Taşar Erkol

Taşar Erkol

“DRAMA & ROMANTİZM”

Tarih              : 19.01.2018

Yer                 : Büyükşehir Belediyesi

 

Şef                   : Antonio PİROLLİ

Solist               : Artemis Sis BALKIS “Viyola”

 

Program         : C. Forsyth            / Viyola Konçertosu

  1. PROKOFİEV / Romeo & Juliete

 

Cecil FORSYTH

Doğum: 30 Kasım 1870 Greenwich, İngiltere

Ölüm   : 7 Aralık 1941 New York, ABD

Cecil Forsyth, İngiliz besteci ve müzikologdu. Edinburgh Üniversitesi’nde ve Kraliyet Müzik Koleji’nde (Charles Villiers Stanford ve Hubert Parry ile birlikte) çeşitli Londra Orkestralarında viyola çaldı.

Onun kompozisyonları, 1903’de Proms’de solist olarak Émile Férir ile prömiyeri yapılan G minör’ de Viyola Konçertosu, Westward Ho operaları! ve Cinderella, “koro balad” Tinker, Terzi ve viyola ve piyano için Chanson celtique adlı bir parça. Müzikle ilgili kitapları arasında Müzik ve Milliyetçilik: İngiliz Opera’ sının (1911), Koro Orkestrasyonunun (1920), Bir Müzik Tarihi (1916 – Stanford’da) ve Bir Müzik Tarihi Dergisi (1923). Forsyth, en iyi 1914’te yayınlanan ve 1935’te revize edilen Orkestrasyonuyla en iyi biliniyor.

Dover, 1983’te revizyonunu, özellikle enstrümantal kültür ve zekayı içeren bilgiler veren besteci William Bolcom’un yeni bir önsözüyle yeniden basımını yayınladı.

Şef Adrian Boult; Adrian Boult’un Müzik bölümünde, Forsyth’in Ralph Vaughan Williams’a ikinci bir Londra Senfonisinin orkestrasyonunu nasıl tavsiye ettiğini anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından sonra New York’a gitti ve hayatının geri kalanını orada yaşadı.

 

Viyola Konçertosu     Sol Minör

1989 yazdı. Gösterişli bir kadans dâhil, büyük orkestra “tutti”leri ve lirik ezgiler vardır. Büyük Romantik keman konçertolarında olan her şey, bu viyola konçertosunda vardır. Forsyth’in Viyola Konçertosu nispeten popülerdi.1903’te prömiyerinde ani bir sansasyon yarattı, eleştirmenlerin beğenisini kazanarak hızla viyolanın favorisi oldu. Bir viyola solistinin duyulması nadiren olduğu bir dönemde pek çok performans sergiledi. Ancak, yeni viyola solistleri ve yeni viyola konçertoları ortaya çıktığında, Forsyth’in konçertosu lehte tükendi. Schott’un 1990’lı yıllardaki nota müziği ve Lawrence Power’ın 2005 yılı kayıtlarından (ki bu kazayla ortaya çıkan albümü, Benjamin Dale’s Suite’i kaydetmeyi planladığı) kısmen de olsa son yıllarda konçerto tekrar geniş bir ilgi uyandırdı. Geç romantizm dönemi viyola konçertosunun nadir rastlanan bir örneğidir. Konçerto 1903’te yazılmışken, müzikal stili, Camille Saint-Saëns veya Édouard Lalo’nun eserlerine benzeyen Romantik geleneğe sıkı sıkıya bağlıdır. Forsyth kendisi bir viyolacıydı. Bu nedenle konçerto deyimsel ve viyolanın büyük etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Forsyth de bir orkestracı olarak iyi bir şekilde kabul edildi ve orkestrasyon dengeli bir şekilde dengeli bir hale getirildi, böylece izleyiciler viyolayı duyabiliyorlardı.

Standart Klasik konçertolardan standart yirminci yüzyıl konçertolarına hoş bir geçiş yapmıştır. Hoffmeister veya Stamitz’ten konçertolarından, Hindemith, Walton veya Bartók’ tan konçertoya geçmek hem teknik hem de müzikal viyolalara karşı bir meydan okuma sunabilir. Forsyth’in konçertosu bu zorlukları güzelce köprülemekte ve aynı zamanda diğer standart konçerto repertuarından stilist olarak hızlanma şansını da sağlamaktadır. Forsyth’in konçertosu, özellikle de ilk hareket, özellikle tanıtım bölümünde ve tekrarlanan açıklama öncesi geniş kadans ile öne çıkıyor. Forsyth’in Viyola Konçertosu, dinlemenin tadını çıkaracağınız harika bir müzik parçasıdır.

