TRT Adana İl Radyosu´nun unutulmaz çifti SESİYLE, SAZIYLA BESTELERİYLE MÜZİKTEKİ GEN´LER

“Sulara Basma Yârim” adlı türküsüyle ünlenen çok yönlü sanatçı Şaban Gen güfte, bestesinin yanı sıra döneminin aranan usta bir sazı olup, farklı bir sesi olan eşi Necla Babacan Gen´le müzik çifti olarak oluşturdukları birlikteliklerini uzun yıllar yaşamlarına da taşırlarken, altmışlardaki TRT Adana İl Radyosu ve “Çukurova´dan Sesler” topluluğunun  önemli bir sanatçıları olarak her zaman anılmaktadırlar.  

Toplam olarak 15 kadar bestesi var Şaban Gen´in. Bunun 5 kadarı TRT reperuvarındadır. Plaklara okunan türküleri de bulunmakta. Bestelerinin güfteleri ise tamamı kendisine ait.  Eser yapacağım zaman hoşuma giden bir başlık olursa onu işliyor, sonra o güfteye müzik yaparak bestesini tamamlıyor.  Ayrıca bestelerini genelde sakin ortamlarda yapıyor. İlk eseri hâlâ dillerde olan “Sulara Basma Yârim”dir. Yaşam koşullarının ağırlaşması, hayat mücadelesi müziğe ara verdirmiş. “Önceden, bestede fazla para da yoktu” diyor. Geçinebilecek kadar kazandırmıyormuş. Örneğin: 1965/1966 yıllarında eser başına 250 lira alıyormuş. İşte Şaban Gen bu nedenle kuyumculuk mesleğinde karar verip, işinde ustalaşarak Adana´nın saygın esnaflarından biri olmuş. İşini, doğayı seviyor Şaban Gen. Uzun yıllar eşiyle birlikte TRT Adana İl Radyosu sanatçıları olmuşlar. Kendisi saz çalarken eşi de ses olarak hizmet vermiş. Eşi Necla Babacan ile müziğin içinde tanışıp, evlenmişler… (1967) Şen ve mutlu yaşamışlar. Büyük, eskimeyen bir aşkın kahramanı olmuşlar ikisi de. Bu güzel birlikteliklerine nazar değmiş olmalı ki kırk yıl sonra trafik kazasında (2007) eşini torunu ile birlikte kaybetmiş. Yıkılmış, küsmüş her şeye… Hayatında müziğin de bir anlamı kalmamış.

Bu gün biz saz ustası, bestekâr Sayın Şaban Gen ustayla  görüştük. Eşi merhum Necla Babacan Gen´le birlikte uzun yıllar TRT Adana İl Radyosu ve “Çukurova´dan Sesler” topluluğunda görev alan saz ustası, bestekâr Şaban Gen´le o günlerin muhabbetine daldık. Eşi, Necla Babacan Gen´in sanatından da söz açtık.

 

***Müziğe ne zaman nasıl başladın Şaban abi?/resimler/2017-10/30/1014074588960.jpg

—İlkokula gitmeye başlamıştım. Bir gün ninemin yanına gittim. Ninem sefer tasını hazırladı. Bana seslenerek:”Şu yemeği amcana götürür müsün” dedi. Amcama götürdüğümde, amcam okula gidiyor musun?” deyince evet dedim. Ne zaman gittiğimi sorunca da sabahçı olduğumu söyleyince, “öğleden sonra buraya geleceksin” dedi.  O günden sonra da öğle sonları amcamın işyerine gitmeye başladım.  Amcam ufaktan saz çalıyordu. Bu tür şeyleri alıp satıyordu. Orda ben de merak edip çalmaya başladım. Bir gün bir adam geldi dükkâna. Adam saz çalıyor, benim yaşlardaki çocuk da darbuka çalarak ona eşlik ediyordu.  Bu, benim çok etkilendiğim, beğendiğim Hüseyin Araboğlu´ydu. Yanındaki darbuka çalan çocuk da, ölene kadar dostluğumuzun sürdüğü Halit Araboğlu´ydu.

