YAŞAM ÖYKÜM
Yıl, bin dokuz yüz kırk Mayısın yirmi ikisi,
Gelişim sevindirmiş, üzülmüş de kimisi.
Mersin, Yahudi göçmen için, barınak, olmuş
Ölümden kaçanların bir kısmı burda kalmış.
Bir savaş ortasında çünkü: insanlar açmış,
Süpürgenin tohumu, buğday yerini almış.
Yeni nüfus kâğıdı, yeni olanak demek,
Sofraya konulacak, artık fazla bir ekmek.
Gazı, bezi, şekeri hep karneyle almışlar,
Nasıl olsa düzelir diye, hayal kurmuşlar.
Benim ekmeğim girmiş, mideye bu aralar.
Biraz da şeker yenmiş. uyuzdan kurtulmuşlar,
Doğumumla başlamış, borçlarımı ödemem,
Bedeliyse temizlik ve birazcık süt emmem.
Çocuksuz bir kuyumcu, bu hali fırsat bilmiş,
Çokça para vererek, satın almak istemiş,
“Nasıl olsa bir daha olur” diyememişler.
Tek çocuk olduğumdan, beni verememişler,
Bu yokluk günlerinde, Tanrı yardım göndermiş,
Çocuksuz iki bacı, İzmir’den komşu gelmiş.
Beş yıl boyunca bana, yememiş yedirmişler,
“Oğlumuz Yalçın” diye, giymemiş giydirmişler.
Bu saltanatım benim, Mersin de beş yıl sürmüş,
Adana sorunları, bizi bekler dururmuş.
Kökümüz Adana’ydı, tekrar dönüp gelmiştik,
Kim amcadır, kim yeğen, bunları öğrenmiştik.
İki amca ve babam, yan yana yerleşmişler,
Daracık bir arsayı, paylaşıp bölüşmüşler.
Kader, halalarımı uzak yerlere atmış;
Özlemleri yıllarca, gönüllerini yakmış.
Hastalık ve yokluklar, dağıtmamış toplamış,
Her türlü sıkıntılar, birleşerek aşılmış.
Amcakızı Nevin’di okumayı öğreten.
Yazı güzelliğine ayrı özen gösteren.
Doğuştan şanslıydım ben, solumu kullanırdım.
Sol ayağım güçlüydü, topu onla oynardım.
Okullar açılırken, yaş altıyı bulmuştu,
Okumam, yazmam vardı, okul çağım dolmuştu.
Üç numara tıraşla, ilkokul yolundaydım.
Yolu öğrenmem için Nevin’in ardındaydım.
İnkılâp İlkokulu okulumuzun adı;
Kalmadı okulun daha ilk derste tadı.
Kadın olan öğretmen, hevesimi kırmıştı,
Sol elimden kalemi alıp sağa vermişti.
“Bundan böyle yazılacak, yazılar sağ el ile
Görmeyeyim solunda, bir daha Allah vere.”
Eve gelip ağladım, yazamıyordum artık,
Herkesten ilerdeyken, kalmıştım geri yazık.
Babam da bu konuda bana hak vermiyordu,
“Öğretmen doğru bilir, sen de sağ yaz” diyordu.
Bir tek Nevin anlıyor, çok da üzülüyordu,
Onunsa söz hakkı yok, bir şey diyemiyordu.
Daha çocuk yaşımda, bir kayaya çarpmıştım,
Yaşamın zorluğuyla tek başıma kalmıştım?
Yenilmiştim töreye, ama bu günler için,
Gün gelsin soracaktım, neden böyle ve niçin?
En kötü yıllarımdı, geçmiş ve yaşamıştım,
Sağ elle yazıyordum, zoru da başarmıştım.
Okul denilen yeri, eğlenceli sanarken
Aşılarla, iğneyle, bu okulda tanıştım,
Kuşpalazı, kızamık, tifo verem aşısı,
Kaba kulak, boğmaca, sıtma ise cabası,
Tırnak kontrolü ile uzun saç kırkılması,
Tek göz odalı evde, erkence yatılması,
Senede iki defa, sellerle kalkılması,
Zor yılları zoraki yaşamanın, kavgası,
Çok önemli diyerek, diploma da verdiler.
Köşesinde resmimiz, evlere gönderdiler.
Gelecekten ümitsizdi, resimdeki bu çocuk,
Nasıl geçer bu yıllar, ne bir çorap ne gocuk.
Yiyip, içtiklerimle oldukça borçlanmıştım,
Çalışmak için ise, pek te geç kalmamıştım.
Dokuzumda tanıştım el kapısında işle.
