Bu yalan dünyadan, hiçbir iz bırakamadan,
Milyarlarca insan, bir bir geçip gitmiş.
Ama iki tipi insan var ki, yaşamı didiklemişler.
Her ikisi de, yaradandan aldıkları beyin gücünü,
Doğal ‘’ bakma-görme- algılama’’larıyla birleştirip,
‘’Bilgi ve farkındalığa’’ oradan da düşünme ve düşünceye,
Öyle bir çevirmişler ki,
Ya yüzyıllara yayılan iyilik, güzellik ve gelişmeye, ışığa,
Ya da kötülük, çirkinlik ve meşakkate, karanlığa,
Dönüşüvermişler. Örnek çok, sığmaz buraya.
İnsan, toplum, doğa ve dünyanın yararı ve zararı.
Bu kavramlar tabii ki göreceli, insandan insana,
Toplumdan topluma, zamandan zamana değişse de,
Evrensel doğrular, değerler değişmedikçe,
Hakikatin en yakınında sürdürülmüş kamil yaşamın,
İyinin ve kötünün, çirkin veya güzelin tarifi,
Bin yıl geçse de, hep ama hep aynı yere çıkıyor …

●●●●○○○○●●●●

Bu düşünceler içinde oturmuş düşünüyorum.
Bayram, Londra, Sigmund Freud’un müze evinde,
Arka bahçede, kahve içip sohbet ediyoruz oğlumla.
KURAMLARA çok şey borçlu bu dünya, onlar yoldaki ışıklar.
KURAMLARA ve onları ortaya koyanlara delice hayranım.
Bu zaafımı bilen oğlum, Freud’un bahçesinden önce,
Friedrich Engels’in evinin önünde de bir mola verip,
‘Buradan Manifesto yazmak zor olmasa gerek’ diyor.
Babasını tanıdığından nasıl konuşturacağını biliyor.
Sonrasında beni Freud’un müze olan evine getiriyor.
Ölmeden önce bu evde, belki binyıllarca kullanılacak,
Nöropsikiyatrik düşünce temellerine katkı koyan,
Ve yine burada yüz yıla yakın oturan kızı aracılığıyla,
Çocuk psikiyatrisine katkısını sürdüren adamın evini,
Duvarlara dokunarak gezmenin hazzı ile konuşuyoruz.
Psikoanaliz, Oedipus, düşlerin yorumu gibi öcü konuları,
Kendi ve yakınları üzerinde bile cesaretle sorgulayan,
Kişilik ve davranışın topografisini çıkaracak kadar derin,
Konuşurken, kendinden bile saklanan insanı sobeleyen,
20. yy’ın en etkin ve tartışmalı bilim insanının hayatını,
Biyografisindeki bağımlılıklarını, zaaflarını, ayıplarını,
Onun son oturduğu bahçede oturup düşünüyorum.
Psikolojiden sanata ve edebiyata kendimizi anlama yolunda,
Ölümünden 80 yıl sonra bile hala dünyayı etkilemesi,
Yaşamını ne denli değerli geçirdiğinin kanıtı değil mi?
Dedim ya kimi gelip geçiyor, kimi yıkıp geçiyor.
Ama nadir de olsa gören, yapan ve geçmeyenlerde var.

●●●●○○○○●●●●

Tüm yaşamlar kendi içinde değerini bulur, kuşkusuz.
Sözümüz, mutlak bilinen olmak, mutlak eser değil, haşa!
Belki fiziksel ve ruhsal anlamda sıradan bir ömür içinde,
Kuramlarıyla insanlığa bir şekilde kılavuzluk etmiş,
Bu iki insanın üzerinden, gerçekle hayali anlatıyorum ona.
Gerçek zaman içinde ve sürede yaşamı değerli kılmak için,
Yaşamı değerli bir esere çevirebilmek için,
Hangi yolun en evrensel kabulü gördüğüne yoğunlaşıyoruz.
‘Sence’ diyorum, ‘bu insanların en önemli hasleti ne?
‘Farkındalık: Uyanmak, kendimizle temasa geçmek ve
Yaşamın her anının içeriğini değerlendirebilmek.
Akıl, zeka, bakmak, görmek, bilgi,düşünmek değerlenecekse,
Ancak içinde bulunulan anda ortaya çıkan farkındalıkla,
Etrafında neler olup bittiğinin ayırdında olmakla mümkün.
İyi ya da kötü, yararlı ya da zararlı kuramlarıyla,
İnsanlığa mal olmuş tüm eserlerin yaratıcılarına bakın,
Öncelikle ‘ zihnin gerçeği düşünmeyi öğrenmesi’ için,
Herkesin ötesinde farkındalık geliştirmiş akıllar görürsünüz.
Oğlum, güne noktayı yine Freud’dan bir alıntı ile koyuyor;
‘Evrendeki en büyük gösteri, sen aklını keşfettiğinde başlar’.
Arka bahçeden hiç çıkasım yok,
Anın farkında olduğum, bu nadir zamanı yudumluyorum…