Söylenene göre Adanalı tiyatro seyircisi, satışa çıkar çıkmaz tükenen festival bileti sırasına girmek için geceden çadır kuruyormuş. Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi – Adana Devlet Tiyatrosu’nun tazeleyici bahçesinde oyun saatini bekleyen kalabalığın üzerinde -üç günde izlediğim üç oyun öncesi de- gördüğüm (festivalin ilk günüymüş gibi taze) heyecan sanki bu bilginin sağlaması.

Festivalde ilk izlediğim oyun Bilgesu Erenus’un yazdığı, Mustafa Kurt’un yönettiği, Bursa BB Şehir Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu “Misafir” oldu

Alamancı” insanımız odağında hem bireyin insanlık haline hem de toplum olarak tarihsel süreçte deneyimlediğimiz sosyolojik ekonomik halimize başka bakış tutan, meselesi derin bir oyun. Bu Alamancı, çocukluğumuzda tüm konu komşuya hediyeler getiren, altında arabasıyla caka satan o insan değil sadece, halin bir de Almanya’da böcekten sayılması, memleketinde yolunacak kaz diye görülmesi var, ailenin parçalanması benliğin paralanması… Erenus’un gündelik yaşantının öznelliğinde görmenin biçimini bilemediğimiz apaçık gerçekleri yâren geleneğimizle aktardığı dolu dolu kalemine Kurt’un mesafeyi koruyan nesnel yaklaşımı, bağlama ile canlı müzik eşliğinde şarkılı türkülü, canlandırmalı oyunlu, derdi döken devasını da bulduran -günümüzdeki türlü terapi uygulamasının harmanı diyebileceğimiz, yaratıcı drama özellikleri de barındıran- bu yâren gecesi ile aramıza girmeyerek zor bir dengeyi elde tutuyor. Bize de kararında ağlamak gülmek düşüyor. Oyun çıkışında insan anasına atasına hayranlık duymadan da edemiyor, toplum gelenekleriyle kendi kendini sağaltma yollarını çoktan bulmuş uygulamış da çağdaş dünyanın yalnız insanı yeni(den) keşfediyor, diyor insan.

10 SANİYE

İşte o çağdaş yalnızlardan iki insanın söz, iç ses, bilinç altı, bakış açısı, hayat görüşüyle yaptığı erk güreşi, ego boksu, yenişemeyişi, ikisinin birden yenilişi. Ya da sevgiyi ifade edişleri, sevgi arayışları sorunlu iki yapayalnızın iletişim deneyişi. Festival günlerinde izlediğim ikinci oyun Tiyatro Yan Etki yapımı “10 Saniye”. Kutsal bildiğimiz bir alana girerek çocuk ve ergen ruhunun üstündeki gücü üzerinden annelik ile öğretmenliğin düşülebilecek karanlık tarafını işaret ediyor. Biz yine de anneliği öğretmenliği kutsal bilip ilham alabiliriz ama bu karanlık tarafa bakmayı gözeterek, göze alarak. Erdi Işık’ın yazdığı, Serkan Üstüner’in yönettiği oyunda Algı Eke, Nergis Öztürk bu tekinsiz çember ringde dövüşerek bakılan olmayı göze almaktalar.

SRİ LANKA TİYATROSU

Prasad Wikmarathna ile M. Safeer’in yazdığı, M. Safeer’in yönettiği, Subuddhi Lakmali’nin oyunculuğunu üstlendiği, “Sri Lanka Inter Act Sanat Tiyatro Enstitüsü” yapımı “Aşk ve Karantina” ise hareket, dans, söz, müzik, şarkı, ışık, video art ile çok sağlam bir fiziksel güç ve akrobatik beceri gerektiren oyunculukla donanmış. Lakmali oyun boyunca, dışarıya açılamayan karantina duvarları, pencereleri arasında, tül perdeler arkasında önünde devinen; ip, kumaş, bildiğiniz halat merdivene tırmanan, sarılan, bu merdivenlerle konuşan, dans eden, sevişen bir kadın. Merdiven oyunun hem elle tutulan hem de çağrışımlarla yüklü en önemli nesnesi. Oyun sonrası yaptığımız sohbette, yeni tiyatro anlayışıyla, feminist bir oyun yapmak istediğini söyleyen yönetmen M. Safeer’e göre merdiven kadın algısı demek, kadının simgesi. Mükemmel aşkı arayan, boş dünyasını romantik ilişkinin sağlayacaklarıyla doldurmak isteyen, sonunda kendi kendine yeter olmayı seçip huzuru ve özgürlüğü kendi içinde bulmaya karar veren bir kadın bu. Tao’nun dediği gibi, doğaya yakın durarak evrensel kuvvetle iletişimde olmak insanın tek çıkar yolu. Sanata evet.

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/adanada-tiyatro-ruzgari-1928836?utm_medium=Slider%20Haber&utm_source=Cumhuriyet%20Anasayfa&utm_campaign=Slider%20Haber