TEPEBAĞ

Sahip olduğundan fazlasını istemeyen insan zengindir.

Marcus Tullius Cicero

 

Biz Adanalılar; sahip olduğumuz uygarlıkların, tarihimizin, kültürümüzün zenginliklerini istiyoruz. Bu zenginlikler Adanalıların geçmişini ve geleceğini içinde barındırmaktadır. Bizler, sahip olduklarımızdan fazlasını istemiyoruz.

Dört tarafı arkeolojik kalıntılarla kuşatılmış çok zengin kültürel bir mirasa sahip topraklarımızda; biliyoruz ki bir çok toplumsal sistemler kurulmuştur. Adanalılar, yerleşim yerlerinin oluşturulduğu bu coğrafyada sahip olduğu kendi değerleriyle geçte olsa buluşacaktır. Tıpkı Tepebağ gibi…

Bu bizim zenginliğimizdir ve bizim olanı istiyoruz.

Adania /Tepebağ, Seyhan Nehri kenarında ki konumu, denize yakınlığı, antik yüzyıllardaki yolların kavşak noktası olması, iklimi, bereketli ovası, ormanları, Toros Dağları’ndaki madenleri ile önemlidir. Savaşlar, depremler, seller bu bölgedeki evleri defalarca yıkmıştır. Sonuçta da bir tepe ortaya çıkmıştır. Tepebağ Höyüğü. Bu höyükten birçok kavimler, değişik kültürler gelip geçmiştir. Tepebağ Adana’nın kalbidir.

İlkokul yıllarımı bu höyük üzerinde geçiren bir Adanalı olarak, kentsel arkeoloji konusunda ne kadar geri olduğumuzu düşünüyorum ve bu topraklardan büyük paralar kazanan büyük sermayelerin başta eğitim olmak üzere şehrimize bir çivi çakmamalarına üzülüyorum. Bu topraklara ve bu toprakların insanına borçludurlar.

Tepebağ Adana’nın tarihidir. Türkiye Kentsel Arkeoloji konusunda epey yol alsada Adana da yakın tarihimizde kazılar yapılmaya başlanmıştır. Çok çok üzücüdür.

Kentin merkezindeki Tepebağ Höyüğü’nde başlatılan Tepebağ projesi çalışmaları sonunda ortaya çıkacak kültür varlıkları Adana’nın tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacaktır.

Tepebağ Höyüğü, 20 hektar alana yayılmıştır ve 15 metre yüksekliktedir.

Bugün, yapılan çalışmalar sonunda yüzeyden yaklaşık 5 metre derinliğe inilmiştir ve 7 kültür tabakası bulunmuştur. Bu da; Geç Tunç Çağı’na kadar kesintisiz bir yaşamın olduğunu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı, Ortaçağ, Bizans, Roma, Hellenistik, Demir Çağ ve Geç Tunç Çağı’na ait pipolar, sikkeler, çanak, çömlek ve değişik figürler bulunmuştur.

Bugün, Tepebağ ve Kayalıbağ mahallerinde ayakta kalabilmiş Adana evleri, Adana’nın tarihi kent kimliğinin en önemli parçalarından biridir.

Tek katlı ve kerpiçten evlerin olduğu Adana da, Seyhan nehrinin ıslahı, bölgedeki pamuk üretiminin gelişmesi ve beraberindeki sanayileşme sayesinde, Adana’da mimari de değişmiştir.

Kerpiç evlerin yerlerini daha dayanıklı ve görkemli kagir ve karkas, 2-3 katlı evler almıştır. Tepebağ Evleri, olarak adlandırılan bir yapı tarzı oluşmuştur.           Bu evler, sivil mimarlık örnekleri arasında yer alır. Hacı Yunuszade Mehmed Efendi Konağı ve güney uçta yer alan ve orta holü çatıdaki sekizgen aydınlık feneri ile ışık alan Bosnalı Salih Efendi Konağı örnek yapılardandır. Yine görkemli bir örnek yapı, Suphi Paşa Konağı da 1976’dan itibaren Atatürk Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Binalar arazinin sokak cephesine yerleştirilirken, arka bölümde de bir avlu oluşturulmuştur. Her yönden bir duvar veya yapı ile çevrili olan bu küçük iç avlulara yaşama mekanlarının yönlendirilmesi ile her konutta kendine özgü açık, yarı açık ve kapalı alanlar bulunmaktadır. Geleneksel bu evlerde, ana yaşam katını oluşturan üst kattaki mekan, dış sofalı ve iç sofalı olarak yapılmıştır.

1882 yılında; misyoner Montgomery evinin Tepebağ Höyük’ün üst kısımlarında inşaatı sırasında, bazı eserlere rastlanmıştır. Bunlardan biri pişmiş topraktan bir figür ve siyah granitten diz çökmüş sol eli göğsünde Mısır kökenli 30 cm. büyüklüğünde bir heykeldir. Bu heykel bir ingiliz yatıyla, çuval içinde Amerika’ya kaçırılmıştır. Bugün New York Metropolitan Müzesi’nde sergilenmektedir.

Araştırmacı Hayes’e göre eser “SATSNEFERU”, 12. Hanedanlığın en iyi heykelcilik karakter özelliklerinin tümünü bünyesinde taşımaktadır. E.W.Barber’e göre ise, heykel üzerindeki elbisenin stili tamamen Önasya özelliklerini taşımaktadır. Bu eser, eğer dönemi içinde buraya gelmiş ise, M.Ö.2.Binin başlarında son görüşlerin aksine, Tepebağ=Adaniia Anadolu’nun tarihsel çağlara girdiği bu dönemlerde Mezopotamya ve Mısır ile canlı bir ticaret ilişkisi içinde olmalıydı. Ya da temsil edilen şahıs aynı dönemde kendi heykeliyle birlikte Adana’ya gelmiş ve bu kente hizmet etmiştir. Şayet, bu eser daha geç dönemlerde bir şekilde Adana’ya getirilmiş olsa da, eserin temsil ettiği şahıstan dolayı, yine Adana’nın birtakım özel statülere sahip bir kent olduğunu kabul etmek gerekecektir. Eser şu anda, New York The Metropolitan Museum of Art’ta, 18.2.2 müzeye geliş numarası ile, 9. Mısır odasında teşhirdedir. (http://wowturkey.com)

1965 yılında; Adana Merkez Bankası inşaasında Roma Dönemine ait mozaiklerin bir kısmı kurtarılarak müzede sergilenmeye başlamıştır. İnönü caddesinde bir hafriyat sırasında aynı döneme ait aslan heykel, Çakmak caddesinde bir başka hafriyatta, yine Roma dönemine ait lahit ortaya çıkarılmıştır.

1971 yılında höyüğün batı eteklerinde, Kuruköprü Mahallesinde dördüncü yüzyıla ait pişmiş topraktan mezarlar ve mezar eşyaları bulunmuştur. Bu alan yerleşimin geç dönemlerde ki, nekropol (toplu mezar) olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak, bölge yerleşim tarihinin ve kronolojik sorunlarının çözülmesi için Tepebağ Höyük bilimsel kazıları ve höyükte kazı yapılmayan geri kalan derinliklerde genel bir yer altı tesbitinin yapılması, büyük önem arz etmektedir.

Sevgiyle Kalın

Salime Kaman