Bu yüzyılın başından beri, yeni milenyumda,
Büyük bir değişim olduğunun herkes farkında.
Değişim suyunun başını tutan düşünce yapıcılar,
Algımızla sinsice ve insafsızca oynuyorlar.
Bizde farkında olmadan ilginç bir şey yapıyoruz.
Duyularımızı biri birinin yerine kullanıyoruz.
Görme, işitme duyuları öyle ön plana geçti ki,
İlkel insanın bin yıllarca en efektif kullandığı,
Tatma, dokunma ve koklama sanki ölüyor.
Gözümüzün ve kulağımızın algıladığıyla,
Çoğu kez de, eşzamanlı algılamasıyla,
Bilinçaltımız diğer üç duyuya ihtiyacı kısarken,
O duyuları kullanmadan algıladığımızı sanıyoruz.
İnsanlık hasletlerimizin de yavaş yavaş öldüğünü,
Kavrayamıyoruz bile, çok üzgünüm…

●●●●○○○○●●●●

Geçen hafta sonu uzun bir bisiklet etabında,
Muhteşem Çukurova’nın kışlık baharında,
Yol boyu, havanın ve rüzgarın da etkisiyle,
Yaşadığımız koku festivali beni çok etkiledi.
Sabahın ilk ışıklarında, geceden kalan çiğin,
Nemli kokusunu hanımelininkine ulaması ve,
Yola çıktığımız modern kahvehaneden gelen,
Kesif kahve çekirdeği kokusuyla mest iken,
Yıkanmış taşın derzlerinden çığlık atan toprak,
Üzerindeki beton şehre inat, mis gibi koktu.
Yeniceye doğru asfalta çıktığımızda genzimizi,
Egzozların püskürttüğü fosil usaresi yaktı.
Öyle ki, yol kenarlarında birikmiş sulardan gelen,
Çamur, çürümüş ot kokusunu bile bastırıyordu.
Burunlarımızı sarıp, pedallara basmıştık ki,
Yem fabrikasından gelen kepek kokusu ile,
Tekrar çocukluğumuzun uncularını hatırladık.
Yol kenarındaki çilekçiden gelen taze kokuya,
Belleğimizi, benliğimizi teslim ediverdik.
Bugün varsa yoksa kokuydu. Resmen kokluyorduk.
Anayoldan çiftliğe saptığımızda tabiat değişti.
İnsandan kaçabilmiş doğanın koku resitali başladı.
Çiftlikteki erken dellenmiş şeftali çiçeğinin esansı,
Kümesin kokusuna, tezeğin sasısına direniyor,
Budanan narenciye ağaçlarının aromatik kokusu,
Saçtan yeni inmiş bazlamanın kokusuna karışıyordu.
Algıladığımız onlarca kokunun hepsi, dimağımızda
Ayrı bir hatıra, ayrı bir resim, bir ses yaratırken,
Koklamanın, koku almanın, kokuyu içe çekmenin,
Keyfindeydik ama sorsan tevbe farkında değildik.
Günlük hayatımızda sadece kötü kokuya odaklı,
Koku almamakta direnen bir algı yanılması içindeyiz.
Kokuyu unuttuk, görüntüye sese teslim alıklıktayız.
Hakikaten çok keder verici…

●●●●○○○○●●●●

Sadece gördüğü ve işittiğiyle yönlendirilebilen,
Kolayca esir alınan beyinler haline geliyoruz.
Görsel ve işitsel iletişim teknolojisinin,
Tekrarlanan illüzyonlarının, bel altı vuruşlarıyla,
Sanalın sanı-cılarıyız, öyle olduğunu sanıyoruz.
Öyle sanmayı; dokun, tat, koklaya yeğliyoruz.
Rockefeller Üniversitesi moleküler nörobiyologları,
2017 yayınlarında, 400’e yakın reseptör aracılığıyla,
1 trilyon değişik koku alabildiğimizi bildirdiler.
Bizler ise, doğanın renkleri ve sesleriyle,
İnsafsızca oynamış kurgu bir sesli görüntüde,
Dokunmadığımızın kumaşın yumuşaklığını,
Koklamadığımız parfümün, deterjanın kokusunu,
Tatmadığımız yemeğin, içeceğin tadını, lezzetini
Algılayıp hissettiğimize emin olacak kadar lapalaştık.
Global kandırıcılar, toplumsal algı hilekarları,
Kokunun görüntüden daha hafızada kalıcı olduğunu,
Beyinde, koku ve tad merkezinin kişiliği tam yansıttığını,
Kokunun, zaman algılamamızı olumlu etkilediğini,
İnsan üretkenliğini ve farkındalığını arttırdığını,
İyi bilirler ve gördüğümüzle yetinmemizi isterler.
Elifi mertek, kargayı bülbül sanmamızın bir nedeni de,
Koklamayı unutmak, dokunmaktan imtina etmektir.
Koku duyusunun beyin ve hafızayla ilişkisini,
Bunama, Alzheimer, Parkinson, Şizofreni gibi,
Dimağ hastalıklarında bozulmasıyla ilişkilendirirsek,
Koku, tat ve dokunma hafızası zayıf büyüyenlerin,
Ne denli kolay kandırılabileceğini düşünün.
Bu milenyum, sinsi bir insan mühendisliği çağı,
En büyük numaraları duyularımıza ayar vermek.
Sevgimizin, merhametimizin, adaletimizin alıcısı,
Vicdanımızın dışa açılan kapıları beş duyumuz,
Biribirinin yerine kullandırılıp algımız yönetiliyor.
Sanal bir oyunda, renklerin absürd kullanıldığı,
Geometrik düzenin olmadığı bir görüntüde,
Koku, tad ve dokunma hissi olmadan oynayan,
Yalancı hafıza ve algı oluşturan bir çocuğun,
Gerçeği ve kıymeti süzebilmesi çok zorlaşacak.
Koca bir dünya sanıp gömüldüğü ekranda,
Sadece ses ve ışık yansımalarının enforme ettiği,
Sığ ve yüzeyel donelerle olgunlaşan bir gencin,
Vicdan ve onun adaletinin derinliğine vakfı imkansız.
Bugün vakit kaybetmeyin, bir pratik yapın,
Çıkın dışarılara doğaya, ve koklayın, ve dokunun.
Yarından da tezi yok, tüm duyularınıza sahip çıkın,
Siz sahip çıkmazsanız, size sahip çıkacaklar…