Tarih : 09.02.2018
Yer : Büyükşehir Belediyesi

Şef : Erden BİLGEN

Solist : Carmelo Fede “Trompet” Haydn Konçerto
Julian LUPU “Trompet” Tico – Tico

Program :

P. I. ÇAYKOSVKİ İtalyan Kapriçyosu
D. ŞOSTAKOVİÇ Vals “Jazz Suite”
F. J. HAYDN Trompet Konçertosu
X. LECHLER Grand Filou
E. BİLGEN Özledik & İzindeyiz
J. SIBELIUS Finlandiya
DEDE EFENDİ Yine Bir Gülnihal
KEVSER HANIM Nihavend Longa
Z. ABREU Tico – Tico “Latin”
A. PIAZZOLLA Libertango

Bis: A. REED Latin Fantezi

 

PETER İLYİÇ ÇAYKOVSKİ
PYOTR ILYİCH TCHAİKOVSKY
Doğum: 7 Mayıs 1840 Votkinsk, Rusya Ölüm: 6 Kasım 1893, St. Petersburg, Rusya

Babası maden ocaklarında müfettiş idi. İyi bir öğrenim gördü ve özel müzik dersleri aldı. Ailesi Petersburg’a yerleşince bu kentte hukuk öğrenimine başladı. 14 yaşındayken çok bağlı olduğu annesini kaybetti ve bu daha sonra eserlerinde bile kendisini gösterecek olan depresif yanının gelişmesine katkıda bulundu.
19 yaşında eğitimini tamamlayarak devlet memuru oldu. 21 yaşındayken Sonradan Petersburg Konservatuvarı’na dönüşecek yeni bir müzik okuluna kaydoldu. 1865 yılında mezun oldu ve Moskova Konservatuvarı’nda müzik öğretmenliğine başladı. Bu kurumda çalıştığı 11 yıl boyunca birçok büyük eser yaratan Çaykovski, ilk defa Alınyazısı adlı senfonik şiirde kendi bestecilik üslubunu ortaya koydu: Tutku ve özlem dolu, küçük şarkıları yeğleyen bir üslup… Eşcinsel eğiliminin dedikodulara yol açmasını önlemek için 1877’de konservatuvardan bir öğrencisi ile evlenen Tchaikovsky’nin bu evliliği çok başarısız olmuş ve intihar girişiminde bulunmasına yol açmıştı. Dokuz hafta sonra eşini ve Moskova’yı terk eden ancak boşanamayan besteci 1878’de varlıklı bir müziksever olan Nadezhda von Meck ile tanıştı. 11 çocuklu bu genç kadın Tchaikovsky’ yi maddi olarak destekledi ancak ilişkileri sadece mektuplaşma yoluyla sürdü, von Meck’ in isteğiyle birbirlerinin yüzünü görmediler. Aldığı maddi destek sayesinde Çaykovski öğretmenlikten ayrılıp kendisini bestelerine verdi. 1878-1885 yıllarını Avrupa-Rusya arasında gidip gelerek geçiren besteci, gittiği ülkelerde orkestralar yönetti. 1891’de ise ABD’ye giderek kendi eserlerinden oluşan dinletiler gerçekleştirdi. Tchaikovsky, 1875’de ilk kez seslendirilen 1. Piyano Konçertosu ve 1876’da sahnelenen Kuğu Gölü Balesi ile büyük başarı kazanmıştı. En başarılı operası olan Yevgeni Onegin (Opera)’i 1879’da tamamladı. 1880’de 1812 Yılı Uvertürünü yazdı. 1881’de ilk kez seslendirilen Keman Konçertosu zamanla keman dağarcığının en gözde eserlerinden birisi oldu. 5. Senfoni 1888’deki ilk seslendirilişinden itibaren büyük başarı kazandı. 1889’da Uyuyan Güzel balesi sahnelendi. 1890’da yazdığı Maça Kızı, o yıl Çarlık Operaevi’nde sahnelendi. Sanatının doruğuna çıktığı sırada Nadezhda von Meck onu parasal olarak desteklemeyi ve mektuplaşmayı kesti. Ancak Çaykovski beste çalışmalarını sürdürdü ve 1892’de Rusya’da bir turne gezisine çıktı. Moskova yakınlarında bir ev alarak burada Patetik Sonat’ı besteledi, Fındıkkıran Balesi’ni yazmaya başladı. 1893’te kolera salgını sırasında kaynatılmamış bir bardak su içmesi sonucu yatağa düşerek (bir başka iddiaya göre ise bir soylunun yeğeni ile olan ilişkisinden ötürü zehirlenerek veya kendisini öldürmek için arsenik içerek) Petersburg’da öldü. Tchaikovsky, sekiz senfoni, on bir opera, üç bale, üçü piyano, biri keman olmak üzere dört konçerto, üç yaylı dördül, en ünlüsü Andante Cantabile (1. yaylı dördülün ağır bölümü) olan çeşitli oda müziği eserleri bestelemiştir.

