ÇDSO’dan 4 Mayıs Konseri – Taşar Erkol

Taşar Erkol

Taşar Erkol

Tarih                     : 04 MAYIS 2018

Yer                         : Büyükşehir Belediyesi

Şef                         : Rengim Gökmen

Solist                     : Görkem Ezgi YILDIRIM                   “soprano”

Anna Agathonos                                             “alto”

Metthew Pena                                                   “tenor”

Melih Tepretmez                                               “bas”

Koro                      : Ankara Devlet Çoksesli Korosu

Program               : Ludwig van Beethoven / Senfoni No: 9

 

RENGİM GÖKMEN                                           “Orkestra Şefi”

Müziğe küçük yaşlarda annesi opera sanatçısı Muazzez Gökmen’in denetiminde başlayan Rengim Gökmen, piyano ve kompozisyon çalışmalarını Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Ferhunde Erkin, Nimet Karatekin, İlhan Baran ve Ahmet Adnan Saygun ile tamamladıktan sonra, orkestra şefliği öğrenimi için İtalya’ya Türk hükümeti tarafından gönderildi.

Önce Roma Santa Cecilia Konservatuvarı, daha sonra Siena Accademia Chigiana ve Santa Cecilia Yüksek Müzik Akademisi şeflik bölümlerinden Franco Ferrara’nın öğrencisi olarak birincilikle mezun oldu. Bu arada Türkiye’de başlamış olduğu keman ve yaylı çalgılar tekniği üzerine çalışmalarını İtalya’da altı yıl boyunca O. Vcari ile sürdürdü.

Avusturya, İngiltere ve Hollanda’da orkestra şefliği üzerine çalışmalar yaptıktan sonra 1980 yılında katıldığı “Gino Marinuzzi” San Remo uluslararası şeflik yarışmasını kazanarak büyük başarı elde etti. Daha sonra Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde, A.B.D’de ve Güney Amerika’da konserler yönetti. 1984-89 yılları arasında Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müzik Direktörü, 1992-95 ve 2007-2014 yılları arasında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında Aspendos Opera ve Bale Festivali’ni başlattı.

Ankara ve İstanbul festivalleri danışma kurulu üyesi Rengim Gökmen, 1991-2006 yılları arasında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası müzik direktörü olarak görev yaptığı sırada sayısız konser, kayıt, yurt içinde ve yurt dışında turneler gerçekleştirmiştir. 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı Yüksek Kültür ve Sanat Nişanı ile onurlandırıldı.

 

Ödülleri:

  • 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı Yüksek Kültür ve Sanat Nişanı ile onurlandırıldı.
  • 1991 yılından 2009 yılına kadar TÜTAV tarafından Türkiye’nin yurt dışındaki tanıtımına katkıları sebebiyle ödüllendirilmiştir.
  • 1997 yılında TOBAV tarafından “En Başarılı Opera Şefi” seçilmiştir
  • 1995 yılında Kültür Bakanlığı tarafından “Yılın En İyi Şefi” seçilmiştir
  • 1988 yılında İtalya hükümeti tarafından “Cavalleria” nişanı ile onurlandırılmıştır

Ankara ve İstanbul festivalleri danışma kurulu üyesi ve İKSEV yönetim kurulu üyesi olan Rengim GÖKMEN, 1991 yılından bu yana sürdürmüş olduğu İzmir Devlet Senfoni Orkestrası müzik direktörlüğü görevi sırasında sayısız konser, kayıt, yurtiçinde ve yurtdışında turneler gerçekleştirmiştir. Prof. Rengim Gökmen 2009 yılı itibariyle Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Kompozisyon ve Orkestra şefliği Ana sanat dalı öğretim üyesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefidir.