***Hiç ustanız oldu mu?

—Olmadı, kendi kendime öğrendim bağlamayı.

***İlk defa ne zaman konserde saz olarak bulundunuz?

—İlk konserim Ali Limoncu yönetiminde gerçekleştirdi… Amcamın yanında çalışıyordum. Sazda iyi olduğum duyuluyordu artık. AliLimoncu, gelip, konsere çıkmam için  amcamdan izin aldı. Siyah bir takım elbise bularak konsere çıktım. Konserde ortaya oturttular.  Ortaya iyi saz çalanları oturturlardı.

***Şair misiniz peki? Böyle güzel şirler yazıp besteleyorsunuz?

—Şair ya da âşık değilim. Güzel birsöz aklıma gelinceonu besteliyorum

*TRT ADANA İL RADYOSU – “ÇUKUROVA´DAN SESLER”

***Askerlik dönüşü mü Adana Radyosu´na girdiniz?

—Askerden geldikten sonra Ulus Parkıiçerisinde bulunan Piknik Aile Çay Bahçesi´ne Adana Radyosu “Çukurova´dan Sesler” topluluğunun konserini dinlemeye gitmiştim(1964). Konser bitiminde bazı arkadaşları kutlamak için kulise gittiğimde, konserin yöneticisi olan Selahattin Sarıkaya beni görüp:“Merhaba oğlum Şaban ne zaman geldin? Radyoya niye gelmedin?” dediğinde yeni geldiğimi söyledim. Bunun üzerine beni  Adana Radyosu´na davet etti. Bunun üzerine, daha sonra Ali Limoncu´nun yanına gidip: ”Radyodan çağırdılar, gidi mi gitmeyi mi?” dedim. O da:”Oğlum radyo iyi,  senin karekterin uymaz ama git.”dedi. Ben de bundan birkaç gün sonra Adana Radyosu´na girdim. Radyo Müdürü Kemal  Sönmez:”Bundan sonra haftada iki gün gelip program yapacaksın.” dedi.

***Kimler vardı o dönemde radyoda beraber çalıştığınız ve Adana´daki müzik ortamı nasıldı?

—Sazlardan Kazım Sanrı, ZihniYalçın, Mithat Ateş, Özden Sezer, Samittin Demli, Ramazan Şenyaylar, Burhan Paker, Niyazi Saltan ve Vehbi Salman vardı.  Ses sanatçılarından ise Mustafa Canan, Canan Işık, Fahri Işık, Selahattin Polat, Mahmut Özçiftçi, Necdet Çokbilen gibi isimler vardı. Daha sonra Selahattin Sarıkaya İstanbul´a gidince Yaşar Akgüneş yönetimi aldı eline. O zaman da sazlardan Özden Sezer, Halit Araboğlu, Mehmet Genç, Ahmet Tekbilek, Mithat Ateş, Rasim Akciğer, Samittin Demli, Mustafa Yılmaztürk, Ramazan Şenyaylar gibi isimlerle birlikte Necla Babacan, Mürüvvet Kekilli, Neclâ Dönmez, Can Etili, Mahmut Özçiftçi, Müslüm Gürses, Bahri Hazinses, Sadık İçlises, İsmail Akdeniz, İsmail Polat ve Selahattin Polat gibi isimler vardı. Yaşar Akgüneş´e topluluk yöneticiliği teklif edildiğinde.”Sen ne diyorsun?.. Yardımcı olacaksan bu görevi kabul edeceğim, yoksa almayacağım.”dedi. Yardımcı oldum ve güzel çalışmalarımız oldu…

***Nerde çalışma yapıyordunuz?

—Bir dershanemiz vardı. Haftada 2-3 gün ders çalışırdık. Saz olarak 32 lira alıyordum. Birçok ses sanatçısına çaldığımız için fazla alıyorduk. Zor şartlarda çalışıyorduk. İşyerimizi kapatıyorduk. Ama yine de heyecanla yürütüyorduk. Fakat sonradan ne hikmetse Adana´dan Çukurova Radyosu´nu kaldırıp Mersin´e götürdüler. Hiçbir büyüğümüz de niye böyle oldu diye ilgilenmedi. Sahipsiz kaldık. Bu geçim derdi içinde Mersin´e gidip gelmeler de zor olunca müzikten kopmalar oldu.

