Bize Hergün Karnaval

Adana ile ilgili farklı imajlar vardır insanlarda,
Hani dizilerden, basından, duyduklarından.
Ve Türkiye’nin Adana ile ilgili bilinçaltı,
Yıllardır cevheri göstermeyen bir kalın kabukla,
Kebapla, kabalıkla, sıcakla, şiddetle örülür.
Oysa Adana’da yaşayanlar, sevdalıları, aşıkları,
Belki son otuz yıldır, bu kentle çok ilgilenilmese de,
Şehrin cevherinde olan farklılığı bildiklerinden,
Yavaş, mutlu, birlikte ve gardaş gardaş yaşarlar.
Şimdi tereciye tere satacak değilim haliyle.
Malum Portakal Çiçeği festivali ile final yapan,
Son yıllarda iyice farklı gözlemlenmeye başlayan,
Yeni, yavaş ve mutlu Adana’yı anlatayım dedim.
Herkesin çok alıp az koyduğu, yıllardır yetim kalmış,
Zaten hergün tiyatro, hergün karnaval olan sokağıyla,
Etin, soğanın, biberin kendiliğinden kebap olduğu,
Evet sıcak, ama sor bakalım niye sıcak Adana’nın, özünün,
Karnaval üzerinden anlaşılması çok hoşuma gidiyor.
Karnavalı sahiplenmek ne haddime dostlar, aman,
Biz olayın figüranıyık, elcisiyik, aboo ne güzelcisiyik.
Ali Haydar Bozkurt’un doğadan, kokudan esinlenen,
Muhteşem hayalinin ürünü bir mucize.
Yıllardır elini taşın altına koyan fedakar insanlar da belli.
Onların adlarını buraya tek tek yazsam, önce onlar kızar.
Ama asıl tılsım, halkın sahiplenişindeki sadelik ve ahenk.
Tek bir tabirle anlatmamız gerekirse;
Kollektif mutluluk…
∞Ω∞
Kollektif Mutluluk, herkesin paylaşabildiği,
İnsanların en çok ihtiyacı olan şey,
Aynı düzeyde ve eşit dağıtılan mutluluk,
Aynı sokağın içinde dip dibe salınmanın,
Herkesle birlikte özgürce takıp takıştırmanın,
Sokakta hesapsızca dansedebilmenin,
Annesini dansederken gören çocuğun,
Kollektif mutluluğu bu.
Ana baba oğul, kız erkek çocuk aynı sokakta,
Patron işçi, hoca talebe, X Y Z aynı kaldırımda.
Adana’daki karnavalı sosyologlar izlemeli,
Psikologlar, toplum bilimciler not tutmalı,
Siyasetçiler, büyüklerimiz hep desteklemeli,
Bu etkinlikten hepimiz bir ders çıkarılmalıyız.
Tıklım tıklım otellerin, lokantaların yer sıkıntısına
Evinde konuk ağırlayarak örnek olan Sayın Valimizin,
Eşini koluna takıp, aslan gibi her yere yetişen,
Kebap pişiren, sokakla bütünleşen Başkanlarımızın,
Halkın arasında, görünmeden huzuru sağlayan,
Büyük bir titizlik, duyarlılık gösteren Emniyetimizin,
Temizlikten, denetime, sudan elektiriğe her insanımızın,
Halkı ile kaynaşıp, kollektif mutluluğa yaptığı,
Büyük katkıları anlatmazsak olur mu?
Ama en önemlisi tüm bunları kolkola yapabilmeleri,
Bizlere nasıl mutluluk ve güven verdi, anlatamam.
Helal olsun…
∞Ω∞
Gelelim işin Adana bağlamındaki sosyolojik çıktısına;
Markanın değil, evde hazırlanmış ürünlerin sadeliğini,
‘Kermes havası olmuş’ eleştirisi ucuzluğuna kaçmadan,
İnsanların farklı zevk ve imkanına göre yaptığı gösterisini,
‘Gürültü, kirlilik, kalabalık’ diye devalüe etmeden,
Belki çok az metropolde yapılabilecek böyle bir etkinliğin,
Bir iki münferit olayını abartma kurnazlığına saplanmadan,
LÜTFEN BÜYÜK RESMİ GÖRMEYE ÇALIŞALIM.
Bir ülkedeki en mutluluk verici folklorik eylem,
Şüphesiz, anonim şarkılar eşliğindeki kollektif harekettir.
Herkesin kendince hazırlanıp, interaktif katıldığı,
Rol aldığı, almasa da içinden onaylayıp sevindiği,
Birlikte sevinip güldüğü ve mutlu olduğu etkinlikler.
Maddenin, mertebenin, rengin ortadan kalktığı,
Ruhu ifade eden herşeyin ortaya boca edildiği,
Kollektif bir mutluluktu bu karnaval.
İdeoloji, nemalanma gibi ayrımlaştıran her ögeden,
Özellikle ikilikten bağımsız bir düğün gibiydi.
Adanalılar en çok neden endişelendi biliyor musunuz?
Davetsiz kötülüklerin gelip, ortalığa etmesinden.
Şükürler olsun ki, en büyükten küçüğe herkes duyarlıydı,
O yüzden herkes sokağı evi misali korudu, Adanalı gibi.
Bir de şimdi, ‘ya bir daha yapılamazsa’ sorusu var.
Ben, ‘amaaan bir daha olmazsa da bunu gördüm ya,
Ölsem de gam yemem’ diyorum, diyorum da,
Adanalı’ya sordum mu şöyle diyor;
‘’ Gardaş, bize hergün garnaval ’’…