Bir Tibet atasöz der ki;
‘’Mutluluğu kendi dışımızda aramak,
Ağızı kuzeye bakan bir mağarada,
Güneşin doğmasını beklemeye benzer.’’

Mutluluk bir amaç mı, yolun kendisi mi?
Yoksa bu mutluluk, mutlu gibi görünmek mi?
Yazarın dediği gibi mutluluk bir düş, bir hayal,
Elle tutulmayan insan icadı bir ucube mi?
Bir yanda korku, açlık, ezilmişlik, ıstırap
Diğer yanda mutluluk,
Bugün, felsefenin en cevapsız sorusundan,
Meşhur ikilemimizden, çıkmazımızdan demlenelim.
Öyle ya insan efendi;
Madem o kadar zekisin, niye mutlu değilsin.

●●●●○○○○●●●●

Meşhur cin vardır ya, aniden karşımıza çıkan,
Hani, ‘’üç dilek dile benden ne dilersen’’ der.
Düşünün kendinizi bu durumda,
Herkes paradan pula, gözden kaşa, doru taydan,
Sağlıktan, olmayacak yaşa kadar herşey diler de,
Mutluluk dileyen çok nadir çıkar.
Kendini mutlu edecek sandığı herşeye meyillidir,
Mutluluğa ulaşma çabası biteviyedir insanın da,
Tam anlamıyla anlamı ve bileşenlerinden habersizdir.
Kendini mutlu edeceğini sandıklarına ulaştıklarında,
Yeni bir sınavın içinde bulur kendini.
Cinden hep benzer şeyler ister hayatı boyunca,
Ama o nihai mutluluk dilinin ucuna gelmez.
Meşhur karikatürdeki adam gibiyizdir çoğumuz,
İlk karede, iş yerindeyiz ama aklımız plajda,
İkinci karede, plajdayız ama aklımız sevişmede,
Üçüncü de, sevişiyoruz ama aklımız işte güçte.
Bilimin mutluluk için ilk şartı, yaşama odaklanmak,
Konsantrasyon, ertelemeyecek bir konsantrasyon,
Hayat akış anının hobi konsantrasyonunda yaşanması,
‘Anı yaşamak’ denilen denklem,
Bahanesiz, cesaretli, kendi kontrolünde bir zaman.
Cine rastlamasak da, olabilecek bir hamle gibi görünüyor.
Ama akılda öyle zekice sorular ve kemiren akıl oyunları.
Sorarlar kendini tanımayan akla o zaman.
Peki madem o kadar zekisin, neden mutlu değilsin?

●●●●○○○○●●●●

Bilim dünyası mutluluğu tariflerken, onun düşmanı,
Dört ölümcül günahı şöyle tarifliyor;
Mutluluğu değersizleştirmek,
Üstünlük ve üstün mutluluk peşinde koşmak,
Umutsuzca sevgi ve ilgi arayışı,
Başkalarına güvensizlik ve zihin bağımlılığı.
Hemen herkesin meşhur cinden zengin olmayı,
Kariyer başarısını, bedensel güç ve güzelliği,
Doyurucu ve ideal ilişkileri dilemesi,
Ama mutluluk dilememesinin nedeni,
Mutluluğun tanımını bilmediğimizin göstergesi.
Çünkü Stanford’dan bir araştırmaya göre;
Mutluluğu yaygın olarak dört farklı şekilde hissediyoruz.
Sevgi ve bağlantısı olarak, yani kedimize olan his gibi,
Sevinç olarak, yani akışa bırakılan savunmasız benlik,
Hakiki gurur olarak, değerli hissedebildiğimiz an gibi,
Ve maalesef kibir olarak, özellik ve üstünlük algısı olarak.
En sık ta, bu son şekildeki mutluluğu aradığından naşi,
Cinden zenginlik, güzellik ve güç istiyor zeki insanoğlu.
Yaa, naaber özel ve güzel insan, kendini bilmezgil,
Madem o kadar zekisin, niye mutlu değilsin bakem?

●●●●○○○○●●●●

Peki kadim bilim, mutlu olmak için ne öneriyor;
Mutluluğa öncelik vermeyi ama zorlamamayı,
Yaşam akışı peşinde koşmayı, odaklanmayı,
Bedensel ve içsel kontrol kazanabilmeyi,
Farkındalık geliştirmeyi…
Yine başladın örtülü yazmaya Emre hoca demeyin,
Emin olun bilim dünyası bu konuya takıntılı,
Resmi yapılamayan, hep gelip geçicilikle suçlanan,
Bir türlü yakalanamayan nihai mutluluk nerede?
Spritüel liderlerin çoğu ve felsefe dünyası da,
Mutlu ve doyumlu bir yaşam sürmenin belirteçlerini,
Hep yukarıda saydıklarıma dayandırıyor.
İnsanın onaylanma ihtiyacı, özgüvene ulaştığı yol,
Kariyer ve özerklik, yani ustalık ve özgürlük hisleri,
O denli değişken ki,mutluluğu tam tarifleyemiyor bilim.
Peki sen tarif et bakalım hoca derseniz, derim ki;
Mutluluk, bir zaman dilimi içinde akarken,
Zamanı istediğimiz gibi uzatıp kısaltabildiğimiz,
Kendimizi odaklandığımız duyguya kaptırdığımız,
Benlik algımızın kaybolduğu gerçek ağız tadıdır.
Ne Cinin bize sunacaklarına ihtiyaç var aslında,
Ne de, mutluluğu kaf dağının ardına aramaya.
Tek gereksinimimiz, kendimizi bilmek, tanımak.
Tek handikapımız, herşeyi bizden iyi bilen aklımız.
O yüzden soru da bu zaten.
Madem o kadar zekisin, niye mutlu değilsin insan?