***Adana Radyosu Mersin´e taşınıp Çukurova Radyosu olduktan sonra bir de sınav yapıldı. Bu sınav nelere yön verdi?

/resimler/2017-10/30/1015228653165.jpg

— Adana Radyosu Mersin´e taşınıp Çukurova Radyosu olduktan sonra Nida Tüfekçi, Hamdi Özbek, Yücel Paşmakçı gibi isimlerin jüri olarak görev aldığı bir sınav yapıldı. Çok kişi sınava girdi. Saz olarak ben kazanıp, denetimi aldım. Bir de Ali Limoncu ve Halil Atılgan vardı. Sadık İçlises, Fahri Işık, Mahmut Özçiftçi de kazandılar. Başka kazananlar oldu mu bilmiyorum. Ses ve sazlardan kazananlar az olduğu için bir ekip kuracak çoğunluğumuz yoktu. Sağolsun Nida Hoca, ne hikmetse, yıllardır emisyon alan ekibi dağıttı. Nida Tüfekçi ve Yaşar Aydaş´ın bulunduğu jüri 1964´den 1974, 1975´e kadar emisyon alan sanatçıları devre dışı bıraktı. Ben, Nida Tüfekçi´ye:”Hocam ben 20 seneden beri çalıyorum, yeni sesler lazım.” dediğimde Nida Tüfekçi:”Oğlum sen kafanı yorma, kazanan olursa sen çalarsın.”dedi.

***Müzik hayatınızla ilgili unutamayacağınız bir anınız var mı?

—Radyodaki ilk stüdyo çalışmamızda Canan Işık´ın okuyacağı bir uzun havanın açılışını Kazım Sanrı, Mithat Ateş, Özden Sezer ve Ramazan Şenyaylardan oluşan saz arkadaşlarımın bana bırakmasını hiç unutamıyorum.

Bir de Hüseyin Araboğlu ile Aziz Çekirge´nin anısını hiç unutamam. Bir gün Aziz Çekirge saz satmak için Sipahi Pazarı´na yanımıza gelip, sazın birini eline alarak çalmaya başlamıştı. O arada, her zaman yaptığı gibi Hüseyin Araboğlu, elinde sazı, Halit Araboğlu darbukası ile geldi bizim dükkâna. Aziz Çekirge çalıyordu o sırada. Hüseyin abiye verdik sazı. Üç – dört taksim yaptıktan sonra Aziz Çekirge´ye verince sazı almadı. Çalmak istemedi.Yıl 1954 – 1955 olabilir…

Yine bir anı… Mersin´e radyoya gitmiştik. Dönüşte arkadaşlarla konuşup: “Bu Halit´i denizde bırakalım” diye anlaştık. Halit Araboğlu tam denize girince minibüs haraket etti ve Halit Araboğlu denizden çıkıp, dizinin altına kadar uzanan beyaz iç çamaşırıyla minibüse doğru  koşmaya başladı. Minibüsün arkasındaki merdivene asılıp yukarı çıkarak:”Lan durun, lan durun, lan durunn…” diyerek küfür etmeye başladı bize. Bunu da hep gülerek anımsarım.

