Ayhan Sicimoğlu

Satır kullanmak zor. Ritm ile hafif vurarak kavisinde beşik gibi, ahenkle sallarken eti kıyacaksın. Aynı anda ‘Adana’nın yolları taştan, sen çıkardın kebap beni baştan’ türküsünü mırıldanacaksın. Bol kırmızı biberi cömertçe çalışacak ve elinle bi güzel yoğuracaksın. Yassı şişe eti güzelce sıkacaksın. Kömürü sık sık yelleyeceksin. Kebabı lavaşın arasına yorgan gibisarıp çekeceksin. Adana’da işte tam da bunları, kebabın hasını yaptım…

Şimdi: İri bir parça kopart ve yassı şişi eline alarak baş parmak aşağıda, diğer dört parmak sırasıyla okşar yumuşaklıkta tek tek kapatarak geriye, kendine doğru bu satır kıymasıyla yassı şiş üzerini kapla. Bu işin en zor kısmı bence, çok gevşek olursa kebap pişme esnasında ateşe düşebilir. Ben düşürmeden pişirebildim, hatta arada eti sıkılaştırmak için ateş üzerinden alıp, lavaşla üstüne bastırıp fazla yağlarını alarak tekrar ateş üstüne koydum. Kömür ateşini sık sık yelleyerek kızgın olmasını sağladım ki, üstü kızarsın nar gibi. Ustalar “tamam” deyince tabaktaki bir lavaş üstüne yatırıp üstünü bir başka lavaşla yorgan misali sıkıca örttüm. İlk önce hafif ileri (yapışan uçlar varsa serbest kalsın diye) sonra tereyağından kıl çekercesine ahenkle tek hamlede yassı şişi, bir kılıç cengaveri maharetiyle çektim ve derin bir soluk aldım. Şimdi nar kuzusu gibi önümde boylu boyunca lavaş yatağına uzanmış, hâlâ cızırdıyor. Çeeeek….

Yazının devamını okumak için tıklayın