N-hyXVxNNjM

1 Aralık’ta vizyona giren, yılın en iyi komedi filmlerinden biri olmaya aday Aile Arasında filminin Fikret karakteri Engin Günaydın ile bir araya geldik. Günaydın ile Fikret karakteri ve yaratım süreci, motivasyonları, Türkiye’deki komedi filmlerinin niteliği ve uzun zamandır üstünde çalıştığı projesi Hücreler oyunu ile ilgili yeni gelişmeleri konuştuk.

Komedi filmlerinde yarattığı özgün karakterlerin yanında dramada da oldukça psikolojik bir oyunculuk performansı sergileyen Engin Günaydın, son olarak Gülse Birsel’in senaryosunu yazıp oynadığı Aile Arasında filmi ile karşımıza çıktı. Fikret karakteri ile filmin başrollerinden olan Engin Günaydın’a; Demet Evgar, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Fatih Artman, Derya Karadaş, Şevket Çoruh, Ayta Sözeri ve Devin Özgür Çınar gibi oyuncular eşlik ediyor. İzleyenlerden kısa sürede tam not alan Aile Arasında filminin tüm yaratım süreci, aşamaları ve sonuçlarını değerlendirdiğimiz Günaydın ile hayatı, Türkiye’deki sinema ve sahne sanatlarının durumu, rolüne hazırlanırken nasıl yollar izlediği gibi diğer konuları da detaylıca konuştuk.

Aile Arasında filmi tempolu ve oldukça komik bir film. Bu filme ilk karar verdiğiniz andan bugün vizyona girene kadarki süreçten bahsedebilir misiniz?

Filmin karakterleri aslında yeniydi ve bu anlaşılmak adına bir endişe yaratıyordu. Yani oynadığım karakter bana göre çok bilindik bir sinema karakteri değildi. Bizde komedi karakterleri biraz daha baskın, hâkim, biraz alaycı ve başkalarının hayatına müdahale eden, kendi içinde zeki ve bazılarına göre kıvrak zekaya sahip. Böyle karakterler çok sevilerek ve beğenilerek izleniyordu. Fikret karakteri kendi içerisinde kapalı, üzgün, ilişki kuramayan, zayıf bir karakter gibi duruyor. Burada onun komedisini nasıl ortaya çıkaracağız ve popüler bir komedi karakteri haline nasıl getireceğimiz biraz endişe veriyordu. Fakat ben de bu karakterleri iyi tanıdığım ve bu türden komediyle ilgili bir hayattan geldiğim için daha yakın buldum. Aslında ben Türkiye’deki karakterlerin böyle olduğunu düşünüyorum. Yani Türkiye’deki komedi karakterlerini ülkedeki karakterlere benzetemiyorum. Ama mesela benim oynadığım gibi bir karaktere daha çok benzetiyorum. Bu yüzden seyircinin bir bağ kuracağından emindik. Fakat nasıl bir bağ kuracağıyla ilgili endişelerimiz vardı. Ama sonra film vizyona girdikten, seyirciyle buluştuktan ve gişe rakamlarını gördükten sonra anladık ki seyircinin bu türden karakterlerle bağı çok güçlü. Böyle olunca ben de çok rahatladım. Çünkü böyle karakterleri yazmayı ve oynamayı çok seviyorum ve oynamaya da devam edeceğim. Bana çok renkli geliyor ve çok da geniş bir yelpazesi var. Fikret karakterinin kendi içerisinde zayıf, ilişki kuramayan ve bir nevi asosyal oluşu ancak film boyunca değişimi, daha baskın hâle gelmesi ve bunları yaparken saçmalaması filmin ana ekseniydi. Aktarılmak istenen bu kısım da başarılı oldu. Bu konuda Gülse’nin (Birsel) de benim de fikrim böyleydi çünkü. O da çok seviyor anti-kahramanları. Kara mizahta ve dramada seyirci anti-kahramanlarla daha rahat ilişki kurulabiliyor ama komedi filmlerinde biraz zorlayıcı olabiliyor. Anladık ki bu tip karakterlerin de seyirci ile bağı güçlü, işe yarar bir hâli var. Bu durum Gülse’nin de, benim de, hepimizin içini rahatlattı.

Gerçekten Aile Arasında filmi için akıllı ve üstüne düşünülmüş bir komedi diyebiliyoruz. Neredeyse son günlerde kahkaha atabileceğimiz zeki bir komedi filmi bulmak zorlaştı. Bu yüzden Fikret karakterinden bahsetmek istiyorum. Fikret karakteri için nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz, karakter sizin için mi yazıldı veya ne kadarı senaryoda vardı?