***O yıllardaki Adana´daki müzik ortamı nasıldı?

—O yıllarda Adana´da Piknik, Emirgan ve Kervan Aile Çay Bahçeleri vardı.  Akşam olunca buralar ana baba günü olurdu. Çünkü insanlar daha mutluydu. Akşam olsa da müzik dinlesek diyorlardı. Safiye Ayla, Nurinnisa Toksöz, Nuri Sesigüzel, Eyüp Uyanıkoğlu gibi birçok sanatçılar Adana´ya gelirlerdi. En ünlüleri ve Adana´da en sevilenleri Nurinnisa Toksöz´dü. Ben radyo dışındaki sahne çalışmalarımda bazı ses sanatçılarına da çaldım.

*NURİNNİSA TOKSÖZ

***Dönemin birçok ünlü ses sanatçısına çaldınız. Bunların içinde dönemin en ünlü ses sanatçılarından Nurinisa Toksöz de vardı galiba değil mi?

—Nurinnisa benle çalıştıktan sonra ne zaman Adana´ya gelse saz getirmezdi. O geleceği zaman “Şaban hazır ol” derlerdi. Piknik Müdürü Kıvırcık Yaşar, çağırırdı. Kavalda Oğuz vardı.

***Peki Nurinnisa Toksöz´le çalışmanız nasıl oldu? Nasıl tanıştınız, onunla, nasıl çalışmaya başladınız?

—Nurinnisa o zamanlar çok ünlü, yanına yaklaşılmıyor, Adana´ya program için geldiğinde herkes el pençe divan duruyor. İşteo günlerdeki çalışmamaızda NurinnisaToksöz Fahri Işık´ı yanına çağırdı. Ben de Fahri´ninyanında saygılı bir şekilde duruyorum. Nurinnisa kulis arkasına astığı kağıtta yazılı olan şarkıları gösterip: “Bunları bunları okumayacaksınız .” dedi. Fahri Işık: ”Peki abla, peki abla” diyor böyle saygı göstererek. Ondan sonra sahneye çıktığımızda baktım Nurinnisa Toksöz kulis ardından perdeyi aralayıp bizi kesiyor. Nurinnisa, Özdemir Dinçer, Ateş Köroğlu gibi isimleri saz olarak İstanbul´dan getirmişti. Özdemir Dinçer bana: ”Abla bizle çalışmanı istiyor.” dedi. “Olur” dedim. Fahri´ye söyledim, Fahri: ”Tamam.” dedi. Üç-dört gün sonra da bana: ”Benden başka kimseye çalmayacaksın.”dedi. Ben bunu Fahri´ye dediğimde, Fahri: ”Olur Şaban” dedi. Sonuçta ekmek parası vardı işin ucunda.  Onun için her şeye evet diyorduk. Daha sonra Fahri Mersin´e bir konser kurdu. “Agora Meyhanesi”nden altın plak almış, salon inliyor Fahri Işık diye. Fahri Işık:”Şaban sen çalmazsan ben çıkmam.” dedi. Gidip Nurinnisa Toksöz´e durumu anlattığımda: “Çal kime çalarsan” dedi kızarak.

***Ayrıca o yıllarda  sizi İstanbul´a götürmeye de kalkmışlar.

—NurinnisaToksöz´e plak yapmak için İstanbul´a gittiğimizde Nurinnisa:”Burda kal” dedi. Ben de Yaşar Akgüneş, Fahri Işık ve Devrani´ye dönerek durumu anlattığımda Fahri Işık´la Yaşar Akgüneş:”Sen burda yapamazsın, başına iş alırsın” dediler. Bunun üzerine ben de İstanbul´a gitmekten vazgeçtim.

