Bir Arkadaş, Dost Kaybının Ardından

Kırk dört yıllık kadim ve güzel bir dostu,
Toprakla haşir neşir bir bilim insanını,
Prof. Dr. Akın Oğuz Dinç’i kaybettik.
Tarsus Amerikan Koleji’nde minnacıkken,
Lise yıllarında kendimizi adam sanırken,
Üniversitede ‘bişey’ olmadığımızı anlarken,
Doktora, ihtisas, kariyer diye yırtınırken,
Zaman ve insanlar bizi sınayıp dururken,
Yaşama direnmeye, hem de keyfetmeye,
Ömrü, heba etmemeye çalışırken,
Onun ömürcüğü tükeniverdi, ansızın.
Tanıyan iyi tanır, bilen bilir zaten onu,
Bilir de, onun şahsında ve anısında,
Bir insan kişiliği anlatmak isterim, gıptayla,
Bir de geriye kalan bir hissi.
Bizleri hakikatin nuruna biraz daha yakın,
Biraz daha insana dönük etsin diye,
İsterim iki kelam edeyim, naçizane…

●●●●○○○○●●●●

Bir dostun ya da yakının kaybında,
Önce siması, sonra edası akla geliyor.
Sonra sohbetler, cümleler, kelimeler,
Sonra sessiz bir çehre, belki bir gülücük.
Sonra hepsi uçup ve ardında bir his kalıyor,
Pür nur bir his…
İşte o his, geçmişteki beraber geçirilen,
Küre-i arz üstünde harcanan zamanın,
Artısı nakısı, çarpısı bölüsünün son kalanı.
Bir ufacık his…
İnsanlar nerede, nasıl yaşarlarsa yaşasınlar,
Ömürlerini neye harcarlarsa harcasınlar,
Neyin ardından, neye koşarlarsa koşsunlar,
Farkedip ya da farketmeden,
Görevlerini yaparak ya da gelişigüzel,
Ömürler bitip, sadece bellekteki o ‘siz’ kalınca,
Maddeyi görünmez, kimyayı bilinmez kılıyor,
Zahiri dünyada kalanın batıni zihini.
Gidenin ardında küçük ama yoğun,
Sanki yaşamının damıtık, derişik bir usaresi,
İnsanı insandan ayıran,
O his kalıyor, bir ve tek…

●●●●○○○○●●●●

Koca bir ömürden süzülüp süzülüp,
O insandan sana kalan,
Koca yaşamdan artan tek damla var ya,
Tam orta yerimize oturup çakılan,
Ne maldan mülkten bir payı,
Ne mevkiden payeden paydası olan,
O hissin esası, insanlık erdemleri…​
Hani öyle ki;
Ne bindiği uzun yeleli kır atı anımsarız,
Ne giydiği pembe incili kaftanı…
Önce ayna dostu o çehresi hattı,
Sonra oturduğu payi tahtı,
En son ben sandığı cüssesi, ayağının sesi,
Birde kendinden büyük gölgesi,
Göçüp gider de onunla beraber,
Akılda bir gülücüğü, bir de o his kalır ya.
İşte o his,
Hayatının özetidir adamın…

●●●●○○○○●●●●

Er kişinin ardında bıraktığı,
O kalan son his damlasında ne var diye,
Hep açıp bakarız, bakarız da;
İnsanlık erdemlerinin en güzelleri,
Tolerans, tevazu ve teavünü birarada,
Çok enderi nadiyattan görürüz.
Çorak fani bedenlerimizin bencilliğinde,
İnsan hasletlerinin bu en değerlilerini,
Hem de, birarada yeşertebilmişi yitirdiğinizde,
Hissedilen şey,
Her kula nasip olmaz.
İnsanın tesviyesi, gerçek eni tevazunun,
Belki en zor ulaşılan insanlık boyu toleransın,
Mutlak ve görünmez derinliği teavünün,
Nasılda o küçücük son damlaya,
Ama, o tek kalan hisse sığdığına şaşırırsınız.
Zamanı gelince bir kez daha anlarsınız ki,
Naiflik, aslında en büyük farkındalık.
İşte bazen böyle bir adam ölür,
Ansızın herşey uçar, yok olur,
Bir silüet kalır belli belirsiz,
Bir de tek damla bir derin his,
Siz insan olduğunuza sevinirsiniz…