 

Görkem Ezgi YILDIRIM                              “soprano”

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera bölümünden mezun oldu. 2005 yılında Viyana Müzik Akademisi Profesörü Sebastian Vittuci yönetimindeki Feldenkreis Metodu’ na aktif olarak katıldı. 2005 ve 2006’da Düsseldorf Üniversitesi Robert Schumann Devlet Konservatuarı Opera Bölümü Başkanı Prof. H. Dorsch’un ustalık sınıfında yer aldı. Mezuniyetini takiben Schauspielhaus – Viyana Avusturya, Büyük Tiyatro -Lüksemburg, Het Toneelhuis – Antwerp Belçika ve Mannheim Ulusal Tiyatrosu Schauspielhaus Prodüksiyonu SARAY ile Almanya’da solist olarak rol aldı.

2006 yılında Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde çalışmaya başladı ve W. A. Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma eserindeki Sarışın rolünü Ekaterinburg, Rusya; Daegu, Güney Kore, Saaremaa, Estonya; Beijing, Çin ve İtalya’da seslendirdi. F. Tüzün’ün Çeşmebaşı Bale Suiti’nin soprano solosunu Tokyo, Japonya’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile seslendirdi. D. Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’ne, Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’ne ve Uluslararası Ankara Müzik Festivali’ne katıldı.

2009’da Uluslararası Hans Gabor Belvedere Şarkı Yarışması’nda katıldı ve İsviçre’deki Uluslararası Opernwerkstatt Projesi’nde yer aldı.

2017’de Rusya’da düzenlenen Uluslararası Slovtsov Şarkı Yarışması’nda Grand Prix ödülünün sahibi oldu. Halen Ankara Devlet Opera ve Balesinde solist olarak görev yapmaktadır.

                                                              

Anna Agathonos                                       “alto”

Vokal çalışmalarını Viyana Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra iki yıl boyunca Marsilya Opera Binası’na (CNIPAL) katıldı. İlk angajmanlar onu Marsilya, Avignon ve Rouen’in operasına ve Aix-en-Provence müzik festivallerine (La Cenerentola, 2000) ve Pesaro’ya (Il Viaggio a Reims, Melibea, 2002) taşıdı.

2001’den 2010’a kadar Musiktheater im Revier Gelsenkirchen’in bir üyesiydi. Burada bir lirik mezzo-soprano olarak başladı ve bel kanto çağının nadiren yapılan eserlerinin bazı yapımlarında parçaları devraldı. (a.o. Bellini Zaira, Donizetti L ‘assedio di Calais, Egitto’da Meyerbeer Il Crociato). 2006’dan bu yana dramatik mezzo repertuarına geçerek Azucena, Amneris, Carmen, Cassandre (Berlioz Les Troyens), Dalila, Besteci ve Teyze (Britten Peter Grimes) olarak ortaya çıktı, daha sonra Ulrica, Ježibaba ve Ortrud’un sahip olduğu rollere katıldı, seslendirdi. Son zamanlarda Bernstein’ ın Candide’deki Old Lady karakterinin gösterişli bir yorumuyla büyük bir kişisel başarıyı kutladı.

Anna Agathonos, Genç Suriye’yi Enjott Schneider’in Das Salome-Prinzip’in dünya galasında yorumladı ve Théâtre National du Luxembourg’nun yanı sıra 2003’te Ruhrtriennale festivalinde Alexander Müllenbach’ın Oper Die Todesbrücke’nin dünya prömiyerinde kadın ana bölümünü devraldı. Dahası, 2009 yılında Isidora Zebeljan’ın Mühlheim an der Ruhr metro istasyonunda dünya prömiyeri olan Eichbaumoper’a olan katkısını anlattı.

Yunan şarkıcı 2010/11 sezonundan beri serbest kaldı. Misafir sözleşmeleri onu Hannover Devlet Operası’na, Oldenburg Devlet Tiyatrosu’na, Münih’teki Gärtnerplatztheater’a, Nuremberg Devlet Tiyatrosu’na ve Erfurt, Chemnitz, Bonn, Mönchengladbach, Pforzheim ve Bern’in Operasına götürdü. Ayrıca Atina’daki Yunan Ulusal Operası’nda, Dublin’de Opera İrlanda’da, Miskolc’taki Bartók Plus Opera Festivali’nde, Klagenfurt Operası’nda ve Avusturya’daki Open Air Festival Oper Burg Gars’da da yer aldı.