 

Sergei Prokofiev (1891 – 1953)

Sergey Sergeviç Prokofyev / Sergei Sergeyevich Prokofiev

Doğum: 27 Nisan 1891 Sontsovka (Donetsk Oblast) – Ölüm: 5 Mart 1953

 

Birçok değişik müzik türünü ustalıkla icra edebilen, bu özelliği ile 20. yüzyılın en önemli yorumcularından sayılan ünlü piyanist ve bestecidir. Annesi bir piyanist babası ise zengin bir ziraat mühendisi idi…

Prokofyev’in olağan dışı müzik yeteneği 5 yaşında ortaya çıktı. Müzik eğitimi, annesinden aldığı piyano dersleriyle başladı. Bir süre sonra, dinleyicilerini aile dostları ve komşuların oluşturduğu konserler vermeye başladı. Üzerine eserler yazmak amacıyla temalarını not aldığı, küçük köpek yavruları adını verdiği bir not defteri tutmaktaydı. Annesi, St. Petersburg’da oturan babasını ziyarete gittiğinde, büyük şehrin müzik ortamını görmesi için Sergei’i de yanında götürürdü. Bu geziler sayesinde Prokofyev, Rus bestecilerinin büyük çaplı yapıtlarını dinleme fırsatı bulmuştu. 7 yaşında ise satranç oynamayı öğrendi ve bu oyunu zamanındaki şampiyonlarla boy ölçüşebilecek kadar ustaca oynadı. Prokofyev’in hayatı boyunca bu ikili (müzik ve satranç) bir tutku olarak kaldı.

Bu arada Gliere’in (1875-1956) öğrencisi oldu ve onun tarafından Glazunov’a (1865-1936) tanıştırıldı. Petersburg Konservatuvarı’na yazılan Prokofyev, burada Liadov, Rimski-Korsakov ve Vitol’ün öğrencisi oldu. Ustalarının pedagojik akademiciliğiyle pek bütünleşemeyen besteci, klasik öğretimin baskısına beceriksizce karşı çıkıyordu ve bu durumu tekniğini borçlu olduğu Yesipova ve orkestrayı tanımasına yardımcı olan Çerephin’le yaptığı çalışmalar sayesinde dengeleyebiliyordu. Böylelikle yaşadığı dönemin müzik ve sanat yaşamına dalan besteci, 1. Piyano Konçertosu, Toccata ya da Kumarbaz gibi son derece çeşitlilik gösteren yapıtlarda yavaş yavaş oluşan yeni bir dille kendini kabul ettirdi. 1902 yılında yorum dersleri almadan önce bile birkaç tane yenilikçi eser bestelemişti. İlk zamanlarında ürettiği bir Fa majör eserinde siyah notalara dokunmayı sevmediğinden si bemolü kullanmamıştı. Yeteri kadar teorik alt yapıyı öğrendikten sonra kendi tarzını oluşturacak denemelere başladı. 1910 yılında babasının ölmesi ilen birlikte ekonomik desteği de sonra erdi, ama bu süreye kadar edindiği ünü ile kendi yaşamını geçindirebilecek kadar para kazanabildi. 1918 yılının Mayıs ayında hem Rusya’daki devrimin etkisi ile huzursuz ortamdan kaçmak hem de kendi deneysel müziğini yapabileceği daha rahat bir ortam bulmak için kalıcı bir süreliğine olmak üzere Amerika’ya doğru hareket etti. Müziğinin olgunlaşmasında önemli bir yere sahip olan film müziğine duyduğu ilgiden dolayı film endüstrisinde bulundu. Kendine ve diğer birtakım Rus bestecilerine ait kaydı bulunmayan piyano eserlerinin kayıtlarını yaptı.