İTALYAN KAPRİÇYOSU Op: 45
Çaykovski, çok sevdiği İtalya gezilerinin birinde Roma’dan 17 Şubat 1880 günü Nadejda von Meck’e şu satırları yazmış: “Halk ezgilerini temel alan bir İtalyan Kapriçyosu’nun taslaklarını hazırladım. Sanırım iyi bir geleceği olacak; eğer başarı kazanırsa, nedeni de bir bölümünü sokaklarda duyduğum çekici ezgilere borçlu olmam.”
Çaykovski İtalya’da konserin yankılarını, halkın tepkisini merakla beklerken Glinka’ nın İspanyol Fantezileri tarzında bir şeyler bestelemek istedi ve 28 Ocak günü başlayarak hemen, bir hafta içinde taslakları bitirdi. Ancak eseri (babasının ölümü nedeniyle döndüğü) Rusya’da, Kamenka’da tamamladı ve eser 18 Aralık 1880’de Nikolay Rubinstein yönetiminde Moskova’da çalındı ve büyük başarı kazandı. Ancak Petersburg yorumu iyi karşılanmadı; hatta Cesar Cui “Büyük bir sanat eseri değil; ancak açıkhava konserlerinde, repertuvar açısından yararlı olabilir” diye yazmıştı.
Çaykovski’nin Floransa’da kaldığı ev bir süvari alayı kışlasının tam karşısındaydı. Besteci her gün, İtalyan borazancının sabahları kalk, akşamları da yat borusunu dinliyordu. Sonunda bunu notaya alarak eserin fanfar girişimini oluşturdu. Ayrıca Floransa karnavalının neşeli ezgilerini, Abruzzia’nın oynak tarantella’sını da kullandı. Önce süvari borusuyla başlayan eser, görkemle geniş orkestraya yayılır. Daha sonra yaylı çalgıların duyurduğu ağırca ve rubato’lu (Andante un poco rubato) ezgi, teksesli (unison) olarak, sanki Rusya özlemini İtalyanca yansıtır. Bir kanon biçiminde flüt ve obuaya ulaşan ezgi yine fanfarın neşeli sinyaliyle kesilir. Çabuk (Allegro) tempoda tüm güneyin, İtalya’nın canlı ezgileri varyasyonlar biçiminde belirir. Orkestra sanki bir gitar eşliği gibi, duraksamalar ve gecikmelerle Napolili balıkçı şarkısını yansıtır ve bir kreşendo ile tüm orkestra, üfleme ve yaylı çalgılar ortak şekilde buna katılır, ritim hızlanır, sertleşir: Çok hızlı (Presto) tempoda tarantella başlamıştır. Çaykovski’nin usta enstrümantasyonuyla virtüözce sergilenen bu 6/8’lik danstan sonra hüzünlü ezgi tekrar duyurulmak istenirse de tarantella yine egemen kalır, giderek hızlanarak prestissimo tempoda eseri sona erdirir.
Çok çalındığı için popüler olan, ancak yetersiz çalındığında müzikal değerinden şüphe edilen İtalyan Kapriçyosu, gerçekçi ve virtüöz yorumla çok başarılı ve vurucu bir eser olarak büyük ilgi çekmektedir. Çaykovski 1880’de, eserin dört el piyano için düzenlemesini de yapmıştır. (Süre 15′)

DMİTRİ ŞOSTAKOVİÇ
DMİTRİ DMİTRİYEVİÇ ŞOSTAKOVİÇ
DMİTRİY DMİTRİYEVİCH SHOSTAKOVİCH
Doğum: 25 Eylül 1906; Sankt Peterburg, Rusya Ölüm: 9 Ağustos 1975 Moskova, Rusya Rus besteci.

SSCB Yüksek Sovyet Milletvekili, Lenin Nişanı sahibidir. 20. yüzyılın en önemli senfonilerini yazan besteci film müziği, şarkı, caz dâhil olmak üzere pek çok türde eserler verdi.
25 Eylül 1906’da Sankt Petersburg’da doğdu. Bestecinin büyükbabası Polonyalı veteriner Pyotr Sostakovich idi. 1830 Polonya Ayaklanması’ na katılmıştı. Aile daha sonra Ruslaştı. Babası Dmitriy Boleslavoviç Şostakoviç, Mendeleyev ile birlikte çalışan ünlü bir kimyacıydı. Annesi Sofya Vasilyeva ise bir piyanistti. Dmitriy Shostakovich piyano derslerine dokuz yaşındayken başladı. İlk öğretmeni annesi olmuştu. Bundan sonra profesyonel öğretmenlerden dersler almaya başladı. İlk bestesi olan Devrim Kurbanlarının Anısına Cenaze Marşı’nı bu dönemde yaptı. 1919 yılında, henüz 13 yaşındayken ülkenin en iyi müzik akademisi olarak gösterilen Petrograd Konservatuarı’na başladı. Zor şartlar altında eğitimine devam ederken zaman zaman öğretmeni Leonid Nikolayev’in evinde derslere devam etti. Ailenin maddi sorunları oluşmaya başladı. 1922 yılının başlarında babası kötü beslenmeden dolayı zatürreden öldü. Sofya Vasilevna üç çocuğu ile ortada kaldı. Ancak eğitimine Alexander Glazunov’un desteğiyle devam etti. Piyanolarını sattılar fakat yeterli olmadığı için ablası Marya ile birlikte çalışmaya başladı. İlk işi bir sinemada piyano çalmaktı. Bu besteci kimliğine büyük katkı sağladı ve doğaçlama yeteneğini geliştirmiş oldu. Bu zaman zarfında vereme yakalandı, on yıl süreyle bu hastalığın etkisinde kaldı.