Başarılı şarkı resital ve oratoryo şarkıcısı, Verdi’nin Requiem ve Beethoven’ ın Selanik Devlet Orkestrası ile 9. Senfonisi’ni, Neue Philharmonie Westfalen ile Mahler’in 3. Senfonisi’nde Münih Filarmoni Orkestrası ile rol aldı ve Gärtnerplatztheater Orkestrası ile Beethoven’ ın 9. Senfonisi’nde performans gösterdi.

 

Matthew Peña                                             “tenor”

İlk olarak Ohio’daki prestijli Oberlin Koleji’nde siyaset ve müzik eğitimi aldı ve daha sonra New York’ta Manhattan Yüksek Okulu Müzik Okulu’nda vokal eğitimine devam etti ve burada yüksek lisans derecesiyle mezun oldu.

2011/2012 sezonunda, Matthew Peña, Förderkreis der Deutschen Oper Berlin’in bir üyesiydi. Carmen’de Remendado, Tosca’daki Spoletta, The Magic Flute’ de Die erste Geharnischter ve çocuk tiyatrosunda, Spieltenor konusundaki çok sayıda rol üzerinde çalıştı. Prodüksiyonlar Magic Flute (Tamino rolüyle) ve Klein Siegfried’in (Mime rolüyle) peri masalı. Ayrıca, Teatro Regio di Torino’da Rigoletto’da Borsa ve Fidelio’da ilk tutuklu olarak konuk gösterileri yaptı.

ABD’de Matthew Peña, Don Giovanni’deki Don Ottavio, Così fan tutte’ de  Ferrando ve Eugene Onegin’de Lenski dâhil olmak üzere bir lirik konunun parçalarını seslendirerek, bir konser solisti olarak ortaya çıktı. Katılımcılar onu Santa Fe Operası, Anchorage Operası, Virginia Operası, Amerikan Klasik Orkestrası, Ravinia Festivali ve New York Şarkıları Festivali’ne götürdü.

Matthew Peña, Metropolitan Operası için Yeni Opera atölyelerine katılmış, Opera Vakfı Yarışması ve Charles A. Lyman Vokal Yarışması gibi çeşitli yarışmalar kazanmıştır. Ayrıca Kariyer Köprüleri Vakfı ve Léni Fé Bland Vakfı’ndan burslar aldı.

2012/2013 sezonunda La Kemanda’da Gaston’da ilk kez Kiel’de rol aldı ve Parsifal ve L’amour des trois portallarının yeni yapımları için döndü. Carmen, The Cunning Little Vixen, La Traviata ve The Tale Magic Flüt, Deutsche Oper Berlin’e geri döndü. Kammeroper Schloss Rheinsberg’de Matthew Peña, ilk açılışını Ağustos 2013’te Offenbach’ın Hoffmanns Tales’teki Hoffmann olarak yaptı.

2013/2014 yılında Matthew Peña, Münih’teki Bavyera Devlet Operası’nda Die Frau ohne Schatten’deki kamburluğun rolü ile giriş yaptı ve 2014 sonbaharında Muscat / Umman’daki Royal Opera House’ daki Deutsche Oper’ in konuk performansında Puccini’nin Manon Lescaut’undaki Edmondo’nun rolüyle şarkı söyledi. Aralık 2014’te, bu rolüyle Valencia’daki Palau de les Arts Reina Sofia’da yeni bir Manon Lescaut yapımında yer aldı. Deutsche Oper Berlin’deki Mzensk’ten Lady Macbeth’ in yeni yapımında, Ocak 2015’te Kiel operasında Philip Glass’ın ben kolonyal kolonisine yaptığı ziyarette bir antrenör ve öğretmen olarak görüldü. Festival Schloss Kirchstetten’de Matthew Peña, 2015 yazında L’elisir d’ amore’da Nemorino olarak yaşadı.

