Son görüşmelerimizi saymazsak, şöyle bir 15-16 yıl öncesinin televizyon ve gazete belgeseli hazırladığımız yağmurlu gününde Tekbilek´lerin Sarıyakup mahallesindeki evlerinde müzik ve Çukurova üzerine rahmetli Devran Baba ve Ahmet Bey ile görüşmelerimiz olmuştu…

Dünyaca ünlü nefesli çalgılar virtüözü Ahmet Tekbilek´i ziyaret ettiğimizde dünyadaki ilk do ve re bas reylerini adam etmekle meşguldü. Nefesli çalgıların her türlüsünü çalabilen Hacı; yeni yaptığı neyle sanatsal uygulayıcılıktaki ve yaratıcılıktaki yolu çok kısaltmıştı.  Oturup konuştuk dünden bugüne, güzel bir gözden geçirme yaptığımız söylenebilirdi.

Cumali Karataş

 

/resimler/2017-11/6/0947470924899.jpg

***Bunca sevilen, bunca başarılı olan sazı, sesi ve dile düşen besteleriyle şöhret olan Adanalı ve Çukurovalı sanatçılarımızdan oluşan Adana İl Radyosu ve “Çukurova´dan Sesler”in, nerdeyse Türkiye radyosuna eşit olan ve Muzaffer Sarısözen tarafından yönetilen Ankara Radyosu´nun “Yurttan Sesler”iyle adeta yarıştığı yolunda bir tarihsel izlenim var bende hocam. Siz ne dersiniz, yanılıyor muyum acaba?

            —Adana İl Radyosu ve Çukurova´dan Sesler´e dahil olduğum o yıllarda ben küçük olduğum için onu pek hatırlayamıyorum ama Adana´yla İzmir arasında bir çekişme vardı.  Burdaki icraat o kadar güçlüydüki, “Yurttan Sesler”le yarış edecek dereceydi.

***Ali Limoncu ve Selahattin Sarıkaya´nın “Çukurova´dan Sesler´i birlikte yönettiği dönemde mi  Adana İl Radyosu´ndaydınız?

Ali Limoncu ile Selahattin Sarıkaya´nın birlikte “Çukurova´nın Sesleri”ni yönettiğini görmedim. Onlar benden önceki dönemlerdi.

***Radyo kurulduktan sonra Ali Limoncu ile öğrencisi Adana İl radyosu´na geçiyorlar ancak Selahattin Sarıkaya bir süre sonra ayrılıyor…

Sene 1960-1961 yıllarıydı. Selahattin Sarıkaya Adana İl Radyosu´nun “Çukurova´dan Sesler” topluluğunu yönetiyordu. Kayıt sırasında: ”Kemal Bey yengen olur.” demiş. Mikrofonlar da açık olduğundan bunu duyan Kemal Bey Selahattin Sarıkaya´yı diskalfiye edince Yaşar Akgüneş “Çukurova´dan Sesler”e şef oldu.

***Siz  ne zaman ve nasıl girdiniz Adana İl Radyosu´na?

Ben 14 yaşındayken aralarındaydım. Yaşar Akgüneş, daha lisedeyken, Erkek Lisesi´nin folklor grubunu çalıştırırken ben Yaşar abinin yanında kaval çalışıyordum. O yıllarda Erkek Lisesi´nde okuyan Burhan Paker ve onun arkadaşı İbrahim de Erkek Lisesi korosuna geliyorlardı. Burhan Paker, İbrahim´in koroda kaval çalmasını istediği için benim koroda kaval çalmamı ı istemiyordu. Ben Yaşar Akgüneş´le çok samimiydim.  Beni kardeşi gibi korurdu. Yaşar Akgüneş Erciyes Sineması´nda karaborsa bilet satarken onun biletlerini ben tutardım. Akşam olunca bana 5 lira verirdi. Dolaylı olarak müzik faaliyetlerinde beni yanında bulundururdu. “Çukurova´dan Sesler”i yönetmeye başladığında da ben otomatik olarak radyoya ve “Çukurova´dan Sesler”e girmiş oldum.