Gülse çok uzun süredir beni tanıdığı için nasıl birisi olduğumu da biliyor. Dolayısıyla ne tür karakterleri sevdiğimi de iyi biliyor. Fikret tabii benim için de yazılmış bir rol. Çünkü bu konuda başarılı olacağımı biliyordu Gülse. Alanlarımı ve sınırlarımı nasıl bir seviyeye çıkarak bu alanları genişleteceğimi biliyordu. Evet benim için yazılmış olabilir ama Gülse’nin zaten böyle bir üslubu var. Önce kimin oynayacağını belirliyor sonra o kişinin yeteneklerine göre rolü genişletebildikçe genişletiyor. Dizide de özellikle bunu yapardı, filmde de aynı üslubu kullandı. Özellikle Demet (Evgar) ile aramızdaki ilişkiyi güçlendirmek adına maharet alanlarımızı iyi değerlendirdiğini düşünüyorum. Seyircinin kurduğu bağ ile zaten kafamdakiler daha da netleşmiş oldu. Bir de komedide dramdan farklı olarak başka bir hikâye süreci oluşabiliyor. Timing (zamanlama) denilen bir baş belamız vardır ve komedyenler hiç sevmez bunu. Ancak yapmak zorundadır çünkü seyirci ile ortak noktada buluşturan bir şeydir timing. Ancak burada bir kesinlik ve netlik yoktur, milyarda bir ihtimaldir timing bulabilmek. Onun için de sahne üzerinde veya komedi çalışırken olabildiğince herkesin esnek olabilmesi gerekiyor. Oyuncunun, yazarın hem de yönetmenin yani set üzerinde herkesin biraz esnemesi gerekiyor. Sette çok eğlenmek, neşe içerisinde olmaktan ziyade büyük bir stresle ve arayışla geçiriyoruz zamanımızı.

Ne kadar bir set süresi geçirdiniz peki?

Yedi hafta sürdü. Elbette bir filme göre çok uzundu ama sahnelere çalışma süremiz de otomatik olarak uzamış oldu. Yani sahneyi oynadık hadi bitti gözüyle bakılmıyordu. Herkes sahneye olabildiğince daha çok timing, daha çok espri koyabilmek için çabalıyordu. Bunun için de yeterli zamanımız vardı. İlk etapta acaba çok mu uzun diye düşünüyorduk ama sonrasında buna sevindik çünkü gerçekten zamanımız aslında tam yetecek kadarmış. Çünkü insan daha fazla çalışmak istiyor ve yedi hafta gibi bir sürenin varlığı oldukça iyi oldu.

Evet genelde hem prodüksiyon giderleri hem de diğer masraflar açısından üç hafta gibi sıkıştırlmış sürelerde bitirmek istiyor yapımcılar setleri. Ancak böyle bir film ortaya koyabilmek için yedi hafta göze batmıyor, yani sizin için de oldukça iyi olmuş.

Kesinlikle, ama üç hafta gibi sürelerde tamamlamak mümkün değil. Zaten ben film teklifleri geldiğinde ilk önce süresini soruyorum. Ne kadar sürede çekeceksiniz diye sorduğumda iki veya üç haftada çekileceği söylenirse senaryoya bakmıyorum. Çünkü bu mümkün değil benim gözümde ve filmler dünyanın her yerinde en az beş hafta setlerle bitiriliyor. Herkesin kendi kafasına göre zaman veya biçim üretmesini gerçekçi bulmuyorum. Bu yüzden iki-üç haftalık set sürelerini de gerçekçi bulamıyorum. Bu yüzden buradaki mantık hatasını fark ederek direkt senaryoyu reddediyorum.

Merak ettiğim bir konu da rolünüze partnerlerinizle mi, evde kendi başınıza mı, bir oyuncu koçuyla mı yoksa prova sırasında, o anda mı çalışıyorsunuz?

Sahne üzerinde aslında daha çok. Elbette genel tavır ve biçimlerimin hepsini önceden kendi başıma düşünüyorum. Ama en önemli konu sahne üzerinde partnerlerinizle kurduğunuz ilişki ve gerçeklik. Kesinlikle gerçeklik çok önemli. Yani benim evde çalıştığım bir şeyi sahne üzerine getirebilmem çok zor, çünkü çok kalabalık sahneler oluyor, herkesin tonunu bilmiyorum ve partnerimin hangi yönelişine, nasıl bir tepki verebileceğimi o anda bilebileceğim için bunu sahnede gerçekleştirmek daha doğru geliyor. Bu yüzden aslında o yedi haftalık sürecin içerisinde bu tip çalışmalar da dahildi. Böylece herkes kendi biçiminde kendi postürünü, gardını alabilme şansı da yakalamış oldu. Elbette dört hafta bir okuma provası ardından başlayan yedi haftalık bir çekim süreciyle tamamlanmış oldu proje. İlk okumalar, ikili çalışmalar ve hafif ayaklanmaların ardından kameraların gelmesiyle birlikte bir netlik kazanmaya başladı. Oyuncu özellikle komedyenler her provada timing’ini belli etmek istemez çünkü bir sahneyi üç kere aynı performansla oynarsanız artık esprinize alışırsınız ve gülmemeye başlarsınız. Bu sebepten neredeyse herkesin timing’lerini gösterebilmek için seti bekletmesi gerektiği de oldu.

 

©Nazlı Erdemirel

Yazının devamını okumak için tıklayın