Ödülleri
Sovyetler Birliği
• Sosyalist Çalışkanlık Kahramanı Madalyası (1966)
• Lenin Nişanı (1946, 1956, 1966)
• Ekim Devrimi Nişanı (1971)
• Kızıl Bayrak İşçi Nişanı (1940)
• Halk Kardeşliği Nişanı (1972)
• SSCB Halk Sanatçısı (1954)
• Lenin Ödülü (1958)
• Stalin ödülü sanat dalında (1941, 1941, 1942, 1946, 1946, 1948, 1949, 1949, 1949, 1950, 1952)
Birleşik Devletler
• Oscar Adaylığı, Khovanshchina için, En iyi müzik ödülü 1961
Birleşik Krallık
• Altın Madalya Kraliyet Filarmoni Orkestrası (1966)
Avusturya
• Avusturya Cumhuriyeti hizmetleri için gümüş şeref madalyası (1967)
Danimarka
• Sonning Ödülü (1973)

Vals “Jazz Suite”
Dmitri Shostakovich’ in bir paketi… 1938’de yeni kurulan Devlet Caz Orkestrası Victor Knushevitsky için yazılmış ve Devlet Caz Orkestrası tarafından 28 Kasım 1938’de Moskova’da (Moskova Radyosu) ilk kez seslendirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında skor kayboldu, ancak eserin bir piyano puanı Manashir Yakubov tarafından 1999 yılında yeniden keşfedildi. Süitin üç hareketi Gerard Mc Burney tarafından yeniden yapılandırılarak yönetildi ve 2000’de Londra Gezici Konseri’nde ilk kez yer aldı.
Suite, yeniden yapılanma biçiminde aşağıdaki hareketlerden oluşur:
I. Canlı çalınan bölüm
II. Ninni
III. Serenat
Yakın zamana kadar, Shostakovich ‘in sekiz kişilik hareketli bir süiti yanlış tanıtılmış ve ikinci Jazz Süiti olarak kaydedilmiştir. Bu eser artık “Waltz No. 2” nin Stanley Kubrick’in Eyes Wide Shut adlı soundtrack’iyle ünlü olduğu Variety Orkestrası için Suite (1956 sonrası) olarak biliniyor ve Jazz ile ilişkili hale geldi.

FRANZ JOSEPH HAYDN
Doğum: 31 Mart 1732; Rohrau, Aşağı Avusturya – Ölüm: 31 Mayıs 1809; Viyana)

Klasik dönemin ünlü Avusturyalı Bestecisi… Hem Mozart’ı hem Beethoven’i etkilemiştir. Baba Haydn olarak bilinir. En çok senfoni türündeki eserleriyle tanınır; bu türde 104 eser vermiştir.
31 Mart 1732’de Avusturya’nın Rohrau kentinde doğan Haydn, yoksul bir ailenin çocuğu idi. Ailesi onu, 6 yaşında iken bir koroya katılmak üzere Viyana’ya gönderdi. Sesi kalınlaştıktan sonra da Viyana’da kalarak müzisyenlik yapmaya devam etti, bestecilik dersleri aldı. 1761’de Esterházy ailesinin yanında iş buldu ve hayatının 30 yıldan fazlasını bu soylu aileye hizmet ederek geçirdi. İşi, onların istekleri ve ihtiyaçlarına uygun müzik bestelemekti.
Diğer bestecilerden ve müzik çevrelerinden uzak oluşu, onun yaratıcılığını ortaya çıkardı, ününün yayılmasına ise engel olmadı. 1780’lerde besteleri tüm Avrupa’da çalınmaktaydı. Ününden ötürü çeşitli yerlere davet edilir ve davet edildiği şehirde ilk kez çalınmak üzere bir eser bestelemesi istenirdi. Bu şekilde yazdığı Paris Senfonileri ve Londra Senfonileri en çok bilinenlerdir.
Yaylı dörtlüleri için yazdığı eserlerde de kendinden öncekilerden farklı olarak her çalgıya eşit rol vererek yenilik getirmiş ve bu düşüncesiyle Mozart’ı etkileyerek Haydn’a adanmış altı kuartet bestelemesine neden olmuştur. Beethoven’in ilk dönem eserlerinde de Haydn etkisi görülür. İki sanatçının 1781’de başlayan arkadaşlıkları yıllarca sürmüştür. Beethoven’e ise Esterházy sarayında özel ders vermiştir.
100 kadar senfoni, çok sayıda konçerto, oda müziği eserleri, 40 sonat, şarkılar, oratoryolar bestelemiştir.
Haydn, Esterházy ailesinin müziksever üyesi Prens Nikalaus öldükten sonra emekli olmuş ve daha önce Viyana’ya kadar gitmesine bile izin verilmeyen ortamdan kurtulup seyahat özgürlüğüne kavuşmuştur. 2 defa İngiltere’ye giden Haydn, Oxford Üniversitesi’nden fahri doktor unvanını aldı; ömrünün son yıllarında ise Viyana’ya yerleşerek koro ve orkestra için Yaratılış Oratoryosu, Mevsimler Oratoryosu gibi dini koro ve orkestra eserleri besteledi. 8 Mayıs 1809’da Viyana’da hayatını kaybetti.
Eserlerinin çoğunun hikâyesi vardır. Örneğin 45 numaralı senfonisi, Veda Senfonisi olarak bilinir. Eserin dördüncü bölümünde 2 ya da 3 müzisyen kendi bölümlerini bitirir ve müzik halen sürürken sahneyi terk eder; bu, sahnede şef ve tek bir kemancı kalana kadar sürer. Bu senfonide Haydn ve müzisyen arkadaşlarının kış mevsiminde şehirdeki ailelerinin yanına dönmek istediklerini Prens Esterházy’ ye anlatmak istedikleri hikâye edilir. Prens mesajı almış ve onlara izin vermiştir.
Sürpriz Senfonisi denilen 94 numaralı senfonisini ise akşam yemeği sonrasındaki konserlerde dinleyicilerinin çoğunun uyuduğunu anladığında bestelediği söylenir. Haydn’ ın çoğu senfonisi gibi canlı birinci bölümle başlayıp; yumuşak, yavaş tempolu ikinci bölümle devam eden senfoni dinleyicilerin uykuya daldığı sırada davullar ve çok yüksek sesli telli çalgıların melodisi ile onları uyandırır.
Franz Joseph Haydn, hayatı boyunca 800’ün üzerinde besteye imza atmış, bunların yanında 450’nin üzerinde şarkının düzenlemesini yapmış klasik müzik tarihinin en verimli sanatçılarından biridir.

