni mesleğim ile ilgili yazı yazmam konusunda sınırlamadı. Hissettiğini, duyduğunu, gördüğünü, bildiğini paylaşman kıymetli olan diye de yüreklendirdi.

 

Ben yazı yazmayı, hayatımı yaşadığım gibi yapmayı seviyorum; sade, basit, dürüst ve içi-dışı bir. Benim tabirimle, öylesine, hissettiğim gibi… Sanırım bu değerlerden, bugün, burada yanınızdayım.

 

Adana’ya geldiğim yıllarda, internet, bilgisayar, cep telefonu ve google henüz yoktu. Adana hakkında arkadaşlarımla oturup bilgi edinmek istediğimde, ansiklopedi dışında bir kaynak bulamadım. Bir de malumunuz televizyondaki Adana haberleri vardı tabiki…. Hatta arkadaşlarım beni arayıp şehirde otomobil olup olmadığını sormuşlardı, bunu hiç unutamam.

 

Birlikte büyüdük bu şehirle.. İletişim ile birlikte, bilgi arttıkça sürekli bir şeyler değişti, güzelleşti, bozuldu.. Algılar ve değer yargıları değişti. Mesela araban yok ise, ulaşımı bisiklet ile sağlıyorsan, sana dudak bükülürdü. Şimdi ise bisiklet ve toplu taşıma kullananları takdir ediyoruz. Yürüyüş yapan, koşan, spor yapan kişileri görüp, bilinçli insanlarla olduğumuz için mutlu oluyoruz.

Kendimizi de geliştirmek için zorluyoruz. Çünkü ben iyi olursam, iletişimde olduğum çevreminde iyi olmasına etken olurum. En azından ben böyle düşünüyorum çünkü; bu yaz yakın arkadaş olduğum grubum, bana çok faydalı bir farkındalık sağladılar. Ve kendimi ultra maraton koşucusu olmanın arifesinde hissediyorum.

 

Geçmişim spor ile dolu dolu geçti. Atletizm, basketbol, voleybol, tenis sporlarını yaptım. Ama yaşla ve sakatlıkla birlikte bir ara verdim. Bu bende huzursuzlluk yarattı. Çünkü her insanın hayatında mutlaka spor olmalı. Bu benim altın kurallarımdan. Arkadaşım Süreyya Soyupak, bana harika bir rol model oldu. Kapadokya’ ya gidip koşacağını duyunca heyecanlandım ve sordum, bireysel öylesine gidip kendi kendine mi koşuyorsun diye? Ve o zaman BikoşuAdana grubuyla tanıştım. Ve grubun toplanmasında önayak olmuş Meltem Aydın’ la buldum kendimi. Hatta ders çalışmış bir sürü soru hazırlamış halde. Ben sormadan tüm soruları cevapladı Meltem bana.

 

Şimdi benim gibi koşmak isteyip de bir türlü nereden başlayacağını bilemeyenlere ve engeli olmadığı halde spor yapmayanlara sesleniyorum buradan…

 

 

Haydi BikoşuAdana Yapalım…

 

 

Meltem Aydın bir iş kadını ve anne. Öyle çocukluğundan bu yana spor yapmamış. Bundan 8-10 yıl öncesinde – kendine bak sinyalleri altında – tenis öğrenerek, kendi için spor yapmaya başlıyor. (Hatta beraber başladık tenise..) Bu süreçte babası rahatsızlanıyor ve yoğun bakıma alınıyor. Meltem tahmin edeceğiniz gibi, kötü günler geçirirken, yalnız kalma ihtiyacı ile ve deşarj olabilmek için bir gün kendini sokağa atıp koşmaya başlıyor. Ve koştukça rahatladığını, doğayla birlikte olmanın kendine iyi geldiğini farkediyor.

 

Adım Adım grubu – Itır hanımla tanışıyor ve ilk koşusuna Bozcaada da Ziçev vakfı yararına katılıyor. Öyle tek başına da değil, Süreyya Soyupak, Pnar Çıragil, Sıdıka Erdoğan ve pekçok Adanalı arkadaşı ile. Bireysel katıldık ve Ziçev vakfına bağış topladık. Hem spor yapıp, hemde birilerine maddi destek olabilmek insana çok iyi geliyor diyor Meltem. Bence de bu müthiş bir duygu. Günümüzde pekçok insanın spor yapabilmek adına ayırdığı bütçeleri düşünürsek.

 

İkinci koşu, çocuk felcine dikkat çekmek için, Rotary kulüpleri adına, Antalya’da RunAntalya maratonu idi. Yine Adana’dan yaklaşık 10 kişilik bir grupla. Bunu Fatoş Başak Şen’ in başkanlığını yürüttüğü Artı Gönüllüler

(Engelli çocukların annelerini eğiten bir dernek) 2015 yılındaki koşusu, yine 2015 yılında ‘ Erken yaşta evliliklere dur de.’ Sloganı ile Rotary kulüpleri için 15 kişi katılan koşular izledi. Hatta Meltem heyecanla şunu da ekledi, 25 kız çocuğunu kurtardık ve okuttuk.

