Onur ödülü sahibi yapımcı Arif Keskiner

– Sinemamızın en özgün yapımcılarından birisiniz… Festivalin Onur Ödülü’nü almak nasıl bir duyguydu?

Çok önemli bir şey elbette… Türkiye’nin en önemli ödülü sinemamız için. Bunu almak güzel bir şey, çok heyecanlandım doğrusu.

– Aslında sinemaya ilk adımınız oyunculukla oldu ama o yolda devam etmek istemediniz.. Yapımcılığın nesi cazip geldi o yıllarda?

O zamanlar tabii ekmek parası kaygısıyla küçük roller aldım sinemada. Birkaç filmle nafakamızı temin etmeye çalıştık ama sonradan çok ciddiye almadım doğrusu. Başka işlerde çalıştım. Gazetecilik yaptım. Ama sonradan gazeteci olarak bir festivalde Yılmaz Güney’in “Umut”unu izleyip de seyirciyle filmin kucaklaşmasını görünce, o sevinç beni sinemacı olmaya itti. Benim asıl yapıma müsait olan şey de yapımcılıktı, onu tercih ettim.

– Sizin adınızla özdeşleşen ve neredeyse herkesin yolunun düştüğü Sinema Sevenler Derneği lokali kültür hayatımızın efsaneleri arasına girdi Neydi “Çiçek”i böylesine vazgeçilmez yapan?

Benim dostluklarımın kalıcılığından kaynaklanıyor olsa gerek. Gazetecilik yaptığım, yayınevi yöneticiliği yaptığım yıllarda da çok dostum oldu. Film yaptığım dönemlerde de öyle… Sinema Sevenler Derneği’ni, Çiçek Bar’ı açtığımda da hiç yalnız kalmadım, bütün o dostlarım orayı doldurdular. Sinemacıların, tiyatrocuların, sinema yazarlarının, yönetmenlerin birbirleriyle kaynaştığı, fikir alıp verdikleri bir ortam oluşmuştu orada. 26 yıl işlettik orayı, festivallerde falan bir sinema merkezi oldu orası. Herkesin evi gibiydi aslında.

– Sinemayı da sinemacıları da çok iyi tanıyorsunuz.. Sizce 70’li 80’li yıllar mı daha iyiydi, yoksa şimdinin sineması mı?

 

Yazının devamını okumak için tıklayın