O zamanlar dünya, iletişim teknolojisi sayesinde bu kadar küçülmemişti, mahallemiz kadardı.

Ve bizler böyle bir dünyada büyürken, gelecekte, bilgisayarlarla, akıllı telefonlarla dolu bir hayatımız olacağını hayal bile edemezdik.

Akşam ajansını radyodan dinleyen ailelerimiz vardı. Telefonun olduğu evler parmakla gösterilecek kadar azdı. Şehirlerarası görüşmek için saatlerce, cihazın çıkması için senelerce beklenirdi. Telefon numaraları ya postaneden alınan şehir rehberlerinden ya da küçük ajandalara not edilen kişisel rehberlerden temin edilirdi.

Televizyonun ilk yayınına tanıklık etmiş, renkli ve çok kanallı olanıyla, uzaktan kumandayla nice zaman sonra tanışmış, bilgisayarlarınsa en ilkel haliyle çalışma ortamında karşılaşmış bir neslin çocuklarıydık.

Fotoğraf makinelerinden çıkan siyah-beyaz kareleri görebilmek için on iki ya da otuz altı pozluk filmin bitmesini beklerdik. Tab ettirmek üzere fotoğrafçıya götürdüğümüz andan itibaren de heyecanla onlara dokunabileceğimiz anların yolunu gözlerdik.

Tüketimin bu denli hızla gelişmediği, tam tersine eldekilerle yetinmenin erdem olduğu yıllardı.

Bu değerlerle yaşayan bireyler olarak, aradan geçen süre boyunca, bütün bunların hepsini yapan ve bir arada tutan teknolojinin varlığıyla karşı karşıya kaldık. Benim gibi yıllarca ayak direyenler, acemilik çekenler, güçlük yaşayanlar, hala daha pek çok özelliğini değerlendiremeyenler olsa da merak edip, sorup soruşturduk, kullanmayı öğrendik.

Artık, hayatımızda büyük yer tutan iletişimin ve teknolojisinin insan hayatına ne denli katkı ve kolaylık sunduğunun, ama bir o kadar da bizden bir şeyler alıp götürdüğünün farkındaydık.

Yazının devamını okumak için tıklayın