2015’te Deutsche Oper Berlin’de Vera Nemirova’nın yeni Meyerbeer Vasco da Gama yapımında bir denizci ve Salome’de Slave ve 2. Yahudi, The Cunning Little Vixen’de Mücke ve Der Rosenkavalier’deki Tüccar ve Hayvan Ticareti gibi şarkıcıların rol aldığı bir denizci olarak ortaya çıktı. 2016/2017 sezonunda Falstaff’da Volkstheater R                                       ostock Fenton, Zar ve Zimmermann’ da Chateauneuf’un Marquis’i ve Bernstein ‘ın Candide’deki çeşitli rollerinde şarkı söyledi. Deutsche Oper Berlin’de Venedik’teki Britten’in Ölümü’ nün yeni yapımında Matthew Peña, Haziran 2017’de gondolcu, otel misafiri ve 2. Amerikalı olarak görülüyordu. Archer’ın öğrencisi Arbertholz’ın rolünü Aribert Reimann’ın Hayalet Sonat’ında, Schiller Tiyatrosu’ndaki Staatsoper Berlin’in atölyesinde oynadı. Nikolaus Brass’ın yaz günlerinde Asle olarak, 2018 baharında Staatsoper Berlin unter den Linden’e döner.

 

Melih Tepretmez                                        “bas”

1977’de, Tarsus, Türkiye’de doğdu, Çukurova Üniversitesi’nde Prof. Tchavadar Hadjiev eğitimi altında okudu, opera şan ve ses öğretimini bitirdi. Çalışmalarına devam ederken, Türkiye ve Bulgaristan’da da çeşitli konserler verdi. 1999’dan 2002’ye kadar Mersin Devlet Operası’nda çalıştı.

2001 yılında, Anke Eggers’in eğitimi altında onun becerilerini bilemek için Sanat Üniversitesi’nde aktarıldı ve sonuçta kabulü ile diplomasını alarak öğrenimini tamamladı. Çalışmaları sırasında bir öğretmen olarak çalıştı, müzik eğitimi ve ses eğitimini öğrencilerine öğretti. Bas, ayrıca üniversitedeki çalışmalarının başında yeni başlayanlar ve ileri düzey şarkıcılar öğretmeye devam etti. 2002 yılının Şubat ayında, Schloß Rheinsberg’deki Oda Operası’nda Uluslararası Şan Yarışması’nı kazandı.

Haziran 2002’de, Melih Tepretmez “Der Glockenturm” Frank Martin’in “Le vin herbe” Berlin Çağdaş Müzik Operası’nda ve Ernst Kreneks ile bir konser verdi.

İstanbul’da Siemens Singing Competition’da üçüncü oldu

 

Ludwig van BEETHOVEN

Doğum:17 Aralık 1770 Bonn – Almanya                                         Ölüm:    26 Mart 1827         Viyana – Avusturya

 

Alkole karşı olan zaafıyla bilinen Beethoven’in babası Johann da saray müzisyeniydi. İlk piyano derslerini henüz dört yaşındayken babasından aldı. Katı bir insan olan babası çocuğunu çok zorluyor, henüz dört-beş yaşında olan ve parmakları piyanoya yetişemeyen çocuk bazen bu çalışmalar sırasında gözyaşı döküyordu…