 

Sonra madem biz Adanalılar koşuyoruz, kendimize bir ad bulalım ve bulduğumuz ad ile Adanamızı iyi bir şekilde tanıtalım diye düşünerek, BikoşuAdana ismini yaratıyorlar. Meltem, Süreyya, Dilem Koçak, Alper Tali, Mehmet Önelge, Melda Uzun, Yalçın Tezel ile birlikte.

 

Ve Meltem iş kadını bakışı ile olayı istatiklere vurmuş bile.

İstanbul 20 milyonluk bir şehir. İstanbul takımı 30 kişi.

Adana 2 milyonluk bir şehir. BikoşuAdana takımı 16 kişi. Bu Adana’ nın spora verdiği değeri gösterir.

 

En son Kapadokya Salomon ultra trail koşusuna katıldılar. Bu uluslararası bir yarış. 60 km koşuyorsun. Dünyanın en iyi trail yarışı olarak gösteriliyor. Malezya, Arjantin, Japoonya ve birçok ülkeden 1.100 kişi koşuyor. 1.100 kişinin yarısından fazlası yurtdışından geliyor. 16 kişi Adana’ dan. Bu %10 a tekabül eder ve bence de Adana ismi için büyük bir başarı.

 

Her yıl için min. 10 yarışa katılmayı hedefliyorlar. Ve bunların 2 tanesi de yurt dışında oluyor.

 

Ben 2 yıl önce Berlin ‘i gezme şansını yakaladım. Ve her mimarın gitmesi gereken bir yerdir Berlin. Berlin’ e de aşık olup döndüm. Ve ondan sonra Berlin ile ilgili ne duysam beni çok heyecanladırıyor. Ve Meltem’ in sosyal medyadan Berlin de koşacağını duyuyorum. Tüm Berlin ‘ i (42 KM) koşarak geçmek inanılmaz bir haz. Meltem diyor ki, Adana’ dan seçilen ve Berlini koşarak geçen tek kadın olmak inanılmaz bir duygu. Şanslı idim, piyango da adım çıktı. 70 bin atlet koşabiliyor ve binlerce başvurudan katılımcıları piyango ile seçiyorlar.

 

Ben de başlamak istiyorum ya koşmaya, aklımdaki soruları sıralamaya başlıyorum Meltem’ e.

Haftada kaç defa antreman yapıyorsun?

Ben yeni başlayacağım, yaşım da var, sağlığımı riske atarmıyım, benimle ilgilenebilecek biri var mı?

Sadece koşuyormusun, başka yanında takviye ne yapıyorsun?

 

BikoşuAdana olarak, pazar günleri saat 8.00 de Yaşar Kemal yürüyüş parkurunda (Dilberler sekisi) koşmayı bilen bilmeyen, merak eden herkesi davet ediyor ve bekliyoruz.

Bizler aramıza yeni katılanlara eşlik ediyoruz. Kişi kendi vücudunu biliyor ve bu bir yarışma değil. Önemli olan parkuru tamamlayabilmek. Bazen yürüyerek, sohbet ederek, doğayı hissedip yaşayarak dostluklar kuruyor, spor yapıyoruz. Mental güç ile kişi kendi gücünü birleştiriyor.

 

Meltem haftada 4 gün koşuyor. Sabah 6 da koşmaya başlıyorum ve saat 9 da işimin başında oluyorum. Haftada 2 defa da akşam üzeri iş çıkışı yogaya gidiyorum ve saat 19.30 da evimde olabiliyorum. Yoga ve koşu eş zamanlılar. Koşunun ilacı yoga, diyor Meltem. Pırıl pırıl parlayan yüzü ile.

 

Bi koşup geleceğim ile başlayan diyalog BikoşuAdana ile devam ediyor.

Şayet siz de hem kendiniz hem de başkaları için birşey yapmak istiyorsanız, pazar günlerinden birinde yakalayın bu grubu. Daha çok bilgi ve destek için ise, hadi en iyi yaptığımız şeyi yapalım. Follow layalım….

 

www.bikosuadana.com   (tüm yazılar okunmaya değer)

bikosuadana instagram ve facebook sayfaları…. (duyurular buradan da yapılıyor)

 

‘ Ultra maraton koşanlar bilir , yol yalnızca güneşli ve güzel günlerde katedilmez. Kötü hava koşullarını görüp geri dönerseniz gideceğiniz yere varamazsınız . Bu yol uzundur ve her hava koşulunda kararlı olanlar tarafından bitirilir.’ – Meltem Aydın

 

Sevgi içinizden eksik olmasın…