Adana İl Radyosu “Çukurova´dan Sesler”in tarihçesini araştırırken “Çukurova´dan Sesler”in Adana İl Radyosu´ndaki yöneteni olan çok yönlü Sanatçı-Bestekâr-Güftekâr-Ses Sanatçısı-Müzik Direktörü ve Şefi ünlü bestekâr Selahattin Sarıkaya´nın yanında uzun süre bulunup, sanat yaşamına vakıf olan kızı Gül Sarıkaya´yla, Adana İl Radyosu ve “Çukurova´dan Sesler”den İstanbul´a uzanan sanat hayatını konuşurken, onun 21 yıllık yokluğunun ardından sanatçı dostlarıyla da anılarını paylaştık. Onun yüzlerce eserinden “Adana Köprübaşı”, “Kara Kaşlı Hatice´m”, ”Bir Fincan Kahve”, “Kahverengi Gözlerin”, “Sev de Gör”, “Ay Beyaz DenizMavi” ve “İstanbul Sokakları” gibi dile düşen şarkılarını andık. (Cumali Karataş)

Yaklaşık otuz yıldan bu yana sürdürdüğümüz Adana ve Çukurova kapsamındaki inceleme, araştırma, röportaj ve söyleşilerimizde zaman zaman söz ettiğimiz “Adana İl Radyosu” ve “Çukurova´dan Sesler“ topluluğunun sanatçılarına da sütunlarımızı açarak, ilk röportajımızı,”Çukurova´dan Sesler”in bir numaralı üyesi olarak, Selahattin Sarıkaya´nın müzikteki ustası da olan Ali Limoncu hakkındaki yazımızı Gazipaşa okulundaki kurucusu olan Ali Limoncu ile geçtiğimiz haftalarda yapmıştık. Bu hafta da, Ali Limoncu´nun öğrencisi olan “Çukurova´dan Sesler”in Adana İl Radyosu´ndaki lider temsilcisi ve aynı topluluğun tarihçesindeki iki numaralı temsilcisi olan ve kendisini saygıyla andığımız çok yönlü sanatçı rahmetli Selahattin Sarıkaya´yı konuşacağız. Gül Sarıkaya´nın özelliği, kızı olması ve sanat yaşamı boyunca babası Selahattin Sarıkaya´nın  yanında bulunup, aile adına bilgileri toparlayan bir Sarıkaya ailesinin temsilcisi olması.

  *BABA SARIKAYA

***Sayın Gül Sarıkaya önce sizi tanıyalım… Babanız ve sanat yaşamı hakkındakikonumuzdan söz ederebilir misiniz?

***Babanız nasıl bir babaydı bize anlatabilir misiniz?

—Önce, adam gibi adamdı? Sanatçı kişiliğini ayrı tutalım. İyi bir insandı… Vicdanlı, merhametli, yardımseverdi.

/resimler/2017-8/11/1004273142431.jpg

    *SANAT-KÜLTÜR

***Sanatçı kişiliği hakkında ne diyeceksiniz?..

—Çok yönlü bir sanatçıydı. Bilgi deryasıydı. Anlamadığı bir şey yoktu. İyi bir okurdu. Günde, haftada ne kadar gazete ve mecmua çıkmışsa bizim evimizdeydi. Gazetelerin bulunmayanları gazete bayilerinde aranırdı.

***Sizlere de yansımıştır mutlaka…

—Tabii biz de okurduk, hatta öğleye kadar gazete muhabbetimiz olurdu.  Okuduklarımızı değiş tokuş yapardık.

***Kitaplara da yansır mıydı bu?

—Aşk, macera romanları okuduğunu görmedim.  Karacaoğlan, Dede Korkut gibi halk şiirinin önemli insanlarını okurdu. Diğerlerini okumaya pek zamanı olmazdı.

***Babanızla birlikte yapmasını istediğiniz, olmasını istediğiniz şeyler varmıydı?

—Yani torunlarından bir tanesinin mürvetini görmesini isterdim. Babamızla da yaşlanmak isterdik. Çünkü o hayatı seven biriydi.Uzun ve sağlıklı yaşamasını isterdim. Ama sağlığı elvermediği için yaşamını yitirdi.