Ödenemezdi bu borç, sanırım bu gidişle.
Tatil nedir? Bilmedim. İşi oyun eyledim,
Aldığım üç kuruşla, okul için giyindim.
Ortaokullu için çok kısa idi boyum.
Kısaydı boyum, ama birazcık sertti huyum.
Ezdirmezdim kendimi derslerime yüklendim,
Fizik eksikliğimi, biraz böyle giderdim.
Annemle babam ise uslu çocuk bilirdi,
Gün aşırı kavgamı, kankalarım bilirdi.
Kavgalar bir yıl sürdü, sonunda yıl yitirdim.
Us pahası olmuştu, kavgaları bitirdim.
Sonraki yıllar için, önlemimi aşmıştım,
Eğitim yıllarımda, tam notlarla tanıştım.
Ortaokul sonunda imkânsız aşk yaşadım,
Bu yürek yangınıyla, birkaç yaş birden aldım.
Yaz aylarında yine, devamdı çalışmalar.
Geleceğe yatırım oldu, bu uğraşmalar,
Lisedeki yılların, bende başkaydı yeri.
Öğretmenler değerli, öpülecek elleri.
Lise bitirmelerde üç kişiden ikisi,
Biri Kemal olurken ben idim ötekisi,
Parasal bir desteği, bulsaydım gidecektim
Olmazsa Adana’ya çulumu serecektim.
Burs için başvurduğum yerler geri çevirdi.
“Böyle bir uygulama, inan ki yok,” denildi.
Bir yıl bir fabrikanın vardiyasını tattım,
Son aylıkla, kendimi Haydarpaşa’ya attım.
Defter, kalem, mürekkep, ucuz bir okul buldum,
Hüviyeti alınca, fakülteli olmuştum.
İstanbul Beyazıtta, İktisat Fakültesi
Adana neresi Tanrım, İstanbul neresi.
Yirmi yedi mayıs’ı fakültede yaşadım.
İhtilâl kötü idi, bunu orda anladım.
Badem yeşili gözler, ruhuma işliyordu,
İçimi yakıyordu, Gebze’den geliyordu.
Karşıma çıkarıp ta beni mi sınıyordu?
Kaderim bu halimden mutlu mu oluyordu?
Böyle güzel periyi, neden salar başıma
Geçip de bakmıyor mu, yeşil yeşil karşıma,
Varsıl olsaydım eğer, “arkadaşım ol” derdim,
Dünyalar benim olur, dağlar bile delerdim.
Sevgi fedakârlıktı, güzel günler uzaktı.
Şeytan eğleniyordu, sanırım bir tuzaktı.
Çıkarmıştım aklımdan o an çok zor olsa da,
Verdim kendimi derse, biraz izi kalsa da.
Okulu bitirirken kırgındım yemin ettim.
“İstanbul! sevmiyorum, sana dönmeyeceğim”
Altı aylık askerlik, Polatlı’da geçmişti,
Kalan bir buçuk yıl’sa, Ağrı’larla bitmişti.
Sılaya geldiğim de, hemen işe başladım,
Bankacı olmak için, kapısını taşladım.
Altı yıl, bankacılık yetmeli bir adama,
Hayatı yaşamalı, felek demeden dama.
On iki yılı tekstil, sekiz yılıysa teknik,
Bu yılların içinde, bilseniz neler çektik.
Uykusuz geceler mi? Ya da korkulu yıllar,
İşsizlik tehlike mi? Ölüm yolumu kollar.
Anarşiyle terörle, nice yıllar geçmişti,
Evlendim bankacıyla, Tanrım bir kız vermişti.
Bir tanemizdi bizim, tam eğitim almıştı,
ODTÜ yü bitirerek, öğretmen de olmuştu.
Emekli olunca biz, yaşamın bu anında,
Devamlı destek oldu ve her an yanımızda,
Artık öğrenmeliydim, hobimle yaşamayı,
Yeni bir iş edindim, müzikle uğraşmayı.

 

 

Göz, açıp kapayana, geçmişti onlarca yıl,
Hayat ne kadar kısa, bunu anla bunu bil.
Kızım Finlandiya’da onunla kalıyorum.
Bu yaşam öyküsünü, Turku’dan yazıyorum,
Öğretmen’in kaderi, bizi de etkiledi,
Onun güzel yazgısı, bizi de sürükledi.
Ona bir ömür boyu mutluluk diliyorum,
Tanrım koruyucusu, bunu da biliyorum.
Yalçın DİRİM TURKU- FİNLANDİYA 13.03.2009