Gündelik hayatta kalite, estetik, zarafet eksildikçe; kaba sabalık, kurnazlık, cehalet arttıkça, nezaket ve terbiye insanın özlemi haline geliyor. Gidişatın daha uzun zaman böyle bir akışla devam edeceğini sezen birey için sanat, sığınılacak yegâne kovuk oluyor.

İnsan idealleri, ütopyası, hayalleri ile de yaşar ama gündelik hayattaki duygulanımları, zihinsel ve edimsel etkinlikleridir sevgi üreten birey olmasının önünü açan. Ne yazık ki küresel köyümüzde epeydir bu arzunun zıddını üreten bir devasa mekanizma yakıp geçiyor insani olan ne varsa.

Hikâye anlatan nur yüzlü ninelerimiz çoktan bırakıp gittiler bizi. Hiç kızmayan, hep yanaklarımızı okşayan ve gülümseyen dedelerimiz de gidenleri fazla bekletmediler. Son nefeslerini verdikten sonra şefkat, bağışlama, kanaatkârlık, cömertlik, diğerkamlık, misafirseverlik, ahde vefa gibi erdemlerin gergefinde dokunmuş kefenlerine sarmalanıp başka diyarlara göçtüler.

Kariyer, rekabet, hırs, ölçüsüz ve ayarsız kıskançlık, aç gözlülük, bencillik ile dokunan zırhlar içinde atomize olmuş insanlar bireyselleştiklerine inanıyorlar ama çok yanılıyorlardı: Çünkü olunan, bireyleşme değildi; tüketim toplumunun, yeteneklerinin, arzularının, hayallerinin iğdiş edildiği insanlar topluluğunun içinde biri olmaktı. Bunun  anlaşılması için otuz senenin geçmesi gerekecekti.

Üretilen, yaratılan her şeyde hep bir estetik defo göze batıyor; hemen fark ediliyordu.

Kolektif yaratıcılık mazide kaldı. Şimdi adına takım oyunu ekip – ruhu, gibi şık adlarla motivasyonu arttırma gayretlerinden elbette ki haberdarım; şirket merkezlerinin plazalarında yeni liberal değerler skalasında tuttuğu yerden de. Ama bu da sadece tek bir şeye şirketin maddi çıkarına matuftur, rekabeti körükler, amaç için insani asaletin ayaklar altına alınması işten bile değildir.

Yani eski ile yeninin ikamesi pek hayırlı olmadı denilse yeridir. Yazımın konusu da zaten bir dedenin masalı gibi humour, hüzün, sentimental rayihalar saçacak. Masal tadında cereyan etmiş bir vakıayı anlatmam bitince bu girizgâh bağlamını kavrayacak. Eskiden yapılmış ( 1988 yılında ) ama güzelliği  eskimemiş bir rock ekibinin yaratımını, üretimini anlatacağım ama geçmişi yüceltmeyeceğim çünkü nostalji hiç de prim vermediğim bir faydasız bir obsesyondur kanaatimce.

Otuz yıl olmuş işte. Rock öldü mü? Bu tartışma müzikseverler arasında yaygınlaşmıştı; uzanımı caz ölüyor mu sorusuna varmıştı. Tahmin edileceği gibi evet öldü diyenlerle, hayır kötü bir dönemdir yaşanan, ama rock ölmez, türünden ajitatif yanı ağır basan söylemlerin arenasında kâh izliyor kah tartışmaya katılıyordum.

Rock müziğin devleri, yıldırıcı sorunlarla uğraşıyorlardı; uzun süren bir suskunluk dönemiydi yaşanan. Kurşun gibi bir hava çökmüştü dünyanın üzerine; her alanda her düzlemde.

Pop piyasasının sahnelerinde tavus kuşu gibi rengarenk görünümlü insanlar bir o yana bir bu yana zıplayıp duruyorlardı; yaptıklarının da müzik sanatı ile bağdaşır bir tarafı olamıyordu.

DJ’lerin piyasadaki sultası, albüm satışlarının rakamları müzikteki gidişatı belirleyen etkenlerdi. Bir de MTV yayına başlamıştı ki, evlere şenlik de MTV ye eşlik etmişti senkronize olarak.

Ortalık çöplük imgesini çağrıştırıyor, diye düşünürken, George Harrison’ ın verdiği mülakatta şu sözlerini okuyunca ruh ve yürek birlikteliğimizin gönencini yaşadım. George şunu söyledi:

“MTV –  Oasis ve U2 için çöplük müziği yapıyorlar, yeni dönem tamamen egolar üzerine kurulu ama MTV’nin sesini kısınca sorun halloluyor.”

Unutulmaz rock grubunun dürüst olduğu için sivri dilli diye bilinen beyni Pete Townshed, ”MTV yasaklanmalı” diyordu.

Tam da böyle bir fetret evresinde üzerimize göklerden ışıklı çiçekler yağmaya başladı.

Charles Truscott Wilbury, Sr.’nin oğulları olan Nelson, Lucky, Lefty Charlie, Otis Wilbury adlı hiç bilinmeyen bu isimler Traveling Wilburys adında bir grup kurmuşlar, ekiplerine Buster Sidebury diye birini de davulcu olarak almışlar. Çalışmalarının demolarını müzik sektörünün büyük şirketlerine yollamışlar. Böyle bir albüm çalışmamız var, ilgilenirseniz çıkarmak istiyoruz notunu da eklemişler. Bir müddet sonra o büyük şirketlerden şöyle cevaplar gelmiş posta kutularına: Grup müziğiyle ilgilenmiyoruz, çalışmanız piyasada tutacak gibi değil, biraz daha çalışmanız gerekiyor…

Yazının devamı ve şarkıların videoları için linki tıklayınız

http://t24.com.tr/yazarlar/murat-bjedug/sahici-efsanenin-adi-traveling-wilburys,19568