San Francisco’ya ulaştıktan sonra hemen diğer ünlü Rus sığınmacılarla karşılaştırıldı. Bundan sonra da New York’ta bir solo konser vermek üzere yolculuğa çıktı. Bunu diğer konserler izledi. Bir opera bestelemek için bir anlaşma imzalamasına rağmen çeşitli sorunlardan dolayı bu opera macerası başarıya ulaşamadı ve bu başarısızlık Prokofyev’in Amerika macerasının da sonu oldu. 1920 yılında Rusya’ya başarısız bir şekilde dönmek istemediğinden dolayı Paris’e gitti. Burada kendisinin müziğine daha hazır olan bir ortam bulan Prokofiev yarım bıraktığı işlerine geri döndü ve onları bitirdi.

Debussy, R. Strauss, Skryabin, Schönberg gibi bestecilerin yapıtlarını inceleyerek bunlardan kısa bir süre için etkilendi. 1917’den 1933’e kadar Avrupa’da bulunmuş olan Prokofyev, Diaghilev’le de tanıştı ve onun için baleler besteledi; operanın yanı sıra bunlar da Prokofyev için bir araştırma alanı oluşturuyordu. Çelik Adım (1925), Ateş Perisi (1922-1925) bu çalışmaları arasındadır.

1930’lu yılların başında Prokofyev’in evine duyduğu özlemin artması ile eserlerinin prömiyerlerini daha sık olarak kendi ülkesinde yapmaya başladı. Avrupa’ya pek alışama­mıştı; 1927’de S.S.C.B’ne yaptığı bir geziden sonra, 1933’te buraya kesinlikle yerleşmeye karar verdi. 1934 yılında Prokofyev kalıcı olarak Sovyetler Birliği’ne geri döndü. Ailesi ise kendinden bir yıl sonra geri dönebildi. Sovyetler Birliği’ndeki değişen politikalar sayesinde kendine daha özgür bir alan bulabildi, yalnız bu politikalar Rus yorumcuların neredeyse tümüyle dışarı ile olan ilişkisini koparıyordu. İşte bu tarihten sonra, önünde çok verimli bir yoğun çalışma dönemi açıldı ve bunun sonucunda müzikçi büyük boyutlu yapıtlar oluşturdu:

Savaş ve Barış (1941-1942), Has Bir Adam (1947-1948) gibi operalar; Romeo ve Jülyet (1935), Taştan Çiçek (1949) gibi baleler; Aleksandr Nevski (1938), Barış Bekçisi (1950) gibi kantatlar bu eserler arasındadır.

Sovyet döneminin başlıca özelliği, temelde, açık seçiklikten, giderek artan yalınlıktan oluşmuş, ritimlerde ve klasik ama özgün biçimlere bağlılıkta kendini belli eden bir klasisizmdir. Gösteri biçimleri sayılan opera ve baleye düşkünlüğüne karşın Prokofyev, senfonik müzikten uzaklaşmadı.Bu anlayış içinde, besteci ilk yapıtlarını senfonik bir tarzda yeniden ele aldı: Ateş Perisi operası 3. Senfoni’ye, Müsrif Oğul 4. Senfoni’ye dönüştü. Daha başka yapıtlarını da süit biçiminde ele aldı: İskit Süiti; Üç Portakalın Aşkı; Teğmen Kije (film müziği, 1934); Romeo ve Jülyet.

Son olarak, ilk ustalarının etkilerinin birçok yapıtının kökeninde yer aldığı görülür: Bunlar arasında çok sayıda piyano parçaları, dokuz sonat, piyano ve keman için sonatlar; piyano, keman, viyolonsel için konçertolar, iki telli çalgılar dörtlüsü, divertimentolar ve uvertürler vardır.

1941 yılında geçirdiği ilk kalp krizi ile bozulmaya başlayan sağlığı savaş ve savaş sonrası yıllarda giderek bozularak 5 Mart 1953 günü 62 yaşında iken ölmesine neden oldu.

 