Trompet Konçertosu, Mi Bemol Majör
1796’da, 64 yaşındayken eski dostu Avusturyalı trompet virtüözü Anton Weidinger için yazılmıştır.
Anton Weidinger tüm oktav yelpazesinde çalınabilen takdire değer, tuşlu bir trompet geliştirmiştir. Bundan önce, trompet genellikle valfsizdi, çok zor çalınabiliyordu ve dudak basıncının değişimiyle yalnızca sınırlı bir yelpazedeki harmonik notaları çalabiliyordu. Bu harmonik notalar üst oktavlarda toplanmıştı, dolayısıyla önceki trompet konçertoları yalnızca çok tiz melodileri çalabilirlerdi.
Haydn ‘ın konçertosu daha düşük oktavdaki ezgileri içererek, yeni enstrümanın yeteneklerini ortaya çıkarır. Bu orta-klasik evrede Avrupa’nın tümünde valfler kullanarak trompetin ses rengini genişletmek için denemeler yapılmıştı. Ancak sesin zayıfça niteliği yüzünden Weidinger’ in delikler açıp flüt-vari tuşlarla bunları kullanmak fikri genellikle yaygın değildi.
Dolayısıyla tuşlu trompet nadiren bir repertuara alınırken, doğal trompet klasik orkestrada hâlâ süregiden bir kullanıma sahipti. Günümüzde kullanılan valfli trompetler ise ilkin 1830’larda görülmeye başlamıştır. Doğal trompetse Barok müziği yeniden nefes veren kimi performanslarda hâlâ kullanılmaktadır.
Eser, konçertolarda genelde görüldüğü üzere üç bölümden oluşmuştur:
I. Allegro (sonata)
II. Andante (sonata)
III. Finale-Allegro (Rondo)
Weidinger tarafından yapılan ilk seslendirmelerden sonra bu konçerto unutulmuştu. 1800’lerin sonunda yeniden keşfedilmiştir. Chicago Senfoni Orkestrası’nda trompetçi olan Paul Handke, solo trompet kısmını Haydn’ ın özgün elyazmalarından 1899’da gün ışığına çıkarmıştır.
Barok dönemin yenilikçi bu konçertosu, solo trompete ek olarak 2 flüt, 2 obua, 2 fagot, 2 korno, 2 (doğal) trompet (solo trompeti değil, genellikle korno veya timpaniyi desteklemek için), timpani ve yaylılar için notalandırılmıştır.

FRANZ XAVER LECHELER
Besteci – Düzenleyici – Yayıncı

Grand Filou

ERDEN BİLGEN
Müzik eğitimine Cilavuz Köy Enstitüsü müzik öğretmeni olan babası Selim Bilgen ve Cemal Cimcoz ile başlayan Erden Bilgen, 1964 yılından itibaren İzmir Devlet Konservatuvarı’nda Hermann Neuling ve Hans Nicolai ile beş yıl trompet, Andre Sommer ile müzik teorisi, 1969/71 yılları arasında da Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Jean Claude Bayeaux ile trompet, Ercivan Saydam ile armoni ve kompozisyon çalışarak mezun oldu.
1971/78 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda trompetçi olarak çalıştı. Bu dönemde, birçok TV ve radyo programında CSO ile Batı, Türk Halk ve Çağdaş, Cinuçen Tanrıkorur ve Erol Sayan ile birlikte Klasik Türk, çeşitli müzik grupları ile de Pop ve Caz müziği bestelerini seslendirdi.
1978 yılında Rheinische Musikhochschule Düsseldorf’ta Prof. R. Lodenkemper ile trompet üzerine master çalışması yaptı ve ayni okulda Prof. W. Trommer’in orkestra şefliği derslerine katıldı. 1979/89 yılları arasında Almanya’da çeşitli orkestralar ile çaldı, müzik okullarında ders verdi. Alman çağdaş müzik grubu “Avance” ile birlikte yeni yapılmış bestelerin ilk seslendirilişini gerçekleştirdi. Yurt dışında yapılan enstrüman seminerlerinde, “üfleme tekniği” ve “eserlerin yorumu” üzerine yapılan çalışmalarda tüm bakır enstrümanlara başkanlık etti.
1985 yılında Freiburg Caz Okulu’nun kurucu üyesi olarak görev aldı ve ayni okulda trompet dersi verdi.
1991 yılında sanatçıya Kültür Bakanlığı tarafından Solist Sanatçı (Devlet Solisti) unvanı verilmiştir.