İlk müzik eğitimini babasından aldıktan sonra, 1779’da Christian Gottlob Neefe ile çalışmaya başladı. 1783’te ilk bestesi olan Dressler’in Marşı Üzerine Çeşitlemeler Neefe’ nin yardımıyla yayımlandı. 1786’da Viyana’ya yaptığı ziyaretin ardından, annesinin ölümü üzerine Bonn’a geri döndü ve Kont Walstein’ın hizmetine girdi. 4 yıl boyunca kontun orkestrasında viyola çaldı. Annesinin ölümünden sonra Beethoven Viyana’ya geri döndü ve hayatının sonuna dek orada yaşadı.1794’e dek Viyana aristokrasisi içindeki müzik âşıklarına saraylarda ve özel toplantılarda çaldı. 1795 yılına kadar halka açılmamıştı. Başlangıçta bir besteci olarak değil, bir piyanist ve öğretmen olarak adını duyurdu ve kısa zamanda üne kavuştu.1798 yılında Beethoven işitme problemleri yaşamaya başladı. Bu tarihten itibaren 21 yıl boyunca hiç kimseyle iletişim kurmadı. Ancak 1819 yılına gelindiğinde yazarak insanlarla diyalog kurmaya başladı. 21 yıl boyunca çekilen yalnızlık çok derin acılar yaşamasına neden oldu. Beethoven bütün senfonilerini işitme problemi yaşamaya başladıktan sonra bestelemesi de dikkate değer bir olaydır. Beethoven ömrü boyunca birkaç kadını sevmiş buna rağmen hiç evlenmemiştir. Bunlar içinde evlenmeye en çok yaklaştığı ve en çok sevdiği Ölümsüz Âşık’ tır. Kim olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte bu kadının, Frankfurtlu bir tüccarın karısı olan Antonie Brentano olduğu sanılmaktadır. Sevdiği kişiye kendini bütünüyle veren Beethoven, Diabelli Varyasyonları’nı Ölümsüz Aşkı’na adamıştır.

1826’da kardeşi Karl ile Gneixendorf’ta yaptığı tatilin ardından Viyana’ya dönüşünde, siroz hastalığı iyice ilerlemiş, yataktan kalkamaz olmuştu. 26 Mart 1827’de hava iyice bozmuş, durmadan yağmur yağıyordu. O sırada akan büyük bir şimşekle Beethoven’in odası aydınlandı. Aynı anda, yumruğunu havaya kaldıran Beethoven’in gözleri birkaç saniyeliğine hayata meydan okurcasına açıldı ve ardından bir daha açılmamak üzere kapandı. Doktorlar bunun Beethoven’in anlamlı bir hareketi değil, sadece ışığa karşı bir tür refleks olduğunu söylemektedirler. Beethoven yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bir cenaze töreninin ardından Wahring mezarlığına defnedildi. 1888’de ise naaşı Viyana Merkez Mezarlığı’na Schubert’in mezarının yanına aktarıldı.

 

  1. van Beethoven Senfoni No: 9 Re Minör Op: 125

Beethoven’in uzun yıllar içinde, bazen de ara vermek suretiyle yazdığı bu büyük senfoni, 1824 yılı Şubatında bitirilmiş, ancak 1826 yılında, 125. eser olarak Mainz’da yayımcı Schott tarafından basılmış ve Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm’e ithaf edilmiştir.

  1. Senfoni, Türkiye’de ilk kez Beethoven’in ölümünden tam 115 yıl sonra, 18 Nisan 1942 Cumartesi günü, Cebeci’deki Devlet Konservatuvarı Salonu’nda Ankaralılara dinletildi. Dr. Ernst Praetorius’un yönetiminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası), Devlet Konservatuarı korosu ve solistleri (soprano Rabia Erler, alto Saadet İkesus, tenor Aydın Gün, bariton Nurullah Şevket Taşkıran) tarafından seslendirildi. Bu tarihi seslendirmeden sonra eser, 1941 Mayıs’ında Dr. Hermann Scherchen ve 1952 yılında Hasan Ferid Alnar yeniden çalıştırıp müzikseverlere sundular. Prof. Gotthold Ephraim Lessing yönetiminde 1964’te dördüncü ve 1970’te beşinci defa hazırlanıp seslendirildi.

Eser dört bölümdür. İlk üç bölüm yalnız orkestra, sonuncusu orkestra, koro ve solist şarkıcılar içindir. Senfoni soprano, alto, tenor ve bastan oluşan dört solist, karışık koro ve piccolo flüt, iki flüt, iki obua, iki klarinet, iki fagot, kontrfagot, dört korno, üç trompet, üç trombon, timpani, üçgen, büyük davul, ziller ve yaylı çalgılar için bestelenmiştir.

