Konuk Yazarımız Hülya Özdestici, Netvent’de Dijital Pazarlama Danışmanı olarak görev yapmaktadır.

Varoluşumuzun en başından beri yaşanan her bir gelişme, sanki sonsuza kadar sürecekmiş ve daha büyüğü gelmeyecekmiş sanrısı yarattı insanoğlunda. Elbette bu daha çok tüketici tarafta olan bizler için geçerliydi. Oysa arka planda hep daha yeni ve yoğun teknoloji & bilim üreten bir canlı mekanizmanın varlığını çoğu zaman yadsıdık. Göz görmeyince tahayyülde zorlandık tabii.

Bugün tüketen taraftan, biraz daha dikkatli baktığımızda gördüklerimiz ve bilgi sahibi olduğumuz konular, geçmişe kıyasla daha homojen dağılmış durumda. Mesela Endüstri 4.0 kavramı hemen herkesin dilinde. İşin mutfağında olanı da, ucundan kıyısından teknolojiden anlayanı da biliyor. İlla adına Endüstri 4.0 demese bile, Endüstri 4.0’ın hayatına ve hayatımıza neler getirdiğinden haberdar. Fakat gelin görün ki, bilgi ne kadar homojen dağılsa da, başta bahsettiğim sanrı hala devam ediyor. Endüstri 4.0’ın herhangi bir çıktısı öyle bir tanıtılıyor ki bazen, “Hah tamam işte bu alanda gelinebilecek son nokta bu!” diyorsun. Ee bu 4’ün bir de 5’i yok mu? Olmaz mı! Gartner’ın Hype Cycle’ına göre, her türlü yeni konsept yahut teknolojik gelişmenin bir olgunlaşma grafiği var. Endüstri 4.0 konseptinin birbirinden farklı formları da bugün en parlak zamanlarını yaşıyor.

 

Endüstri 4.0’ün zirve yaptığı hatta yavaş yavaş Endüstri 5.0 çağının temellerinin atıldığı şu zamanlarda, avantajların yanında birçok endişe de beraberinde geliyor. Bu endişelerin çoğu toplumsal, hatta spesifik olarak istihdam üzerine diyebiliriz. Endüstrinin ve algoritmaların giderek otonomlaşması ile özellikle mavi yaka ve düşük katma değerli beyaz yakaların işsiz kalma riski sürekli tartışılıyor. Evet Endüstri 4.0, ağır ve tehlikeli işleri kolaylaştırarak medeniyeti, sosyalleşmeyi, ekonomik kalkınmayı ve daha refah yaşamayı tetikliyor. Fakat adeta bir doğal seleksiyon gibi, değişime ayak uyduramayanları da ekosisteminden çıkarıyor.

Ne ürettiğimizden çok nasıl ürettiğimizin değiştiği, mesleklerin evrildiği, aslında özünde alışkanlıklarımızın, dolayısıyla insanın ve toplumların değiştiği bu çağda, en az değinilen konu yine “İnsan”. Küçük Prens hep haklı çıkmak zorunda mı? Evet Küçük Prens; büyükler ne yazık ki yine, sayılardan hoşlanıyorlar.

Toplum 5.0
Elbette daha farklı düşünenler, geleceği planlayanlar ve bunu yaparken insan faktörünü temel alanlar da yok değil. Ürettiği üstün teknolojilere rağmen ismi şaşırtıcı biçimde Endüstri 4.0 devrimiyle pek yan yana anılmayan Japonya, bu yıl Almanya’nın Hanover şehrinde gerçekleşen dünyanın en kapsamlı teknoloji fuarlarından CeBIT’in partner ülkesiydi. Fuarda Society 5.0 (Toplum 5.0) felsefesini tanıtan Japonya başbakanı Shinzo Abe, bu felsefeyi “Teknoloji toplumlar tarafından bir tehdit olarak değil, bir yardımcı olarak algılanmalı.” inancıyla temellendirdiklerini söyledi. Japon Ekonomik Organizasyonlar Federasyonu Keidanren’in hazırladığı 26 sayfalık çalışma da Toplum 5.0 felsefesi ışığında gelişmesi beklenen ekonomi ve sosyoloji reformunu geniş kitlelere anlatmayı amaçlıyor.

Söz konusu çalışma ilk insanın doğuşundan bugüne kadar olan süreci bölümlere ayırıyor ve günümüze kadar olan süreçte toplumları Avcı Toplum, Tarım Toplumu, Endüstriyel Toplum, Bilgi Toplumu ve Akıllı Toplum (Toplum 5.0) olarak beşe ayırıyor.

Yazının devamını okumak için tıklayın