Özledik & İzindeyiz

JEAN SİBELİUS
JOHANN JULİUS CHRİSTİAN “JEAN” SİBELİUS
Doğum: 1865 Tavastehus, Finlandiya Ölüm: 1957

Romantik müzikte tanınmış bir sanatçı ve bestecidir.
Bir fizik profesörünün oğludur. Önce hukuk öğrenimi görmüş, sonra Helsinki konservatuvarına devam ederek besteci olmuştur. 1892’de tanınmış ilk senfonik şiiri “en saga” yı yazmıştır. Sibelius bundan sonra Almanya’ya giderek Viyana ve Berlin’de uzun süre kalmıştır. Bu sıralarda Weingartner ve Richard Strauss ile tanışmıştır. 1900 yılında Paris sergisine katılan Helsinki Filarmoni Orkestrası’nda orkestra şefi asistanlığı yapmıştır. 1914 yılında Amerika’ya gitmiş, eserlerini çaldırarak tanıtmıştır. Bu seyahat esnasında Yale Üniversitesi kendisine fahri müzik profesörü unvanını vermiştir. Bestecinin yurt dışında çıkan ilk eseri “Tuenela Kuğusu” adlı orkestra eseridir. Milano’da Toscanini tarafından çaldırılmıştır. Diğer eserleri arasında 1893’te yazdığı “karelia” süiti, “Finlandiya” (1899), “pohjola’nın kızı” (1906) adlı senfonik şiirleri ve orkestra için “valse triste – kederli vals” sayılabilir. Ayrıca yedi senfonisi, Shakespeare, Strindberg ve Maurice Maeterlinck’in çeşitli sahne eserlerine müzik, “kuledeki bakire” adlı bir opera, “esir kral”, “vatanım” ve “toprak şarkısı” adlı koro ve orkestra eserleri ve “lied” ler yazmıştır. “Oceanidas – okyanusun kızı” adlı tanınmış orkestra eserini 1914 Amerika Nonvalk müzik festivali için bestelemiştir.

Finlandiya Op. 26
Eserlerindeki form gelişmişliği nedeniyle Kuzey’in Beethoven’i olarak adlandırılan Jean Sibelius’ un (dramatik gerilimlerle yüklü şiirsel fikirleri işleyen Beethoven’in aksine) epik karakterde ve başarılı doğa atmosferlerini yansıtan eserlerine en güzel örnek de Finlandiya Senfonik Şiiri’ dir.
Sibelius’ un 1899’da yazdığı, bir yıl sonra da yeniden düzenlediği bu eser, onun müzikal konular üzerinde bestelediği senfonik şiiridir. Besteci burada vatanı konusundaki düşüncelerini müzikle canlandırmıştır.
Bir eleştirmenin orta bölmede Rus istilasına karşı direnen Finlilerin stilize savaş tınılarıyla yansıtıldığını, sonra kahramanlığı simgeleyen bir zafer marşı biçiminde yükseldiğini belirttiği Finlandiya, önce ülkenin eşsiz güzelliklerinin tanımıyla başlar.
Girişte (Introduction) kısa ve canlı bir tema bakır üfleme çalgılarla duyurulur. Tahta üfleme çalgıların buna verdiği yanıtı, yaylı çalgıların tutkulu pasajı izler. Bu ciddi ve törensel giriş Finlandiya’nın binlerce gölünün duru güzelliğini, sakin ve eşsiz ormanlarını, ovalarının enginliğini canlandırır.
Bu kısa başlangıçtan sonra Sibelius Fin halkına yönelir. Müzik hızlanmış, çabuk (Allegro) tempoda, yaylı çalgılarla canlı bir tema (Finlilerin bayramını yansıtırcasına) belirmiştir. Daha sonra tahta üflemelerle başlayan ikinci tema ise önce yaylılarla, sonra da yalnızca viyolonsel ve birinci kemanlarda duyurulur.
Biraz buruk renklerde kuzey ırkına özgü donuk ve bastırılmış bir coşkunluk sergilenir. Sanki bir Fin halk bayramında gibi, özlem dolu düşünceler, ezgiler yansır. Bu temaların gelişimiyle yeniden parlayan çabuk (Allegro) ve parlak sona ulaşır.