*21 YIL SONRA

***Babanızı ne zaman kaybettik?

—22 Mayıs 1996´da saaat 11:00 gibi İstanbul´dan ölüm haberi geldi. Kardeşim İstanbul´dan aradı, acı haberi verdi.

***Rahatsızlığı nasıl ortaya çıktı?

—Babam 110 kiloluk bir adamdı. Rengi sarı diye bir gün doktora gitti, hastalığı çıktı.  65 kiloya düştü.

***Rahatsızlığı hakkında nasıl bir tepki verdi babanız?

—Doktoru Tarık Minkarı ve İbrahim Tatlıses kanser olduğunu biliyorlardı. 12 Parmak bağırsağında yara vardı. Yıllarca perhizle yaşadı. Babam ise, safra kesesi rahatsızlığı olduğunu biliyordu.  Yaşam doluydu. Hastane duvarına doktoru için şiir yazmıştı.

***Uzun sürdü mü hastalık süreci?

—Babam iki kez kalp krizi geçirdi. Babam hastanede 2-3 ay yatacam deyip, 2 yıl iyi yaşattılar. Ameliyat İstanbul´da oldu iyileşti. Buraya geldi. Kanaması başladı.

*TATLISESLİ YILLAR

***İbrahim Tatlıses ilgilendi mi?

/resimler/2017-8/11/1004420330200.jpg—İbrahim Tatlıses çok ilgilendi. Özel uçağını verecekti yurt dışına gitmek için…  “Dedo´yu kurtarmak için Amerika´ya uçağımla götürün dedi. Hatta cenaze törenini İstanbul´da hazırlıyordu. Biz burayı istediğimiz için buraya getirdi. Babam 22´sinde öldü, 23´ünde toprağa verdik.

***Allah rahmet eylesin çok yönlü iyi bir swanatçıydı.

—Babam sağlığına çok dikkat ederdi.

***Babanız uzun yıllar İbrahim Tatlıses´le birlikte çalışıyorlardı değil mi?

—Babam son on yılında İbrahim Tatlıses´le yaşadı. Bestelerini öncelikle ona veriyordu. “İstanbul Sokakları”nı ilk İbrahim Tatlıses´e vermiş. İbrahim Tatlıses es geçince Kurtuluş´a vermiş. Şarkı patlayınca da arası açılmış İbrahim Tatlıses´le.

İbrahim Tatlıses:

”Niye bana vermedin?”  demiş.

Babam da:

—Oğlum ben önce sana verdim ama es geçtin demiş.

*ADANA-KOCAVEZİR…

***Babanız için Adana önemli olsa gerek…

/resimler/2017-8/11/1004557049223.jpg—Babam için Adana´nın ayrı bir yeri ve önemi vardı.  Babam Kocavezir´in çocuğuydu. İstanbul dönüşü sonucu rahatsızlanınca da “Adana´ya gidelim. Buranın havası bana yaramadı…” dedi.  Geliş nedenimiz o. Aslında İstanbul´dan da gelmek istemedik, gitmem istemediğimiz gibi… Bir yıl kolilerle oturduk. Sonra Adana´ya geldik fakat yapamadı. İstanbul müzik merkezi olduğu için. Hastalanınca da iki yıl sürdü. Ameliyattan sonra iki yıl yaşadı. İki yıl İstanbul´da yalnız yaşadı.

***İstanbul´a gitmek istemediniz galiba?..

—Babam bize şöyle söz verdi: ”Oraya gidelim, yapamazsak geri döneriz.” İşte bu koşulda İstanbul´a gittik, olmayınca da döndük, iki yıl sürdü.

***Kocavezir dediniz, Adana dediniz… Mahallele muhabbeti gibi olsun… Kimlerdensiniz?

—Babaannem Adana´nın sayılı ailelerinden olan Güvençler´dendir. Babası tutmalık yapan Elazığlı Ahmet Sarıkaya… Babaannem büyük babam Ahmet Sarıkaya´dan önce evliymiş. Kocası askere gidiyor.  Çocukları yok. Büyük babam da babaanneme taht çakarken âşık olmuş. “İnşallah kocası ölür de ben alırım.” demiş. Dileği gerçekolmuş. Babannemin eşi askerde şehit düşünce, büyük babam da onunla evleniyor. Babamla birlikte üç erkek, bir kız çocukları olmuş. Babamın abisi (Onbaşı) Duran Sarıkaya, onun küçüğü Recai Sarıkaya, babam ve en küçük kızkardeşleri olan Ruşen (Sarıkaya) Ilgın.