            ***Sizin Adana İl Radyosu´nda bulunduğunuz dönemde başka kimler vardı?

            —Benim bulunduğum dönemde “Çukurova´dan Sesler”in şefi Yaşar Akgüneş´di. Devran Baba 1962´de askerden geldi girdi ”Çukurova´dan Sesler´e. Şaban Gen de tahminen ondan bir yıl kadar sonra askerden gelip girdi. Kadro olarak; Yaşar Akgüneş yönetimindeki koronun bayan solistleri Mürüvvet Kekilli ve Necla Babacan (Gen)´di. Erkek solistler ise Bahri Hazinses, İlhami Kün, Sadık İçlises, İzzet Altınmeşe,  İsmail Polat, Canan Işık, Selahattin Polat. Sazlardan ise Yaşar Akgüneş, Şaban Gen, Mustafa Yılmaztürk (Devran Baba), Mithat Ateş, Özden Sezer, İzzet Bulduk (bağlama), Ramazan Şenyaylar (darbuka), gibi arkadaşlarımız vardı. Metin Şanlıel´den yüzde yüz emin değilim… Acaba o da “Çukurova´dan Sesler”de var mıydı? Acaba diyorum İstanbul´a gittiğimin ilk yıllarında Metin Şanlıel plak, kaset vs. müzik kaydı çalışmalarında çok çalardı, ordan aklımda kalıp da beni yanıltabilir mi?

/resimler/2017-11/6/0948128425432.jpg           

***Sizin dönemde Adana İl Radyosu olarak çalışmalarınızı nerde yapıyordunuz?

Bebekli Kilise´ye varmadan soldaki binanın 1.katında “Çukurova´dan Sesler”in aşağısında da Süleyman Yoldaş çalışırdı, saz imal ederdi.   O yıllarda itfaiyenin yanındaki halkevinde de prova yapar, ordan da çıkıp yürüyerek radyoya giderdik.

            ***” Ne kadar kaldınız radyoda ve “Çukurova´dan Sesler” de? Neden ayrıldınız?

            —Giriş tarihi olan 1962´den 1963´e kadar yaklaşık bir yıl çaldım. Radyo kapatıldıktan sonra hemen Mersin´e taşınmadı. Bu boşlukta ben gündüzleri mesleğim olan terziliği yaparken, geceleri de sahne hayatına devam ediyordum.

***Aldığınız maaşı hatırlayabiliyor musunuz? Başka anımsadığüınız bir şey var mı o günlerden?

Radyoda 62,5 lira aylık alırdı bütün müzisyenler. Bordromuz falan vardı. Ayrıca o günlerden hatırlayabildiğim bir şey olarak şunu söyleyebilirim… Ben radyoya girince “Çukurova´dan Sesler”le birlikte verdiğimiz konserlerde “Çukurova´dan Sesler”in haftalık açılış proğramı vardı.  “Ayşe´m” diye bir türküydü… “Ayşem nerden geldin gezmeden” diye tekrar ederdi.

***Yalnız radyo için mi konserler verdiniz? Halka açık konserleriniz oldu mu?

            —Zaman zaman Piknik, Emirgan, Kervan ve sonradan açılan Gül Bahçesi gibi aile çay bahçelerinde ve ayrıca Ceyhan, Kozan gibi ilçelere konserler vermeye gidiyorduk.

***Şimdi geriye dönüp baktığınızda, 55-60 yıl kadar önceki bu çalışmalarınızı nasıl buluyorsunuz?

Teknolojik zorluklara rağmen sahnedeki müzik icraatlarını gayet güzel buluyorum.   Çok yetenekli ve değerli insanlarla birlikte çalışmışız.

***Müziğin zirvede olduğu o günlerde çay bahçelerinin de dolup taştığını görüyoruz.   

O zamanki çay bahçelerinin zevki hiçbir şeye değişilmezdi. Gazinolar akşamları dolu doluydu. Aile Çay Bahçeleri arasında da rekabet vardı. Üç sacayağı aile bahçesi Piknik, Emirgan ve Kervan´dı. Ancak bu üç gazinoda görürdük ses sistemini.

—Bu gün zar zor yılda bir-iki şarkı gündeme gelirken, o yıllarda çokşarkının patlaması, gündeme gelmesi,sevilmesi de ayrıca diğer bir ilginç konu olsa gerek?

O yıllarda her ay 1-2 beste popüler olur ve çok daha geniş bir çevre tarafından dinlenirdi.

***Hemen öyle bir, iki şarkı aklınıza geliyor mu?

“Aman Aman”, “Derdimi Dermana Geldim”, Nuri Sesigüzel´in sesinden “Yallah Şoför”, “Fabrikanın Çalar Zili”… Bazı müzik konserlerine gelenlerin çoğu bunları okurdu.

***”Aman Aman”ın melodisi aklımda da, “Yallah Şoför yallah apar beni” bir Urfa türküsü olsa gerek. Diğeri de işçi kesimin sevdiği, söylediğimiz bir türküydü:

Fabrikanın çalar zili.

Çıkar fabrikanın gülü.

Ah sarışındır ince beli.

Kız seni seven, yâr seni seven olur deli. 

***Müzikseverler peki… Dinleyiciler hakkında ne diyeceksiniz?

İşi bilen insanların takdiri, sevgisi, teşviki, bizi daha heyecanlandırıyordu. “Marifet iltifata tabidir” derler ya aynen öyleydi.