  1. Allegro ma non troppo ma un poco maestoso
  2. Scherzo
  • Adagio molto e cantabile
  1. Andante moderato espressivo

 

Not:  Bu büyük eserin ayrı ayrı dört bölümündeki felsefi içeriği Thomas-San Galti’ye göre açıklanmasından alınmıştır.

 

  1. Bölüm: Pek çabuk olmayan, biraz da görkemli (Allegro ma non troppo, un poco maestoso) tempoda, 2/4’lük ölçüde, çok hafif sesle ve gizemli bir havada girer; bunu viyolonsel, iki keman ve korno tamamlanmamış bir akorla sağlar. Sonra birinci kemanların katkısıyla, ana temanın önce parçalar şeklinde duyurulmasını büyük bir kreşendo ile 16. mezürde ana tema izler. Fikirden fikire, yan temalarla gelişen bölümde yine o eski, sisli, gizemli havaya dönülür. İkinci tema ise Si bemol Majör tonda, ilkinin karşıtı bir anlatımdadır. Klarinet ve flütün ön plana geçtiği bu temadan sonra savaşçı bir motif belirir. Bunu izleyen aydınlık hava ise aldatıcıdır. 38 mezür süren davul gürültüleri arasında birinci tema yine görkemle yükselir. Coda’ da ise korno gergin havayı yumuşatmak isterse de, başarısız kalır. Marş benzeri hüzünlü bir ezgi de yakınır gibi belirir. Tüm bunlar yarasızdır. Ana tema yine dik kafalı belirir; dramatik savaşı sonuçsuz bırakan bir güçle bölümü sona erdirir.

 

Felsefi olarak; bas taraflarındaki hafif ve sessiz havası içinde, çalgılardan bazılarının tereddüt ederek, durarak ya da koşarak akışları, acı çeken bir ruhun olumsuz kuvvetlerle olan şiddetli boğuşmasını temsil etmektedir. Ama her şeye rağmen, bu bölümün en sonunda bile, özlenen zafere bir türlü ulaşılamamış, hatta bu uğurda bir araya toplanan bütün kuvvet, kudret, neşe ve acı, beklenen mutlu sonuca, yani zafere, insanı bir adım bile yaklaştıramamıştır.

 

  1. Bölüm: Dokuz mezür sonra kıvrak teması duyulan çok canlı (Molto vivace) tempoda, 3/4’lük ölçüde tipik bir scherzo’ dur. Beethoven, bu bölümü scherzo olarak adlandırmamış, ancak tüm senfonilerinin ağır bölümleri ağır tempoda olduğu halde, bu senfonisinde bu hızlı tempoyu görkemli birinci bölümden sonra kullanmıştır. Bu canlı tema daha sonra, hafif ve sinirli bir fugato şeklinde gelişir. Canlı ve gürültülü sıçrayışlı ikinci temadan sonraki orta bölme ise basit bir dans, pastoral havada yine adı belirtilmeyen bir trio bölmesi olarak üflemeli çalgılar tarafından desteklenir. Duygulu bir temanın oluşturduğu güzel karşıtlıktan sonra yine scherzo belirir ve bölümü – arada çok kısa, basit dansı da duyurduktan sonra – dinlenmeden sona götürür.

 

Felsefi olarak; bölüm başındaki şiddet, esrar dolu bir içeriği belli etmektedir. Bu gizli içerik gitgide daha güçlenmekte, daha açık olarak duyulmakta, ancak bu bölümün sonuna kadar aynı ketumluğa ısrarla devam etmektedir. Burada devamlı olarak göze çarpan “kaybolmalar”, “tekrar görünmeler”, eserin ortalarına kadar yer yer duyulmakta ve bu durum, senfoninin ancak Presto kısmında adeta insan iradesinin verdiği bir cevaba benzemektedir.
9. Senfoni’nin kesin olarak anlatılamadığı için daha çok bir hayale bağlanan bu bölümünü, söylentiye göre Beethoven bir gün Viyana civarında Schönbrun’da bir bahçede otururken, akşam karanlığı içinde etrafında bir sürü cücenin gözüküp tekrar kaybolmalarından aldığı ilhamla yazmış. Czerny ise, anılarında, Beethoven’in güzel bir bahar sabahı kırlarda dolaşırken, kuşların cıvıltısından aldığı ilhamla Scherzo’ nun o meşhur temasını bulduğunu söylüyor. Baştan aşağı esrar dolu tezatlar halinde akıp giden bu bölümü, büyük dâhi nereden ilham alarak yazarsa yazsın, eserin heyecan grafiğine hâkim olan bütün bu iniş ve çıkışlar, bütün bu kaybolup tekrar görünüşler, derin ve ince bir mizahın canlı ritminden başka bir şey değildir.