*SARIKAYA´LARDA MÜZİK

***Evde müzik var mı o yıllarda?..

—Evde müzikle uğraşan Onbaşı Duran amcam. Amcam bağlama çalarmış.  Babam da tabelacılık yapıyor, iyi bir bağlamacıymış. Babam abisinden kendine bağlama çalmasını öğretmesini istediğinde, abisi:”Oğlum işte bağlama al çal, sanki bana kim öğretti ki diyor. Babam da azmediyor, öğreniyor. Abim Murat Sarıkaya Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü´nde Gitar eğitmeni.

/resimler/2017-8/7/1449031888931.jpg

***Ağabeyiniz Murat Sarıkaya´nın piyasa anlamında profesyonel çalışmaları oldu mu?

—Abim, babamın çok istemesine rağmen İstanbul´a gitmedi, kurulu bir düzeni vardı bozmak istemedi. Ama abim önce  İstanbul´da öğrenciyken, babam Sarıkaya Plak´ı kurduğu zaman müzik işinin içinde oldu. Babam onu ortaokul, lise öğrencisi gibiyken okuldan aldı, Sarıkaya Plak Şirketi´nin başına koydu. Sonra abim plak dağıtımına da gitti İstanbul dışına. Daha sonraları Adana´da seyhan Oteli´nde Şantör Murat olarak çıktı. Sesi de çok güzeldir.

***Abiniz Murat Sarıkaya´nın müzik konusunda herhangibir müzik üretimi  içerisinde bulundumu?

—Abimin birkaç tane beste, güfte çalışması olduğunu biliyorum. Gitar konusunda da iyiydi. İyi bir gitaristti abim. Gitarı konuştururdu yani. Abimin oğlu Ozan Sarıkaya da Müjdat Gezen Sanat Merkezi´nin gitar bölümünden mezun. Şimdi de bir devlet konservatuvarında okuyor. Sesi de var; o da gümbür gümbür geliyor.

***Hangi okula gitmiş babanız?

—İlkokulu bitirince tabelacılık yapıyor. Bir de motor altında.

***Babanız öğreniyor bağlamayı… Sonra ne yapıyor?

—Bağlamayı öğrendikten sonra Emirgan Çay Bahçesi´nde saz çalmaya başlıyor.

***Sahneye nasıl geçiyor

—Emirgan Aile Çay Bahçesi sahibi Asfalt Rıza yardımcı oluyor sahneye geçmesi için.

***Kimlerle arkadaşlık ediyor, sanatçı dostları?

—Ali Limoncu evimizden çıkmazdı.   Hiç ayrılmazlardı birbirlerinden. İstanbul´dan geldiği zaman da Ali Limoncu ile beraberdiler hep. Halit Araboğlu, Sadık Altınmeşe, sanatçılar da bu birliktelikte yer alırlardı.  Devran Baba ve Belkıs Akkale gibi sanatçılarla da çok iyi dosttular.

  *BESTEKÂR SELAHATTİN SARIKAYA

***Besteye nasıl ve ne zaman başlıyor?

—Babam o zaman Hatice isminde bir kızla nişanlı.  Onu seviyor. Hatta ilk bestesi olan “Kara Kaşlı Hatice”m adlı türküyü nişanlısına yapıyor.

Kara kaşlı Hatice´m.

İpek saçlı Hatice´m.

Bu kadar zalim olma

Acı bana Hatice´m.

—Ya anneniz?..

/resimler/2017-8/7/1449315014478.jpg            Annem de o zaman çok güzel bir kız… Damda çamaşır sererken babam annemi görünce tersyüz oluyor, âşık oluyor.  Ondan sonra nişandan dönüyor. Ailesi annemi istiyor. Dedem olmaz, yaşı küçük diyor. Hani allah kısmet etmiş ki evleniyorlar.   Annem babamın ailesiyle hep birlikte yaşadığı Kocavezir´deki eve gelin geliyor.