Romeo & Juliete

Romeo ve Juliet, aslında birçok ülkenin halk öyküleri içinde yer alan, bilinen bir “aşk” temasını ele alır. Prokofiev’in etkileyici ve çağdaş bestesi sayesinde Romeo ve Juliet balesi birçok koreografa ilham kaynağı olmuş ve modern versiyonlarının da ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Tchaikovsky’nin Romeo ve Juliet’i senfonik eser olarak daha önce bestelemesine rağmen Prokofiev konuyu baleye uyarlamıştır. Muhtemelen en iyi bilinen Romeo ve Juliet eseri Prokofiev’e ait olan versiyondur. Eser Lavrovsky, Cranko ve Mac Millan’nın koreografileriyle üstünlük kazanmıştır. Cranko ve Mac Millan, Lavrovsky’den sonra özgün koreografilerini yaptıkları için, modern üslupları göze çarpmaktadır. Anılan koreograflar, eseri tümüyle kopyalamak yerine, Romeo ve Juliet temasından esinlenmişlerdir. Kirov Balesi için özgün olarak ısmarlanan ve daha sonra Bolşoy Balesi’ne verilen Prokofiev’in balesi ilk olarak 1938’te Çekoslovakya’nın Brno şehrinde sahnelenmiştir. Ancak gösterinin sahnelenmesinden önce temsilin duyurusu iyi yapılamadığından eser ilgi görmemiştir. Sovyetler Birliği’ndeki ilk gösterisi 11 Ocak 1940’ta Kirov Tiyatrosu’nda Leonid Lavrovsky tarafından sahnelenmiştir. Az bir başarı umulmasına rağmen günümüze dek beğenisini korumuştur. Eser Lavrovsky’ nin koreografisiyle 28 Aralık 1946’da Bolşoy Balesi’nde sahnelenmiştir. Sergei Prokofiev’in Romeo ve Juliet adlı bale eseri, dönemin siyasal yaşantısının merkezi olan saray hayatının içerisinde geçmektedir. Bu bale eserinde Rönesans’ın evrensel değerleriyle kaynaşmış toplumsal içerikli bir aşk öyküsü anlatılmaktadır. Bu eseri yazmaya başladığında, Tchaikovsky ve Berlioz’ un eserlerine kulağı aşina olan Prokofiev, kendine has bir şey yapmak istemiştir. Müzik dilinin karakteristik özellikleri olan neoklasizm ve lirik özellikleri ön plana çıkartarak eseri bestelemiştir. Sovyet otoriteler Prokofiev’in Romeo ve Juliet’i için uyumsuz armoniler içermekte olduğunu belirtmiş ve bağımsız tarzda bir besteleme biçimi gibi olumsuz eleştirilerde bulunmuştur. Prokofiev’in, Rusya’da pek çok bale tiyatrolarına da bu eseri kabul ettirmesi zor olmuştur.

Eser, 1938 yılında ilk olarak Çekoslovakya’da sahnelenmesindeki başarısının ardından 11 Ocak 1940 tarihinde Lavrosky’nin koreografisi ile Rusya’da sahnelenmesiyle kalabalık bir seyirci kitlesine ulaşarak kendisini kanıtlamıştır. Prokofiev’in bestesi içinde müzik açısından benzer yorumlar yapılmıştır. Prokofiev’in eseri geleneklere bağlı, bilinen Rus motifleri ile aynı zamanda formalizme karşı uyumsuz armoniler içeren bir müzik olarak tanımlanmıştır. Prokofiev, bestelediği minuet, gavot ve madrigal bölümleri ile Rönesans devrini anlatmaktadır. Ayrıca müziğinde dinleyicinin alışık olmadığı bir takım yenilikler ile farklı karakterleri yorumlamıştır. Geleneksel tonalite anlayışına yenilikler getirmiş, geleneksel ölçü düzeninde de bir takım değişiklikler yaparak dinleyicinin alışık olmadığı bir takım yenilikleri ortaya koymuştur. Prokofiev müziğinde, Lavrovsky ise eseri sahneye uyarlarken, Shakespeare gibi duyguların anlatımını daima ön planda tutmuşlardır. Prokofiev eserde, zaman zaman bir melodiyi bir karakterle bütünleştirmiş, coşkuyu, üzüntüyü ve mutluluğu güçlü bir ifadeyle ortaya koymuştur. Koreograf Lavrovsky de sık sık konunun anlatımı için klasik bale kalıplarının dışına çıkmıştır.

Eserin birinci perdesinin ikinci sahnesindeki Romeo ve Juliet tarafından dans edilen “balkon sahnesi” meşhur bir sahnedir. Bu sahne âşık çiftin arasındaki hissedilebilir tutkunun ortaya çıktığı sahnedir ve eserin doruk noktası olarak kabul edilmektedir. Esere genel olarak bakıldığında karakter açısından zengindir. Prokofiev’in Romeo ve Juliet adlı bale eseri, klasik bale eserlerinin “beyaz bale” diye adlandırıldığı dönemde (Romantik dönem) ortaya çıkan eserlerden biri değildir.