Sarılmak, Mahzun Mahzun Sarılmak

Sevdiğim insanlara,
Kızabilirdim,
Eğer sevmek bana,
Mahzun durmayı,
Öğretmeseydi.
( Orhan Veli, Eylül 1937)

●●●●○○○○●●●●

Mahzun bir bakış ve sarılma…
Hep bilirsiniz o ‘mahzun’ sarılmayı,
Küçük oğlum yapıyor bana bunu,
Büyük oğlum da yapardı çocukken,
Ben de rahmetli ana babama,
Mahzun mahzun sarılırdım.
Hiç düşünmeden sımsıkı sarılmak,
Konuşmadan, gözler kapalı,
Gözler açıksa da, bakmadan,
Öyle dakikalarca sarılmak, kalmak,
Ne çok şeyi hallederdi, temizlerdi.
Sevmek bize mahzunluğu öğretti,
Tek çare sarılmaktı, içimizden gelen,
Biz de sarıldık, çaresiz…

●●●●○○○○●●●●

Farkında mısınız bilmem?
Kaybediyoruz insani hasletlerimizi.
Temasımız sadece görsel ve işitsel ,
İletişimimiz bir sembolik görüntü,
Bir resim, bir ses, sil ya da kaydet.
Sevmek bizzat kızmayı öğretiyor artık.
Garaza, hasete, kıskançlığa meyilliyiz.
Bilmiyor ve ısrarla öğrenmiyoruz sarılmayı,
Sanal bir dünyada, dokunamadan, robotik,
Sımsıkı sarılamadan yaşıyoruz artık.
Candan bir sarılamadan günler geçiyor.
Dokunmanın ruhu bebek gibi okşayışını,
Saçlarda gezen elin alıp götürüşünü,
Bir sırt kaşımanın muhteşem terapisini,
Elleri avuç içinde eritmenin sihirini,
Unuttuk, kaybediyoruz, yitiriyoruz.
Sevmek bize, mahzun buğulu gözlerle,
Bakıp susmayı, sabretmeyi öğrettiydi.
Tek çare sarılmaktı, içimizden gelen,
Bizde sımsıkı sarılırdık, çaresiz…

●●●●○○○○●●●●

Sarılma, kucaklama, sarmak, sarmalamak.
Sadece şair iç içe geçirmiyor kelimeleri,
Tek Picasso birbiri içinde eritmiyor figürleri,
Yalnız asma ile sarmaşık değil sarılın diyen,
Bilim bile bize, biribirinize sarılın diyor,
Tensel nöronlara, sinir hücrelerine dokunuşla,
Endorfinler, nöropeptidler, oksitosinler fora,
İyi hissettiricilerimiz boca ediliyor damarlara,
İç acı dindiricilerimiz salınıyor dokularımıza,
Bilim bile sımsıkı sarılın diyor.
Sarılmanın beleş sağıltımından mahrumuz,
Ne çektiğimiz biz olmayan selfie,
Ne seyrettiğimiz hayatımızı anlatan dizi,
Ne ait olduğumuzu sandığımız ‘‘Society’’,
Ne gördüğümüz, ne işittiğimiz vermiyor,
Samimi, içten ve candan sarılmanın verdiğini.
Bizim kuşak hakikaten sevmeyi çok sevdi,
Ve sevmek bizi mahzunluğa gark etti,
Tek çare sarılmaktı, elimizden gelen,
Bizde sımsıkı sarılırdık, çaresiz…

●●●●○○○○●●●●

Kalkıp, Can Yücel’in dediği gibi,
İstediğiniz gibi sarılın bugün,
Gururdan başka ne tutuyor sizi sahi.
Ne var, bizi daha mutlu edecek bu dünyada,
Anamızın dizinden, kardeşimizin omzundan,
Eşin, dostun, sevgilinin döşünden gayri.
Gidip, o başı bir bastırmak gerek göğsünüze,
Dürtüp; hasedin, garazın gözüne gözüne,
Çatlasın görünce mutluluğunuzdaki payı
Anlasın samimiyet ayrı, namünasip ayrı.
Bunca itişmenin, kördöğüşü ve nefretin,
Bunca seviyesizliğin, sevgisizliğin ortasında,
Sarılmak da nereden çıktı demeyin.
Biz hasreti kucaklaşmayla vuslata devşiren,
Nefreti, kini bir sarılmayla laf-ı güzafa çeviren,
Sevgiyi saygıyı sarıp sarmalayıp illaki gösteren,
El tutan, baş okşayan, sırt sıvazlayanlardık.
Öyle naif bir millettik biz eskiden.
Severdik, sevmeyi çok severdik,
Kızamazdık mahzunluğumuzdan,
Bir bildiğimiz sarılmaktı sevdiğimize,
Mahzun mahzun sarılırdık çaresiz…