***Babanız annenize de beste yaptı mı?

—Babam tüm bestelerini anneme dinletirdi. Bak Yıldız gece şöyle bir beste yaptım falan derdi.

Annem de:

-Bak Selah, şurası şöyle olmuş, burası böyle olmuş, falan derdi.

Babam da:

-Yapma yaa.. derdi.

Annemin fikrine önem verirdi. Hatta annem şöyle de akıl verirdi:

-Ya Selah bunu şu okusa, bunu bu okusa, onun sesine, tavrına gider, diye fikir de verirdi.

***Yani boşuna dememişler her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır diye.

—Annem güzeldi… Babam çok kıskanç biriydi. İstanbul´da da annemi komşuya göndermezdi. İlle kendi de onunla birlikte gidecek, gelecekti.

Babam tabelacıyken babasının evinde kirayla oturuyor. Bir avluda sıra sıra hepsi oturuyorlar.

Abim (Murat Sarıkaya) oldu. Gül ev hanımı, Cemile ev hanımı, Fatih Çiçekçi ve Pınar özel sektörde çalışıyorlar.

*SAHNE HAYATI

***Babanız Selahattin Sarıkaya sahneye çıktığında kimden destek gördü? Böyle bir şey anlattımı size?

—Emirgan Çay Bahçesi´nin sahibi Asfalt Rıza´dan destek gördü.

 *İSTANBUL GÜNLERİ

***Peki, İstanbul´a nasıl gittiğini biliyor musunuz?

—Babam o dönemde maddi zorluklar yaşıyor. Ev kirasını ödemekte zorlanıyor. Böyle günlerden birinde babam eve geliyor bakıyor abim Murat hasta, ateşler içinde. Doktora götürecek parası yok. Annem: “Bir doktora götürsek…”, falan diyor. Bu gece yarısında sonra olan bir şey babamın sanat hayatında önemli bir yer tutuyor… Böyle bir sıkıntılı gecede canı çok sıkılıyor babamın. Çaresizce Taşköprü´ye doğru gidiyor. Kimse yok, geceyarısı, karanlık. Cebinde de o zaman bir ekmek alacak kadar parası var. Eğilmiş böyle suya bakarken, sırtına birel dokunuyor. Dönüp baktığında, yerlere kadar böyle pardösülü iri yarı bir adam: ”Allah rızası için bana para…” diyor. “Ya get” diyor baba “benim derdim bana yeter”. Adam ısrar edince cebindeki parayı çıkarıp adama veriyor,”Bütün param bu” diyor, “onu da sana verim.” Arkasını tekrar dönüp suya bakıyor, ne ederim, ne yaparım diye kara kara düşüncelere dalıyor. Ondan sonra adam tekrar sırtına vuruyor,şu  cümleyi kullanıyor:”Allah muradını sana bağışlasın.” Ondan sonra babam düşünüyor…Babam da jeton geç düşüyor. Arkasını bir dönüp bakıyor kimse yok. Taşköprü´nün ortasındayım diyor…  “O yana koştum, bu yana koştum yok.” Adam sır oluyor. Babam ondan sonra bunun Hızır Aleyhimselam olduğu sonucuna varıyor.

Adam diyorki:

-Bir ekmek alacak param yok.

-Senin bir ekmek alacak pardan var onu da bana verecen diyor. Allah sana da Murat´ını bağışlasın. O zaman anlıyor babam. İmdadıma biri yetişti diyor.  Sonra eve geliyor. Bakıyorki abim oynuyor, zıplıyor; ateşi de düşmüş.  O zaman babam, iyi adamdıdiyor. İyilerden biri olduğunu anlıyor.

   *ADANA İL RADYOSU-“ÇUKUROVA´DAN SESLER”

O zaman da Çukurova´dan Sesler” var. Babam onu Adana İl radyosu´nda kuruyor, yönetiyor, şefliğini yapıyor.