Yine o yıllarda orginazatör Yogi Kazım´ın (Kazım Gürbüz) tertiplediği ve Necla Babacan, İsmail Polat ve benim katıldığım bir Malatya (Belediye Çay Bahçesi) konserinde (1966) Şükran Ay ve ilk eşi olan Adanalı Turan Turanlı ile Malatya´da karşılaşmıştık. Şükran Ay da Kernek Aile Çay Bahçesi´nde konsere gelmişti. Turan Turanlı aynı zamanda tanışıyorduk. Benim Obalar caddesinin girişindeki eski Balıkçılar çarşısında bant plakçı dükkanım vardı. Babamla amcam dükkânı ayırdıklarında ben bant, kaset, saat işi yapmaya başlamıştım. Turan Turanlı´yı ordan tanıyordum. Zaman zaman iş yerime uğrardı konuşurduk. İşte o Malatya konserinde, beni övmüşler galiba ki, Şükran Ay´ın kocası (Savaş Ay´ın da babası) Turan Turanlı ve Kemani Cavit Deringöl beni gazinoya dinlemeye gelmişler. Beğenince de, “Şükran Hanım´la çalışır mı?” demişler. Yogi Kazım da: ”Bunların maddi durumu iyi. Ailenin de tek çocuğu bırakmazlar. Gelmez İstanbul´a. Buraya bile benim zorumla geldi.” demiş. Daha sonra da Turan Turanlı ile arkadaş olduk zaten.

*”BİZİM ŞABAN”

/resimler/2017-10/30/1014390058327.jpg

***O yıllarda siz de ünlü bir saz sanatçısı olarak Türkiye çapında ün yapmıştınız ki buna bir yerde ben de dolaylı olarak somut birbiçimde tanık oldum… Sayın Orhan Gencebay´a:”Adana´dan Şaban Gen´in selamı var…” dediğimde, aradan geçen yaklaşık 50 yıla rağmen hiç duraksamadan “Bizim Şaban mı?” dedi. Bu da ayrıca bizim için bir gurur kaynağıydı…

– Yıldız Tezcan´ın ilk eşi olan Mahmut Tezcan´ın Beyoğlu´ndaki yazıhanesine 80´li yıllardan önce Mahmut Özçiftçi ile gitmiştik. Beni Orhan Gencebay´la tanıştırıp,”Adana´dan Şaban Gen…” dediklerinde Orhan Gencebay:”Ya gardaş senin ismini ne kadar anıyoruz ya” dedi.

Ayrıca o yıllarda bir gün Mersin´e gittim Bilal Tokmak adlı bir arkadaşın yanına, orda ders veriyordu. Orda bekleyen bir gence sordum hocayı, bilmiyorum dedi. Bunun üzerine ben hoca gelirse Şaban Gen seni sordu deyince abi dur dedi hemen bulim…”

Başka bir anı… Mahmut Özçiftçi yine birinde Abdullah Nail Bayşu´nun evine götürdü. Yukarı  çıktık, üçümüz oturduk. Bayşu: ”Hele biraz çal dinleyelim.”deyince ben çalmaya başladım. A.Nail Bayşu: ”Oğlum gel bak arkadaşların, Orhan Akdeniz falan burada.” dedi.

***Her şarkının, eserin bir doğuş öyküsü vardır… Peki nasıl doğdu bu “Sulara Basma Yârim”? Yıllardır yazamadık. Bu röportajda bari ortaya koyalım Şaban Abi…

—O yıllarda Köymenler Bürücek´de konser kurmuşlardı. Ben, Nurinisa Toksöz, Fahri Işık ve Hasan Kolcuoğlu gittik o konsere. Nurinisa Toksöz konser sonrası ordan İstanbul´a gidecekti. Neyse konser sonrası onu otobüse bindirdim, valizlerini yerleştirdim. Orda o anda dedim artık:

Sulara basma yârim.

Bakışı yosma yârim.

Felek bizi ayırdı

Selamı kesme yârim.

Şiirin tamamını okudum. Adana´ya gelip, sazı elime alıp türküyü besteledim.

*NECLA BABACAN GEN

***Eşiniz rahmetli Necla Babacan Gen hanımefendiyi de saygıyla anıyoruz sırası gelmişken…  Onun müzik hayatından söz edelim biraz da… Nasıl başladı müziğe, bilginiz var mı?

—Rahmetli eşim Necla hanım Mersin´de Bilal Korkmaz´dan müzik dersleri alarak müziğe başladı. Daha sonra da Mersin´deki çay bahçelerinde de sahneye çıktı.