 

  1. Bölüm: Çok ağır ve duygulu (Adagio Molto e cantabile) tempoda ve 4/4’lük ölçüde bambaşka bir hava oluşur. Huzur dolu, barışçı havayı kemanlar dile getirir. Beethoven’in yazdığı en saf, soylu ve duygulu sayfaları oluşturan bölmeye üflemeli çalgılar da – yaylıların zarif pizzicato süslemeleriyle – katılır. Yaylı çalgılar bitirince, orta hızdaki (Andante moderato) bölme, ritim (3/4) ve tonalite değişikliğiyle ikinci temayı duyurur. Bu tema da barışçı havayı bozmaz ve her iki tema, türlü varyasyonlarla bölümü bitirir.

 

Felsefi olarak; burada nefesli çalgılar adeta hıçkırıklarla söze başlamakta ve eserin bu bölümü parlak nağmelerin sevinç ve keder dönüşümleri içinde sona ermektedir.

 

  1. Bölüm: Çok hızlı (Presto) tempoda, 3/4’lük ölçüde vahşi disonanslarla (kakışım; aynı andan duyulan birden fazla sesin uyumsuz tınlaması) başlar. Gerilimli bir havada, önceki üç bölümün temaları sırayla anımsatılır. Buna, sanki karşı koyarmış gibi davranan bas yaylıların katkısı sona erince yine bas yaylılar ana temayı, neşe ezgisini duyurur; buna diğer çalgılar da katılır. Tüm orkestra ana temayı ilan eder. Girişteki disonanslar yeniden duyulunca, solist bariton “Ey dostlar, bu seslerle değil! Daha hoşa gidecekleri ve daha neşelileri söyleyelim!” diye girdikten sonra Schiller’in Neşeye Övgü’sünü duyurur. Ona koro ve diğer solistler de katılır. “Und der Cherub steht vor Gott” (Ve melekse yükselir Tanrı’ya) cümlesinden sonra bir Türk marşı stilinde, alla Marcia tempoda, neşe teması üzerine orkestra çeşitlemeleri oluşur. Beethoven, “Freudig, wie ein Held zum Siegen” (Neşeyle, zafere bir kahraman gibi) cümlesiyle biten erkek korosu eşliğinde tenor solosunda bu anlamı Türk müziğiyle vermek istemiştir. Orkestranın ara müziğinden sonra tüm koro neşeye övgüyü baştan, asıl biçimiyle tekrarlar. Görkemle ağırlaşan (Andante maestoso) bölmede yeni bir tema belirir: Neşe yerini, saygılı bir tavırla öğüde bırakır: “Seid umschlungen, Millionen” (Kucaklaşın ey milyonlar!) Kısa bir orkestra geçişiyle dinsel bir hava kazanan “Ihr stürtz nieder, Millionen” (Yere kapanıyor musunuz milyonlar?) cümlesiyle başlayan bölmenin “Über Sternen muss er wohnen” (Yıldızların üstünde yaşamalı O) dizelerinde koro mistik bir anlam yansıtır. Bunu izleyen canlı ve enerjik (Allegro enerjico) bölme “Freude, schöner Götterfunken” (Neşe, Tanrıların güzel kıvılcımı) ile “Seid umschlungen, Millionen” (Kucaklaşın ey milyonlar!) ilahi bir çifte füg oluşturur. Final Allegro’sunda ise bir neşe tufanı içinde tüm orkestra, solistler ve koro birleşir ve fırtına hızında (Prestissimo) finale ulaşılır.