Ankara Radyosu Müdürü Kemal bey babamın arkadaşı. İstanbul´da Monsieur Filiba Odeon Plak Şirketi´ni kuruyor. “Buraya çok iyi bir müzik direktörüistiyorum” diyen Kemal beye: ”Adana Radyosu´nda biri var, o benden de iyi.” diyerek babamı öneriyor. Böylece babam İstanbul´a gidip, Odeon Plak Şirketi´nin başına geçiyor. Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Nuri Sesigüzel, Yıldız Tezcan gibi dönemin ünlü ses sanatçılarının müzik direktörlüğünü yapıyor.  Chevrolet marka bir otomobille, Levent´de villa kullanımına tahsis ediliyor. Hatta annem korkarım deyince Fatih´teki apartman dairesine geçtik. O zaman abimle benim okul hayatım orda başladı. … Babam çok yoğun olarak çalışmalara başladı. Ama çok mutluydu da bundan.

*KUL SEYHANİ

Babam iyi bir bağlama ustasıydı. Müzik eserlerinin güftesinden, bestesine, notasına kadar hepsini yapardı. Ses de vardı. Hatta ilk “İstanbul Sokakları”nı kendi okudu Odeon´dan. Daha sonra Kurtuluş´a verdi. Biz Adana´dan geldiğimiz dönemde.

Daha sonra Adana´da Kul Seyhani olarak kaset çıkardı.

Daha sonra “Bestefon” isminde kendi plak şirketini kurdu. Ondan sonra bir süre ara vererek Sarıkaya Plak Şirketi´ni kurdu. Bestelere daha çok önem vermeye başladı.

*ŞİİRLERİ-BESTELERİ   

***Şiire ne zaman başladığı konusunda bir bilginiz var mı?

—Biz bildik bileli yazardı. Daha önce de dediğim gibi, nişanlısına da “Kara Kaşlı Hatice´m” adlı  türküyü yazıp, bestelemişti.  Piyasada bulunan şiirlerin dışında babamın basılmaya hazır bir kitaplık şiiri var.

***Babanızın ortaya çıkmayan besteleri de var mı?

—Yok.

***Babanız  İbrahim Tatlıses´le de birlikte yıllarca çalıştı. Bu konu hakkında söyleyebileceğiniz bir şeyler var mıdır?

—İbrahim Tatlıses babamla çalışmak istedi. “Önce ben okuyacağım, benim okumadıklarımı başkasına vereceksin.” dedi. İbo Şov dönemleriydi.  Hatta İbo Şova çıkarmak i,stedibabamı. Babam:”kalbim var, heyecanlanırım…” diyerek çıkmak istemedi. Yine o sıralarda, İbrahim Tatlıses´in “Dönmüyor Geri” (İşte Dostlar) adlı klipte oynadı.

*SARIKAYA VE SİNEMA

***Babanızın sinema filmlerinde de yer aldı mı?

—Yer aldı… Yıldız Tezcan ile Mahmut Tezcan çok iyi dostlarıydı. Bizim evimizden çıkmazlardı. Sanırım, Yıldız Tezcan´ın oynadığı ”Köyün Beş Güzeli” adlı  sinema filminin müziğini yaptı.

***Boş zamanlarında ne yapardı; hobisi, zevki?

—Babam Arap müziğini çok severdi. Kitap okurdu. Koyu bir FB taraftarıydı. Maçları izlerdi. Spor-Toto oynardı. Babamın din konusunda da bilmediği şey yoktu. Dini bütün bir insandı fakat dini de bu kadar güzel anlatan bir insan yoktu.

*İLHAM KAYNAĞI SARAYBURNU

Ayrıca İstanbul´da Sarayburnu´na gider, her gece orda bağlamasını çalardı. Yanında biz, arkadaşları ya da tek olarak giderdi. Zaten oraya da şarkı yaptı. “Sarayburnu´nda Aşk” isimli oraya ithaf edilen bestesini en son İntizar okudu.

Babam paraya pek önem veren biri değildi. Eli açık, gönlü açık bir insandı. Ama bu gün de çok kazandım, şunu bir tarafa koyayım demedi. Hesapsız harcadı. Yoksa kazandı, iyi kazandı.

*SANAT KÖPRÜSÜ

***Babanız Adanalı sanatçıların İstanbul´a gitmesinde ve plak, kaset doldurmasında da çok yararlı olmuş bir insan. İzzet Altınmeşe, Halit Araboğlu, Müslüm Gürses, Kazım Karaörs gibi birçok sanatçı var.