*** Radyonun Adana´dan Mersin´e taşınması doğru oldu mu? Bunca güzel ve başarılı olan Adana İl Radyosu´nu neden Adana´ya çok gördüler?..

Niye taşınsın ki? Gerekirse oraya da bir radyo kurulsun. Sonra, sanatkârların yüzde 80´i Adana´dandı. Fahri Işık´la İlhami Kün Tarsus´tan, Selahattin Polat Ceyhan´dan gelirdi. Onun haricindekiler burdandı.

***Sayın Ahmet Tekbilek teşekkür ederim, yorduk sizi, yine bir görüşmenin sonuna geldik, her şey için teşeşkkür ederim.

Ben teşekkür ederim Cumali kardeşim emeğin, zahmetin için.

*KAZIM KARAÖRS

Kazım Karaörs Adana´nın saygı değer, kültürlü, notist müzisyenlerinden biriydi. Gazipaşa Ortaokulu´ndan içeri girdiğinizde bir tarafta Kazım Karaörs´ün çalıştırdığı Halk Müziği korosu vardı. Folkorculardan pek öyle notayla uğraşan yoktu. 1961-1962 yıllarında Gazipaşa Ortaokulu folklor kısmının şefi oydu. Halk müziği korosunu Kazım Karaörs yönetirdi; Mürüvvet Kekilli, Ayten Maracı´nın  şefi oydu. Ali Limoncu da iyi sazlardan biriydi. Kazım Sanrı ise benden sonra geldi. Haftada bir çalışma yapardık. Diğer tarafta da Arif Nihat Aka´nın klasik korosu vardı. Arif Nihat Aka yönetiminde Ali Şenozan ile Toktay Sökmen de vardı.

1967-1968 senesinde İzmir Fuarı´nda çalıştığımız grupta Kazım Karaörs saz çalıyordu. Kazım Karaörs çok güzel bağlama çalardı. Halit Araboğlu´nun babası Arap Hüseyin´in hayranıydı. İzmir Fuarı´nda birlikte program yaptığımız yıllarda sazla onu taklit ederek, ilginç bir şeyler yapar, “İşte Arap Hüseyin akordu.” derdi. Mürüvvet Kekilli´ye karşı platonik bir aşk duyduğu söylenirdi.

            *MÜRÜVVET KEKİLLİ VE SOLAK MEMED 

Gazipaşa okulundan Tepebağ´daki kemerli evi 10-20 metre geçince Mürevvet Kekilli´nin evi sağdaydı. Terzilik yapıyordu Mürüvvet abla. Ben de terzi olduğum için Mürevvet ablayla tanıştım. Ben 12 yaşlarındayken Mürüvvet Kekilli´yi tanıdım. Mürvet Kekilli´yle Yaşar Abi ve Solak Memed vasıtasıyla tanıştım. Yaşar abiyle beraber birkaç düğünde çaldığımızı hatırlarım. Çamlık sinemasının arkasında çaldığımızda Mürüvvet Kekilli ile Çolak Memed de vardı. Burda tabii kimsenin sözünü etmediği bir isim var; Solak Memed… Solak Memed lüks otelin altında berberdi. Mürüvvet ablaya çalardı. Yaşar Abi sinema bileti satıyordu, fakir bir ailenin çocuğuydu, öğrenciydi.

*SELAHATTİN SARIKAYA – RÜŞTÜ DEMİRCİ

            Adana İl Radyosu ve “Çukurova´dan Sesler´den ayrılan Selahattin Sarıkaya İstanbul´a gidip, Odeon Palk Şirketi´nde müzik direktörlüğü yapmaya başladı. O yıllarda “Kara Kaşlı Hatice”yi Yıldız Tezcan´la patlattı. Rüştü Demirci ile Selahattin Sarıkaya asker arkadaşıydılar. Selahattin Sarıkaya Rüşrü Demirci´nin evinde kalırdı. O ara Odeon´a gelen Adanalı sanatçılara da yardımcı oluyordu. Rüştü Demirci, ses sanatçılığının yanı sıra komiklik de yapardı. Ateş Böceği Yalçın´ın abisi Vedat´la birlikte çalışırlardı. Rüştü Demirci hazine gibiydi. Besteleri çoktu. Her sabah yeni bestelerle evden çıkardı. Selahattin Sarıkaya onun bestelerinden, sözlerinden plaklarda yararlanırdı. Rüştü Demirci bana da büyük abilik, babalık yaptı. 1963-64 yazında NurinnisaToksöz´le beraber İstanbul´a gittiğimde ben de onların evinde aylarca kaldım.

Kaynak: www.yeniadana.net