DEDE EFENDİ
HAMMAMÎZADE İSMAİL DEDE EFENDİ
Doğum: 9 Ocak 1778 İstanbul Ölüm: 29 Kasım 1846 Mina

Babası, uzun süre Cezzâr Ahmed Paşa’nın mühürdarlığını yapan Süleyman Ağa, annesi Rukiye Hanım’dır. Doğumu Kurban Bayramı’nın ilk gününe rastladığı için kendisine İsmâil adı verilmiş, Mevleviyye tarikatına mensup olduğundan “İsmâil Dede”, “Dede Efendi”, babasının hamam işletmeciliğiyle meşgul olmasından dolayı “Hamâmîzâde” (Hammâmîzâde) diye tanınmıştır. Şehzadebaşı’ndaki Acemoğlu Hamamı’nı işleten babası, İsmâil üç dört yaşlarında iken bu hamamı satıp Altımermer Kurusebil mahallesindeki Çavuş Hamamı ile yanındaki evi satın alarak oraya yerleşti. İsmâil, öğrenimini Hekimoğlu Ali Paşa Camisi’nin bitişiğindeki Çamaşırcı Mektebi’nde tamamladıktan sonra defterdarlıkta Başmuhasebe Kalemi’nde kâtip muavini olarak çalışmaya başladı. Öğrenciliği sırasında sesinin güzelliğinden dolayı ilâhicibaşı olan İsmâil, ilk mûsiki derslerini Anadolu Kesedarı Uncuzâde Mehmed Emin Efendi’den aldı. Düzenli olarak devam ettiği Yenikapı Mevlevîhânesi’nde kendini yetiştirdi. Ney üflemeyi de Abdülbâki Nâsır Dede’den öğrendiği söylenir. Ali Nutkî Dede’ye intisap ederek 3 Haziran 1798 tarihinde çileye soyundu. Kısa bir süre sonra babasını kaybetti. Bu arada babasının işlettiği hamamı sattı. Çilesinin ikinci yılında iken bestelediği, “Zülfündedir benim baht-ı siyâhım” mısraıyla başlayan bûselik şarkısı mûsiki çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. 6 Mart 1801 çilesini tamamlayarak “DEDE” unvanını aldı. Bir müddet sonra bestelediği, “Ey çeşm-i âhû hicr ile tenhâlara saldın beni” mısraıyla başlayan hicaz nakış bestesi de mûsiki çevrelerinde aynı ilgiyi gördü. 1802 yılının ilk aylarında saraylı Nazlıfer Hanım’la evlenmesinden sonra dergâhtan ayrılarak Akbıyık mahallesinde kiraladığı bir eve taşındı. Âyin günleri mevlevîhâneye gidip kendi odasında mûsiki dersleriyle meşgul olan İsmaîl Dede 1804’te şeyhi Ali Nutkî Dede’yi, bir yıl sonra ilk çocuğu Sâlih’i kaybetti. Oğlunun vefatı üzerine duygularını, “Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde” mısraıyla başlayan bayâtî murabba bestesiyle dile getirdi. 1808’de annesiyle hâmisi III. Selim vefat etti; 1810’da ikinci çocuğu Mustafa’yı da kaybetti.
Türk Mûsikisi tarihinin önde gelen birkaç siması arasında yer alan İsmâil Dede hânendeliği, hocalığı ve özellikle bestekârlığı ile tanınmıştır. İsmâil Dede Türk Mûsikisinin âyin, durak, tevşih, savt, ilâhi, peşrev, saz semâisi, kâr, kârçe, kâr-ı nâtık, murabba, semâi, şarkı, türkü, köçekçe gibi dinî ve din dışı sahadaki hemen her formunda eser vermiştir. İsmâil Dede 500’ün üzerinde eser bestelemiş, bazılarının güfteleri de kendisine ait olan bu eserlerin çoğu günümüze ulaşamamıştır.
İsmâil Dede’nin II. Mahmud devrinde sarayla münasebetleri gelişerek devam etti. 1812’de “musâhib-i şehriyârî” ler arasına alındı, bir müddet sonra da müezzinbaşılığa getirildi. 1842’de isteği üzerine Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Ahırkapı civarında bir konak verildi. Dört yıl sonra talebeleri Dellâlzâde İsmâil ve Mutafzâde Ahmed efendilerle birlikte padişahtan hacca gitmek için izin aldı. Hac yolunda, Kutbünnâyî Osman Dede’nin unutulmaya yüz tutan mi’râciyesini bu talebelerine meşketti.
Hac esnasında bestelediği sözleri Yûnus Emre’ye ait, “Yürük değirmenler gibi dönerler” mısraıyla başlayan şehnaz ilâhisi onun son eseridir. Yakalandığı kolera hastalığından kurtulamayarak 29 Kasım 1846 tarihinde Mina’da vefat etti. Mekke’deki Cennetü’l-muallâ’da Hz. Hatice’nin ayakucuna defnedildi.