 

Felsefi olarak; bundan önceki bölüme tam bir tezat oluşturmakta ve bütün eserin en derin duyuşları anlatan bir parçası olduğunu, daha ilk ölçülerde dinleyenlere kabul ettirmektedir. Bu bölümde bir süre sonra başlayan Andante ile Adagio dönüşümlerinin arkasından, Andante’ nin yerini bir kere daha Adagio alır ve eserin sırf enstrümantal bölümlerinin burada hafif notlar üzerinde sona erdiği görülür. Bundan sonra Beethoven’in hiçbir müziğinde eşi olmayan Presto bölümü başlar ve bu bölüme giriş, kendini dinleyenlere bütün özellikleriyle duyurur. Çok önemli olan bu cümle, yaylı çalgılar dışında kalan bütün çalgıların katılımıyla varlığını duyuran müthiş bir heyecan kasırgasından başka bir şey değildir. Adeta bir isyanı andıran bu kasırgadan sonra, yalnız viyolonseller ile kontrbaslar, yukarıda anlatılan reçitatifi insan sesinden daha önce duyururlar ki karanlık bir hava yaratan ve ne olduğu anlaşılamayan bu şarkılı reçitatif, tatmin edilmemiş bir istek halinde, düştüğü tezattan kendini durmadan kurtarmaya çalışmakta ve aradığı huzuru sağlayacak tek unsur olan insan sesine, insan hançeresine, sığınmaya çabalamaktadır. İşte tam bu sırada, eserin en başından bu noktaya kadar olan bütün akışı, bir anda panorama gibi kafamızın içinden gelip geçer; arkasından Presto’ nun tekrar gürlediği işitilir; birkaç ölçü sonra kendini duyuran kısa bir sükûtun arkasından, solo baritonun hiç beklenilmeyen bir anda, kesin ve ne yaptığını bilir bir eda ile okuduğu ünlü reçitatif, dinleyenleri müthiş bir hayretle sarsar: “Ey dostlar, olmaz bu seslerle…”. Sonra bu uyarının verdiği hayranlıkla, artık ne söyleyeceğini yavaş yavaş anlamak üzere olan koro, Schiller’in “Neşeye Şarkı” şiirinin başındaki “neşe” sözünün içyüzünü sanki daha iyi kavramak istiyormuşçasına, bu kelimeyi birkaç defa tekrarlar ve bu şiirin diğer kıtaları – Beethoven mizacına göre toplumu temsil ettiğine şüphe bırakmayan – koronun ağzından bir sevinç boşanması halinde ansızın akar gider. Artık sırf okunan şiirin ruhundan doğan basit bir nağme, neşe şarkısını, bu şarkının anlatmak istediği gerçek sevginin neşesini, o anda bütün kalplere ulaştırmıştır. Bir süre sonra “Tanrı önünde Melek” cümlesini bir duruş izler –“Şen, şuh, tıpkı gökte uçan güneşler gibi, neşeyle siz yürüyün, tıpkı muhteşem göklerde uçan güneşler gibi, durmadan yol alın sizler, durmadan yol alın kardeşler…” cümlesi, vakur bir marş etkisiyle bir anda bütün kalpleri titretir. “Kucaklanın, ey milyonlar!” cümlesine muhteşem ve ağır bir müzik eşlik etmektedir. Ciddi bir müzikle okunan “Milyonlar, eğilmeyin siz!” sözleri ise, yerlere kapanmaya ne hacet, kaldır başını göğe bak! ihtarından başka bir şey olmasa gerek.

Kısacası koronun başından beri duyulan parlak cümleler, birkaç kere daha tekrarlandıktan sonra, orkestra bu neşe havasını Prestissimo cümlesi içinde ulaşacağı en son noktaya kadar götürür. Hele esas fikri zerre kadar bozmamak üzere devamlı değişiklikler halinde bu bölüme hâkim olan ifadeyi, artık bu sözlerle açıklamaya da imkân yoktur.