***Adana İl Radyosu sınavını ne zaman ve nasıl kazandı?

— 1965-1966 yıllarıydı sanırım… Fahri Işık, ‘Adana Radyosu´nda sınav var” diyor alıyor getiriyor. Sınava girip kazanıyor sonuçta. O sınavda sesinin güzelliği benim de dikkatimi çekmişti. Ben Fahri´ye:”Ne kadar güzel sesi var bu kızın” demiştim.  Sınavı birçok kişiyle birlikte girip kazandı. Sınav sonrası Mersin´e minibüsle dönerken radyoda okuduğu “Kirpiklerini Ok Eyle” adlı türkünün radyo programında yer alması ayrıca kendisini çok heyecanlandırmış.

***Eşinizle Adana Radyosu´nda mı tanıştınız? Nasıl oldu bu tanışma?

—Eşim radyo sınavını kazanarak programlarda yer almaya başlayınca birlikte çalışmalarımız oldu. Dört, beş yıllık radyo ve “Çukurova´dan Sesler”de ki birliktelik sürecinde birbirimizi sevdik. Daha sonra annesinden istemeye gittiğimde annesi:”Büyüklerin yok mu?” senin dedi.  Ailem benim bir sahne sanatçısıyla evlenmemi istemiyordu. Benim de müzik çalışması yapmamı istemiyorlardı. Bağlamamı gizlice duvarın üstünden Canan Işık´a vererek radyo çalışmalarına gidiyordum.  O sıralarda Necla Babacan Odeon´dan ikinci plağını çıkarıyordu. O bahaneyle evden çıkıp bana geliyor… Baktım bir gün sabahsaat altı gibi kapı çaldı…  Kapıya bakarken, yukardan babam “Kim o Şaban?” dedi. Ben de:”Necla” deyince, babam durdu şöyle bir düşündü yukarı katın merdiveninde. “Al içeri oğlum” dedi “girsin içeri otursun.” Evimiz Çamlık Sineması´nın karşısında iki katlı binaydı.  Altta biz otururduk, üstte de babamlar. Onlarla beraber yer, içerdik. Sonra bir gün babam:”Oğlum siz ayrı yeyin. Necla çekiniyor.” dedi. Bunun üzerine ablamı çağırdım. Eksik olan neyimiz varsa aldık. Sonra eşim de yemek yapmasını öğrendi. Hatta en güzel yemekleri yapmaya başladı. Eşim evlenince radyodaki çalışmasını istemediğim için evinin hanımı oldu.

***Eşiniz hangi tarihte, nasıl kaybettiniz…

— Çok sonraları, eşimin isteği üzerine bir gün ona otomobil de aldım. Aldığı otomobille de kaza yaptı. Mersin yolunda Dadaş´ların otobüsünün vurması sonucunda yolun karşı tarına geçip kaza yapıyor. Kızım özlemle torunum da yanımdaydı. Kendisinin boynu kırılıp hayatını kaybediyor. Torunumu da bu kazada onunla beraber kaybettik. Evliliğimizin 40.yılında böyle bir acı kazayla eşimi ve torunumu kaybettim.

***Rahmetli yengemle birlikte güzel, mutlu bir hayatınız vardı…

—Evliliğimizin 40. yılında bu acı olay oldu. Kırk yıl dolu dolu mutlu yaşadık. Zeki, Özlem, Bülent ve Güngör adlarında dört çocuk sahibi olduk. 11 yıldan beri hâlâ evlenmeyi düşünmüyorum. Gündüz balığa çıkardık, akşamları ise o söyler ben çalardım. Bestelerimiz üstünde çalışırdık yok şurası böyle olmuş, burası böyle olmuş diye. Eşimle de en son,  kaza olmadan 15 gün önce Çukurova Radyosu´nda TRT´nin kuruluş yıldönümüyle ilgili bir programa katılmıştık.

Kaynak: www.yeniadana.net