Çaresiz Markalaşan Çağdaş Bilim

Dünyanın yeni düzeni bir değirmen,
Çarkına ne taksa, benzetiyor feleksiz.
İkinci dünya savaşı sonrası farkedilen,
Bilimin ne denli önemli olduğu gerçeği,
Fikir yapıcıların, onu da ürün gibi görmesine,
Yeni dünyanın bir markasına dönüştürmelerine,
Mantıklı, sorumlu, güvenilir, doğrucu,
Nesnel, akılcı gibi gözalıcı sıfatlarla bezeyip,
Marka kimliğini güçlendirmelerine sebep oldu.
Tutku, duygu olmayan güvenilir bir kavram olarak.
Bilimin nasıl yapıldığından, öğretildiğine, finansına,
Kalite kontrolü, bilim insanı denetiminin yapılmasına,
Medyaya yansımasına, bilimin halkla ilişkisine kadar,
Herşey ama herşey marka gibi yönetilmeye başlandı.
İnsani, duygusal, deli bilim gitti, yapay bir şey geldi.
Profosyonel hayatın rutinleşmiş kalıplarına sıkışmış,
Yaratıcılık, vicdan ve hümanizmden yoksun birşey.
Hep övecek değiliz ya pozitif bilimi,
Eksiğini gediğini gördük mü, taşı da koymak gerek.
Londra Bilim Müzesi baş küratörü Tim Boon’un söylemiyle;
Dünyanın yarısını kendine bağımlı hale getirmek için,
Diğer yarısına zarar üretmekten sakınmayan bilim…

∞Ω∞

Bilimi marka olarak çok afilli, çürütülmez kuramlı,
İnsanlığın yararına zarif fikirler akışı olarak gösteren,
İnsani kusurları ve pürüzleri olmayan alimlerce,
Anlaşılması zor jargonla ifade ettiren yeni düzen,
Aslen ondan çok yararlanan diğer insanları gücendiriyor.
İlk on yıl, bir bilim adamından daha meraklı, ilgili,
Yaratıcılık ve icat etme konusunda deha olan çocukların,
Sonrasında bu ilgilerin kaybedip, görsel şöhretin akımına,
Müzisyen, sporcu gibi anlaşılabilir örneklere yönlenmesi,
Bilimin donuk ruhlu, ihtiyatlı yüzünün soğukluğundan.
babası diplomasız Ovshinsky’nin demesiyle,
Önce doğru budur diye bilgiyi tıkıştırdığımız, mezun olunca,
‘Tek başınasın, hadi yaratıcı ol’ dediğimiz çocuklar ve bilim.
Toplumda halen değer olarak bu kadar saygınken,
Metodoloji olarak şekli öğretilen ama ruhu öldürülen,
Zavallı, markalaşmış, insani vizyonu nakıs bilim.
Kopernik’ten Einstein’a, Pasteur’dan Hawking’e,
Hepsi kusurlarıyla, huysuzluklarıyla, arsızlıklarıyla,
Ruhları, günlük halleri ile bildiğimiz insanlar idi.
Nobel ödüllü, çağdaş bilimi güne taşıyanlara bakın,
Çoğunun insani zaaflı, hayalperest, asi, isyankar,
Kuralsız, tabu yıkıcı olduğunu görürüsünüz.
Astronomi, Galileo ile Kepler’in takışmasıyla,
Tüp bebek, kilise bilim dünyası atışmasıyla
Bilim doğayla, mistisizmle, aykırıkla ivmelenmiştir.
Bugün ne yazık ki, bilimin özgür, özgün iradesi ve,
İradeyi taşıyan beyni, onu markalaştıranlara teslim.
Yaratmaktan çok, varolanın boyutunu modifiye edip,
Daha efektif ve ulaşılabilir ürünler sunan yap sat bilim;
Ve ulaşılamayan, imrenilen, çaresiz inanılan, suni
Markalaşmış bilimden nafakasını alamayacağını bilen,
Mutlak onun yerini başka şeyle dolduruyor, yazık…

∞Ω∞

Oysa pozitif bilim insanlığın en büyük dayanağıdır.
Hurafenin, bilinmezin, karanlığın üstesinden gelen,
Bizi, bugün bildiğimiz yaşama taşıyan nurdur bilim.
Peki ya bilim, o kendini karanlıktan koruyabiliyor mu?
Nedir dünün bilim adamı ile bugünkünün derin farkı?
Çılgın düşler kuran, kendi üstünde deney yapan,
Saçma sapan sayılan görülerini entelektüel kavgayla,
Toplum kurallarını ihlalle sunan, korkusuzca savunan,
Bilgi ve yaratılıcık için gözünü budaktan sakınmayan,
Ömrünü, bütünün küçücük bir noktasına adayan,
Kıskanç, müptela, yalın, uçuk bilim adamlarından,
Bugünün standartlaşmış marka bilim adamlığına.
Bugün, mecazi deli gömleğini çıkarıp normu korumak,
Finansman, güvence ve etik garantiyi sağladığından,
Artık bir marka olan bilimin bilinirlik ürünleri gibiyiz.
İnsani yönleri ayıklanmış, marka sisteminin alimliği,
Ne yazık ki, inandırcılığını ve güvenilirliğini kaybediyor.
Daha fazla geç olmadan bilim ve bilim adamları,
Verilen şansı ve güveni tekrar değerlendirmelidir.
Laboratuar ile gerçeklik arası uçurumu aşmak için,
Bilim ruhuyla sağlam bir köprü inşa edilmez ise,
İnsanlık, markalaşan bilimin boşalttığı insani köprüyü,
Her kim tamamlarsa ona yöneliyor, ona inanıyor,
Boş, gerçeklikten uzak, kanıtsız olsa bile…