Yine Bir Gülnihal
Tarihin tozlu kitaplarından birinde Dede Efendi’nin Fransa macerasından bahsedilmektedir. Fransız bestekârlarla buluşan Dede ve beraberindeki Fransız sanatkârlar başlarlar konusu musiki olan sohbetlerine. Evvela herkes kendi musikisini övmeye başlar. Yere göğe sığdıramazlar musikilerini; bir nevi ispatı peşindedirler üstünlüklerini belli etmenin. Sohbet yerini münakaşaya, münakaşa da neredeyse muharebeye dönecektir. Kıvılcımın şavkı kendini belli etmeye başladığı sırada Dede şöyle der: “Bizim musikimizin üstünlüğü, makamlarındandır. Peki ya sizin üstünlük ısrarınızın kanıtı nedir?” Bir Fransız cevap verir: “Tüm dünyanın bildiği ve saygı duyduğu vals müziğimiz vardır. Siz böyle bir müziğe sahip misiniz?” der. Dede tabi ki altta kalmama arzusuyla devam eder : “Elbette bizim de vals müziğimiz vardır.” Fransız sanatkârlar Dede’nin cevabını kuşkuyla verdiğini hissederek “Bize bir eser lütfedebilir misiniz?” sorusunu yöneltirler. Dede Efendi bugün çok yorulduğunu, müsaade isteyerek eğer arzu ederlerse yarın çalabileceğini belirtir. Fransız sanatkârlar, biraz alaycı biraz da amiyane tabiriyle koltukları kabararak, “ Tabi ki efendim ama fazla geç kalıp da bizleri meraklandırmayın” derler.
Dede için zorlu bir gece başlamıştır. Zira o yıllara kadar Türk müziğinde hiçbir sanatçı vals müziği bestelememiştir. Kara kara düşünmeye başlar çünkü işin ucunda mahcup olmak daha da kötüsü Türk Müziği’nin aşağılanması söz konusudur. Dede besmeleyi çekip başlar vals ritmindeki eseri bestelemeye.
Sabah olduğunda Fransız sanatkârlar Dede’den eseri çalmasını isterler. Dede Efendi: “Kusura bakmayın dün biraz yorgundum o yüzden sizlerden müsaade istemiştim.” der ve başlar Türk Müziği’nde vals ritminde bestelenmiş ilk yapıt olan “Yine bir gül Nihal” eserini çalmaya. Herkes bu eseri dikkat ve hayranlıkla dinlerken Dede noktayı koyar: “Vals’i biz yıllardır biliriz fakat kulağımız sanatsal değeri daha yüksek eserleri dinlemeye alışkın olduğu için bunu pek fazla kullanmayız.” der.
Zirvede olan Türk müziğimizi çekinmeden savunmaktan da ve en mühim noktası olan dinlemekten de korkmayalım. Dede Efendi’nin vals ritmindeki bu eserini dinlemenizi tavsiye eder, musiki dolu günler dilerim.

KEVSER HANIM
KEMANİ KEVSER HANIM
Doğum: 1880? Ölüm: 1950?
Osmanlı Sarayı Kadın Bestekârı, Piyanist, Besteci, Sine Kemani

Darülelhan Konservatuvarında keman öğretmenliği yapmıştır. Osmanlı padişahı Sultan 2. Abdülhamid Dönemimde doğan ve yetişen Kevser Hanım Osmanlı Sarayı Kadın bestekârıdır. Çanakkale Türküsü’ nün de onun bestesi olduğunu savunanlar var ancak kesin değil.

Nihavend Longa
Longa; bestelendiği makamın adıyla söylenir. Türk Müziğinde çalgı müziği türlerinden biridir. Longa, Klasik Türk Müziği’nde yürük özellik taşıyan dört bölüm iki dörtlük ritimden oluşan bir oyun havası formudur. Yapı bakımından peşreve benzer. Genellikle dört haneli olup ikinci hanesi teslim yerine geçer ve her haneden sonra tekrarlanır. İlk Türk longaları, 1880 yıllarında bestelendi. Fasıl programlarının sonunda ya da saz eserleri icrasında hareketli besteler olarak icra edilmiştir. Çoğunlukla 2/4’lük nim sofyan usulü ile bestelenir.

ZEQUİNHA DE ABREU
JOSÉ GOMES DE ABREU
Doğum: 19 Eylül 1880 São Paulo, Santa Rita do Passa Quatro Ölüm: 22 Ocak 1935 São Paulo

Bir besteci olarak öncelikle koro sektöründe yer aldı; onun korosunda “Tico-Tico no Fubá”, en tanınmış parçalarından biridir (1917). Yazdığı diğer iyi bilinen melodiler “Branca” ve “Tardes de Lindóia” idi.
Yazılı geleneğinin olmaması nedeniyle Tico-Tico, dünyanın her yerinde çeşitli melodik sürümlerde çalınır. Abreu 54 yaşında ‘da öldü.

Tico – Tico “Latin”
1917’de Zequinha de Abreu tarafından yazılan Brezilyalı bir choro şarkısı ” Mantar ezmesindeki serçe”, ya da “mısır unu içindeki tela yakalı serçe” Tico-Tico no fubá, “Tico-Tico no farelo” idi (“kepekli serçe”). Ancak Brezilya gitaristi Américo Jacomino “Canhoto” (1889-1928) aynı adlı eserde çalıştığı için Abreu’nun eserine bugünkü adı verildi, 1931’de ve bir süre sonra Aloysio de Oliveira orijinal Portekizce şarkı sözlerini yazdı.
Brezilya dışında şarkılar, Ethel Smith , Andrews Sisters (İngiliz dilli İngilizce şarkı sözleri, Ervin Drake), Carmen Miranda ve diğerlerinin başarılı kayıtlarıyla 1940’larda zirveye ulaştı. Çalışmanın ilk kaydı Orquestra Colbaz (Columbia 22029, 1931) tarafından yapılmıştır.
Ethel Smith , MGM filmi Bathing Beauty’de (1944) Hammond organında ses kaydını gerçekleştirdikten sonra Kasım 1944’de ABD pop şemalarına ulaştı ve 27 Ocak 1945’te 14 numaraya yükseldi, dünya çapında yaklaşık iki milyon kopya sattı.

