Size çok anlamsız gelen şeyleri,
Hayatının takıntısı yapmışları bilirsiniz.
Ya da bizzat sizin onulmaz takıntınıza,
Hayret ve istiskalle yaklaşanları.
En büyük vakit kaybı, en uzun eziyet,
En çözümsüz denklemdir kafaya takma.
KAFAYA TAKMAMA USTALIĞI ise; belki de,
Yaşanabilir hayatın en doğru hamlesi.
Kitap kurdu bir kardeşimin son önerdiği kitap;
‘ Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı’.
Kitabın özü şunu diyor;
OLGUNLAŞMAK; yüzlerce başarısızlık üzerine,
Başarısızlığın cüssesi oranında inşa edilebilen,
Fakat sonunda kişinin;
Gerçekten değeri olanı anlayıp ona yönelip,
Başka şeylere kafa takmama ustalığıyla,
Nihayet bulan hayatın en büyük nişanıdır.
Durmadan olmayacak süreçlerin peşinde,
Sürekli bilinçdışı bir gerçeği güçlendirerek,
Biyolojik yazgıyla, mutlaka bir şeye takılarak,
Süren yaşamda, anahtar kelimeyi ise,
Şöyle veriyor kitap; Aslolan, takmamak değil,
Neyin kafaya takmaya değer olduğunu bilmek.
Takmayı, takılıp kalmayı, kalmayı, ataleti silmek.
Hadi bakalım yine biblioterapi seansı…

●●●●○○○○●●●●

Benim gibi takıntıdan bedeni görülmez olmuş,
Kromozoma kadar genetik takıntı çizilmişler için,
İlginç saptamaları var yazarın: Der ki mesela,
Çoğu insanın, kafaya gerçekten takacak değerde,
Birşeyi olmaması, aramaması , öğrenememesi
Onu sorun saçan çözümsüz takıntılara gark eder.
İnsanların soyut biçimde kendilerini düşünüp,
Kavramsallaştırarak çektikleri ezayı örneklersek.
Kariyer endişemizin, geçmiş pişmanlığımızın,
Gelecek korkumuzun, yalnızlıktan ürkmemizin,
Olasılıklardan, olandan, olmuştan kafa yememizin
Yegane nedeni;
Fiziksel varlığımızın, benliğimizin
Kaçınılmaz olarak yok olmasından,
Duyduğumuz korkuyu telafi etmek için,
Ebediyen yaşayacak kavramsal bir benliği,
İnşa etmek uğraşımızdır.
Gerçek mana ve görev arayışımızla yetinmek,
Yerini yaşamdan pay kapmaya bırakmıştır bizde.
Adımız, huyumuz, suyumuz devam etsin diye,
Onurlu ama keyifli, zahmetsiz ama ideal,
Yatırımsız ama kazançlı bir yaşam peşinde,
Nice ahlak, etik, moral okullarına, mabetlerine,
Nice BİZ topluluklarına rağmen ulaşamadığımız,
Kafaya takmama sanatının yegane engeli,
İşte bu kavramsal benlik kayasının ağırlığıdır.
Bukowski usta bunu şöyle yazmış:
‘’Hepimiz yok olacağız hepimiz. Amma sirk,
Sadece bu bile, biribirimizi sevmemizi sağlamalı,
Ama hayatın önemsiz meseleleri bizi eziyor,
Korkutuyor, bir hiç bizi yiyip bitiriyor.

●●●●○○○○●●●●

İyi değer yargılarına takmak lazım kafayı,
Gerçekten temel alan, sosyal yapıcılıkta,
Kontrol edilebilir, her an geçerli ve basit,
Güzel şeylere takmak lazım kafayı.
Dürüstlüğe, yenilikçiliğe ,öz saygıya,
Ayakları üzerinde durmaya, destek olmaya,
Alçakgönüllüğe, yardımseverliğe, ağırbaşlılığa
Yapıcı merak ve yaratıcılığa kafa takmalı.
Bakın kötü değer yargıları kontrolsüzlerdir.
Gerçekten pay, yapıcılıktan feyz almazlar.
Manüplasyona, şiddete, ayrımcılığa,
Sürekli hazza, iyi hissetmeye, nefsin yoluna,
Yalnızlık korkusuna, servete, kendine odaklanmaya,
Sürekli gareze, kine, hasede kafa takmak,
Asla çözüm bulamamış,
Toplumsal yıkıcılığın kavram kargaşalarıdır.
Aklın, ruhun, düşüncenin aradığı şey,
Gerçekten değerli ve erdemli olan,
Sadece insani değil tüm tabiatı ilgilendiren,
Kavramalara odaklanan sadelik ve kararlılıktır.
Modern zihin pohpohlanmasının yarattığı,
Bir şeyi kazanmadan hakettiğini sananların,
Fedakarlık yapmadan sahip olduğu dünyada,
Olgunluk imkansız, takıntı şart ne yazıkki…

●●●●○○○○●●●●

Yazar; kafaya takmama sanatının ustalığını
Kayıtsızlık değil de, önemsize kayıtsız olmanın,
Sizi hiç rahatsız etmemesine endeksliyor.
Zıtlıklara takılmamak için onlardan daha önemli,
Daha değerli paralelliklerde kalmak gerek diyor.
Farkında olsanız da olmasanız da, her zaman
Neyi kafaya takacağınızı siz seçersiniz diyor.
Yani bilinçli bir kayıtsızlığa yüklenen,
Zaman ve enerji kullanımını anlamlı hale getiren,
Zaten seçebildiğimizi algıladığımız bir olgunluk.
Kafaya takmayan ustaların sanatı işte bu.
Bizi, mutluluk yolunda takıldığımız, ve çoğu kez,
İnkar ya da kurban zihniyetiyle kalakaldığımız,
Sorun sarmalından çıkaran ustalık işte bu.
Öyle ki, kendi duygularını anlamayla başlıyor,
Neden böyle hissettiğini sorabilme cesaretinin,
Öz değerliyi keşfedip, ona yönlenmesiyle sürüyor,
Olgunlukla huzuru buluyor o sanatın ustaları.
Kitabı böyle yorumladım, gerisi size kalmış…