Cambridge Üniversitesi efsanelerinden birinde,
Ludwig Wittgenstein, doktora tezini vermektedir.
20. yüzyılın büyük filozofu sayılan bu deha,
Bertrand Russel, G.E. Moore gibi devlerin önünde,
Savunduğu tezi anlamsız bakışlarla karşılanınca,
Sallanarak yanlarına gider ve çığır açan tezi için der ki;
‘’ Dert etmeyin, hiçbir zaman anlayamayacaksınız.’’
Aslında hiçbirimizin anlayamadığı birşeyi anlatmaktadır.
Kavrayabilsek hayatımızı cennete çevirecek birşeyi.
Dil mantığı içinde zaman kavramını irdelemektedir.
Geçmişin sadece bellek denen zihinsel yapıda,
Geleceğinde hayali bir zihinsel kurguda var olduğunu,
Her iki durumda da zihinsel hareketlerin tamamının,
Şimdi de gerçekleşmekte olduğunu vurgular.
Dolayısıyla; ‘her zaman ŞİMDİDİR’, zaten der.
EBEDİ YAŞAM ŞİMDİDE YAŞAYANLARA AİTTİR,
Dolayısıyla geçmiş pişmanlığı ve gelecek endişesi,
Sadece bu zaman diliminde kendimize yaptığımız,
Canlılardan sadece insana ait bir zaaftır…

∞Ω∞

Size yaşam metodolojisi vermek ne haddime dostlar,
Üstelik bizzat bu dertten muzdarip bir ölümlüyken.
Ama Filozof imparator Marcus Aurelius misal, der ki;
‘Yaşamınızın her eylemini, son eyleminizcesine yapın’
Bu kadar çok filozofun aynı mesajı vermesinin nedeni,
Belli ki, şimdiyi ve burayı yaşayamamızdan kaynaklı.
Burası dediğimiz tam burası işte, şu an olduğumuz yer !
Şimdi dediğimizde tam şimdi, şu an,
O halde sorun ne? Sorun;
Burada ve şimdi mevcut olandan daha iyi şeyleri,
Hak ve arzu ettiğimizi sandığımız bir gelecek hazırlığı,
Bugün olduğumuz şimdiden ve buradan daha iyi şeylere,
Erkli ve layık olduğumuzu sandıran bellek yetenekleri,
Bizzat kendi kendimizi buna ayartmamız,
Karşı konulmaz alternatif çarkıfeleği,
Sonuçta sorgulama ve planlamanın bilincimizi kaplayıp,
Sürekli gözden geçirilen olmuş, olacak listesi nedeniyle,
Şimdide ve burada hiç olamama direncimiz sorun.
Bizi tamamen şimdiyi ve burayı yaşamaktan alıkoyan,
Yaşamaya duyulan korkunun merkezine ise,
Kendimizi şimdiye buradaya tamamen verdiğimizde,
Zamanın geçiciliğini, ölümlülüğümüzü hatırlamak.
Çünkü anlar geçici, kayıp gidiyor.
Bıraktıkları etkinin şiddeti geçiciliklerinden geliyor.
Birden karşımıza çıkan güzelliklerin, şarkıların,
Sevip beğendiklerimizin varlığını yaşadığımız an,
Geçici farkındalığın ardındaki kişisel hiçlik bahsettiğim.
Ve insan bilincinin ve ruhunun ya geçmişe sarılması,
Ya da olmayan, olduğunda da yetmeyen gelecek hazırlığı.
Bir yamaç paraşütçüsünün, sarp kaya tırmanıcısının,
Helikopterden karlı zirveye atlayan kayakçının yakaladığı,
Ölümlülüğe en yakın şimdi ve burada farkındalığı gibi,
Sonrasıysa karşıkonulamaz hiçlik hissi.
Tıpkı cinselliğin doruğunu Fransızların tarifi gibi,
‘LA PETİTE MORT’, yani ‘KÜÇÜK ÖLÜM’,
Yani hayatın en yoğun hazlarından biri sonrası,
Yaşanan derin melankolik hiçliği tarif eden küçük ölüm.
Şimdiyi farkettiren hisle, zamanın geçiciliğini de farketmek.

∞Ω∞

Dedim ya; şimdinin gücü felsefenin nirengisi,
Reinhold Niebuhr, bir toplum felsefecisi ve ilahiyatçı,
Tam da, konuyu irdelediği yazılarının birinde diyor ki;
‘’ Ne zaman hayatın anlamını bulsam, değiştiriyorlar’’.
Dün, bugün, yarın ikilemlerin temeli de gibi bu.
Şimdiyi ve burayı yaşamaktan bizi alıkoyan ikilem.
Günümüz insanı kendini ve değerlerini yaratmak için,
Bu denli özgürlüğe sahipken, bellek ve hayale teslim.
Tıpkı Wittgenstein’ın tez hocalarına dediği gibi,
Zihnimiz o kadar sonlu ve donanımsız ki,
Büyük bilmeceyi , iyi kötü yaşam anlamını kavrarken,
Geçmişi ve geleceği şimdide yaşıyor olduğumuzu,
Yani asıl büyük resmi, asla anlayamıyoruz.
Doğum hazırlığı, sınav hazırlığı, yaz ya da kış hazırlığı,
Zart zurt endişesi, kaygısı, korkusu, kuşkusu,
Kaçırdığım, yapamadığım, niye yaptım pişmanlığı,
Esiriyiz zalim belleğimizin, kandıran hayal gücümüzün.
Klasik pragmatist W. James’le koyalım noktayı bugün.
Şöyle demiş: ‘Yeterince uzun süre,
Kendinizi kötü hissedip endişelenmenizin,
Geçmiş ya da gelecekteki bir olayı,
Değiştireceğine inanıyorsanız,
Alternatif bir gerçeklik sistemine sahip,
Farklı bir gezegende yaşıyorsunuz demektir.