ASTOR PANTALEÓN PİAZZOLLA
Doğum: 1921, Mar del Plata Ölüm: 4 Temmuz 1992, Buenos Aires
Arjantinli bandoneoncu ve Tango Nuevo’nun kurucusu.

İki yaşındayken ailesi New York’a yerleşti, 1937’ye kadar ABD’de yaşadı. Annesi terzi, babası ise berberdi. Mahalle arkadaşı Rocky Marciano, daha sonra dünya ağır sıklet boks şampiyonu olacak, bir grup arkadaşı ise Kaliforniya’da Alcatraz’da, bir kısmı ise New York’ta Sing’ de oturmak zorunda (!) kalacaktı. Ama o kendini müziğiyle kurtardı. 10 yaşındayken tango orkestralarının önemli çalgısı bandoneonu ustaca çalışıyla ün kazandı, 1934’te tango şarkıcılarının kralı sayılan Carlos Gardel ile çalmaya başladı.
Piazzolla bestelediği oda müzikleri, senfoniler, bale müzikleri ve tangolarında kendine özgü stiline her zaman sadık kaldı. 1954’te eğitim için bursla Paris’e gitti, ünlü Fransız eğitmen Nadia Boulanger’den ders aldı ve Gerry Mulligan ile de orada tanıştı. Bir yıl sonra Arjantin’e döndü, tangoyu monotonluktan kurtarmak için bir sekizli kurdu ve kendi tango stilini kabul ettirmeyi başardı. O günlerin en ünlü iki tango topluluğu için 200’den fazla parça düzenledi ve Buenos Aires Üniversitesi’nde konser veren ilk tango müzisyeni oldu. Kısa zaman sonra tiyatro toplulukları, film ve plak şirketlerinden beste siparişleri almaya başladı. Paris Opera Orkestrası Yaylı Çalgılar Topluluğu ve La Scala Opera Orkestrası müzisyenleriyle birlikte konserler verdi, 100’den fazla kayıt yaptı. Dünyanın en ünlü senfoni orkestraları onun, bandoneon konçertolarını yorumladı.

Libertango
Libertango, tangod besteci Ástor Piazzolla’nın1974 yılında Milano’da kaydettiği ve yayınladığı bir kompozisyon. Başlık, ” Libertad ” (özgürlük için İspanyolca) ve “Tango” yı bir araya getiren bir portmanteau. Piazzolla’ nın Klasik Tango’dan Tango Nuevo’ya olan molasını simgeliyor.
Ástor Piazzolla , Libertango’ yu 1974 yılında Milano’da kaydetti ve yayınladı ve Klasik Tango’dan Tango Nuevo’ya olan ayrılığını simgeledi.
Cellist YoYo Ma , 1997 albümünde Libertango ‘yu canlandırdı – Tango’nun Rüyası: Ástor Piazzolla’ nın Müziği. Gitarist Al Di Meola’nın 2000 albümü The Grande Passion’da yer aldı.
2002’de Libertango , Avustralya / İngiliz klasik crossover dize kuartet Bond’un ikinci albümü ” Shine ” de yer aldı. 2017’de, Montreal’de kaydedilen Japon caz piyanisti Hiromi ve Kolombiyalı arpçı Edmar Castaneda’nın ortaklaşa canlı albümünde yer aldı.
Libertango enstrümantal bir parça olarak doğmuş olmasına rağmen, 1990’da Arjantinli şair Horacio Ferrer, özgürlük temalı İspanyol dili sözlerini ekledi.

LEWİS ALLAN REED

DOĞUM: 2 Mart 1942 Brooklyn, New York Ölüm: 27 Ekim 2013
Meslekler : Şarkıcı, Söz Yazarı, Gitarist, Prodüktör, Yapımcı, Fotoğrafçı
Çalgılar : Vokal, Gitar, Klavye, Piyano, Mızıka
Tarzlar : Rock, Protopunkt, Glam Rock, Sanatsal Rock, Noise Rock, Deneysel Rock

Özellikle 1960’larda The Velvet Underground üyesiyken rock müziğine yeni ufuklar açmış ve bu türü derinden etkilemiştir. Gitaristi ve vokalisti olduğu The Velvet Underground ile ilk defa üne kavuştu. Şarkı sözü yazarı olarak birçok tabu hakkında şarkı yazdı. Kaba ve farklı tonladığı gitarıyla müzikal anlamda da yenilikler getirdi. Velvet Underground’dan ayrıldıktan sonra çıkardığı “Transformer” adlı albümü rock tarihinin en iyi albümlerindendir.

Bis: Lâtin Fantezi