tIjgJlF0aSc

Adana’da Sanatçı Olmak – Bedri Baykam 

Dünyaca ünlü, Adanalı sanatçı Bedri Baykam, Portakal çiçeği karnavalı kapsamında yapılan “Karnavalın Renkleri” adlı resim sergisi ve “Adana’da Sanatçı Olmak” başlıklı konuşması için şehrimize geldi. Bedri Baykam’la Adana’da resim paydaşlarıyla birlikte yaptığımız çalışmalar üzerine konuştuk.

Resim ve ressamlar topluluğu olarak Adana’da bir dizi çalışma yapıyoruz. Adana’da iki galerimiz var: Vagabont ve Korart. Üniversitedeki hocalarla 5-6 aydır toplanıyoruz. Adana’nın güçlü bir resim damarı var. Adana’daki sanat ve sanatçıları, ressamları tanıtmakta oldukça geç kaldık. Adana’da Portakal Çiçeği Karnavalında iki önemli sergi, diğeri de TÜYAP kitap fuarıyla birlikte yapılan eş zamanlı sergi. Katılımcı sayısı yüzbinlerle ifade edilmekte, %10’unun bile ilgi duyduğunu varsayarsak önemli bir rakam. Resmi Adana’nın yaşamına katmak istiyoruz. İnsanlar ev alıp bürolar döşüyorlar ama resim konusunda daha bir tutukluk var. Bu konuda ne dersiniz?

Özellikle şunu belirtmek isterim. Atatürk’ün resme verdiği önem bellidir. Cumhuriyet kurulurken, genç yorgun ve fazla bütçesi olmayan bir devlet varken, Atatürk o günkü olumsuz koşullarda önemli eserleri devlete kazandırmak için satın aldı. Atatürk Ankara’da resim ve heykelcilik müzesini açtı. Atatürk’ten sonra bugüne kadar Çağdaş Sanat Müzesi yok. Binlerce kapalı stad açılmış ülkemizde, 110 bin cami var ve Devlet olarak bir adet modern çağdaş sanat müzesi yapılmamış. Hiçbir zaman desteklememiş bu alanı yok saymış. İstanbul’lu sanat severler kolleksiyonerler olmazsa Ülkemizde Türk Modern Çağdaş Sanatı olmayacak. Bu ortamda Adana’dan birçok meşhur sanatçı çıkmış. Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Abidin Dino gibi onca önemli sanatçı var. Türkiye’nin sosyal ve sanatsal yaşamına yön vermiş bir şehirde, Allaha şükür eli paraya değen şirketlerin de sayısı oldukça fazla. Neden bu elleri sanata uzatmıyorlar bunu yenmek lazım. Ama insanların bunu biraz sarsılarak öğrenmesi lazım ki birşeyler değişsin. Nasıl ki halk yazlık alıyor, borsaya para yatırıyor, araba alıyor şöyle bir hediye alıyorum derken bunların içinde sanatın önemli bir yer işgal ettiği bellidir. Siz resim alırken, hem dekor, hem prestij alıyorsunuz. Bu arada yatırım değeri uzun vadede en yüksek olan sanattır. Bir taşla beş kuş vurmuş oluyorsunuz. İşyerinize evinize bir yabancı misafiriniz gelse, evinizde ve işyerinizde üç beş resim görse misafirinizin sizin için bakış açısı toptan değişir. Böyle bir fırsatı kaçırmamak gerekir. Şu soruyu önce Adana’lılara sonra İzmirlilere, Ankaralılara, Eskişehirlilere Trabzonlulara soruyorum. “Sanata karşı bu mesafe neden?”

Serginin açılış konuşmasında Adanalılara sormak gerekir “resim sanatını evimize, hayatımıza sokmakta neden başarılı olamıyoruz?” Bu iki serginin dışında bir tane de İstanbulda Adana’lıların iyi tasarlanmış iyi organize edilmiş bir sergisinin olmasını istiyoruz. Adanalı sanatçıların özlemi burada yaptıkları resimleri Adana’nın dışında, daha çok topluluğun görebileceği yerlerde sergilemek. Bu konuda neler yapabiliriz? Ne tavsiyeleriniz olabilir?

Bu diyaloğu sürdürürüz, seçimde de yardımcı oluruz. Bunun duyulması ve Adana’da açılan sergiler dışında eserlerin başka yerlerde de sergilenmesi sanatçıların adının duyurulması oldukça önemli. Ama öncelikle Adana’da kaliteli sergiler yapılması lazım. Adanalı sanatçıların diğer önemli sanatçılarla birlikte açtıkları sergilerin de olması lazım. Ve bunların tüketilmesi lazım. Adana ve önemli illerimizin de hayatlarına resim tüketiminin girmesi lazım. Evlerine girdiğimiz zaman duvarlar boşsa iki biblo ve duvar kağıdı varsa deyim şudur “kral çıplak” bunu yenmemiz lazım.

Sanat Galerisi olarak ta Milli Mensucat Fabrikası yerine yapılan müzede içinde inşallah bir Çağdaş Resim için bir bölüm olacak diye umut ediyorum. Adana’da bir yılda 100’ün üzerinde sergi açılmakta. İnanılmaz bir üretim var fakat tanıtım tarafında o kadar başarılı değiliz. Bu konuda yol almamız lazım.

Türkiyede sanatçı olmanın zorlukları uluslararası planda var. Sıfır devlet desteği varken diğer ülkelerde oldukça fazla destek var. Birde İstanbulda sanat simsarları var bunlar sanatı desteklemek yerine daha da çok zarar vermektedirler. Öte yandan bütün bu olumsuzluklara rağmen ben bu ülkede sanat yapacağım, Çağdaş Sanat Yapacağım, bir deyimle Müslüman mahallesinde salyangoz satar gibi görünmesine rağmen bu işi inatla yapanlar var. Ama ben bütün bunlara rağmen tüm yaşamımı sanata vakfetmek istiyorum diyen insanlarımız var. 1980’lerin başında ben bu işi yapacağım, bir üniversiteye bağlı olmayacağım, bağımsız olacağım, uluslararası düzeyde Fransada ABD’de Türkiye’de aynı sergiler açacağım dediğim zaman herkese çok sürrealist yani gerçekleşmeyecek fikirler olarak görüldü. Ama ben bunda ısrar ettim bu ısrarımı sonuçta yaşama geçirdim. Maymunların resim yapma özgürlüğü gibi. Bunlar da doğu ayarında resimler gibi modern ve çağdaş sanatı batı tekeline almaya çalışan kültür emperyalizmi ve batılı eski bir sanat tarihçi ve galericilere müzecilere bir yanıt. Ben bu savaşı 1984’ten beri veriyorum. 33 yıl olmuş o da uzun ince bir yol. Mesela aşağı yukarı 3-4 gün sonra Londra’da bir kitap çıkacak. Dünya sanatına yön vermiş 100 manifesto içinde benim maymunlara benzeyen manifestomda var. Bu çok uzun bir savaş olacak. It will be a very long battle. Aradan 33 yıl geçmiş en üst düzey tarih ve mantık kitaplarına yeni kabul etmişler. Ama esasında 30 yıl dünya tarihinde çok kısa bir zaman. Çarpıcı bir manşetti o fazla ses getirip etki bıraktı.

Sevgili Adanalılara hemşerilerime kucak dolusu sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Atatürk’ün arzu ettiği gibi aydınlanma yolunda yürüyen demokrat laik hukuk devleti bir devlette sanat dolu günler diliyorum hepinizi seviyorum.