—Evet, birçok Adanalı sanatçının İstanbul´da plak, kaset doldurmasına yardımcı oldu babam, bestelerini de verdi.

***Babanızın toplam kaç eseri bulunmakta piyasada?

—Babamın 300 adet beste ve güftesi, 50 adet de güftesi bulunmaktadır.

***Beğendiği sanatçıların kimler olduklarını biliyor musunuz peki?

—Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü ve Nejat Uygur gibi tiyatrocu sanatçıları çok beğenirdi. Hatta bir gün, hediye edilen bir biletle annemi tiyatroya götürmeye kalkmış, o gitmeyince de beni götürdüğü tiyatro oyununda kahkahalarla gülmüştü.  Müzikte ise Orhan Gencebay; Arif Sağ ve İbrahim Tatlıses´i beğenirdi. Orhan Gencebay´ın iyi bir bağlama üstadı olduğunu, notayı bile tersten okuduğunu söylerdi. Müslüm Gürses´in sesinden çok söyleyiş tarzını çok beğenirdi. Arif Sağ, Orhan Gencebay ve babam… Bu üçünden başka ben bağlama üstadı tanımıyorum, babam da öyle söylerdi.

Âşık Veysel konusu bir de… Babam, “Kızım bunun değerini kimse bilmiyor” derdi. Çok büyük bağlama üstadı… İstanbul´da bizim eve gelmişti. Gelenlerden biri de Zeki Müren di… Zeki Müren´le dosttu babam. Onu çok beğenirdi. Evinde kalırdı. “Bugün Zeki de kaldım. Sakız çiğniyor, şöyle böyle yapıyor derdi.

-Biz doğduğumuzda benle abime “Nartanem, nurtanem bir de sen iki tanem” diye bir türkü yapmış babam. Belki hatırlıyordur Abdurrahman Yağdıran hoca… Halk müziği korosuna ilk gittiğimde Abdurrahman Yağdıran da gelmişti. Konserde onun da türküsü vardı. İşte o sırada beni Murat hocam Abdurrahman hocamın yanına götürdü. “Bu kızımızı tanıdın mı hoca kime benziyor” dediğinde Abdurrahman hoca “Bu Selahattin´in kızı…” diye ağlamaya başladı.  O an bana, “Kahverengi Gözlerin”i oku, “babasının bestesi onu okusun”  dediler. Abdurrahman hoca da:”Kızım nardenem, nurdanem”i okusana,”güzel birtürküonu okusana” dedi. Sonra da:”Haydi gel beraber okuyalım” dedi. Birlikte okuduk. O bana cesaret ve keyf verdi. O günden bu yana Halk Müziği ve Sanat Müziği korolarına devam ediyorum. Türk Sanat Müziği olarak  Zafer Hallaçoğlu yönetimindeki Çukurova Musiki Derneği´ne devam ediyorum. Zafer Hallaçoğlu babamın müzisyen kişiliğine çok önem verir ve hemen hemen her konserinde bir eserine yer verir.   Halk Müziği olarak da Feridun Dalgınlı yönetimindeki Feridun Dalgınlı Türk Halk Müziği Korosu´na gidiyorum. Ve böyle nezih korolarda bulunduğum için de ayrıca çok mutluyum. Annemin rahatsızlığı nedeniyle ikisine de bu yıl gidemedim.

***Ne güzel, sizin de böyle bir müzik yaşamınız var… Yalnız ses mi peki?..

—Evet, korist ve solist olarak konserlerde yer alıyorum.

***Babanızın eserlerini günümüze taşımak, yaşatmak güzel bir duygu elbette.

—Kulak iyi galiba… Babamın bütün eserlerini hemen hemen okuyabiliyorum. Babamın tüm repertuvarına yakın eserlerini seslendirebilirim.

ADANA KÖPRÜBAŞI

Adana köprübaşı

Otur saraya karşı.

Gel beraber gezelim.

Dosta, düşmana karşı.

***

Vur çapayı çapayı.

Vur kazmayı kazmayı.

Kız başına bağlamış.

Oyalı da ipek yazmayı.

***

Pamuk içinde çivit.

Elinde altın divit.

Hem sararmış, hem solmuş.

Birkız için bir yiğit.

 

Selahattin Sarıkaya

Kaynak: www.yeniadana.net