İkisi de Fatihli.

Camcı Ali Mahallesi’nden, Soğanağa semtinden.

İkisi de İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirmiş, sonra da Yüksek Ticaret’te okumuşlar.

Biri Kapalıçarşı’da ticarete devam ederken, diğeri orada ticarethanelerin defterlerini tutmaya başlamış…

Sonra bir Türk Şiiri’nin ‘İkinci Yeni’ akımının Yönderlerinden olmuş, diğeri Koska semtinin biraz sert hızlı delikanlısı…

Biri Edip Cansever, şiir dünyamızın güçlü bir ırmağıydı… 

Tam bu hafta, otuz altı yıl önce ansızın ayrıldı aramızdan.

Bütün şairler gibi en güzel şiirlerini henüz yazmamışken.

Edip Cansever’in şiire başladığı yıllar, Türk Şiiri’nde güçlü bir arayışın olduğu zamanlar…

Biliyor musun? az az yaşıyorsun içimde / Oysaki seninle güzel olmak var / Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi / Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda / Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Bir taraftan ‘Garipçiler’ akımı ağırlığıyla edebiyat dünyamızda… Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat… Şiirde bir diğer anlamıyla da ‘birinci yeni’ denilen dönemi başlatmışlar.

Ardından ‘toplumcu şiir’ arayışları Nazım’ı ayrı bir yere koyarsak; Ahmet Oktay, Necati Cumalı, Ahmet Arif Enver Gökçe…

İsmini burada yazamadıklarımıza saygımız sonsuz.

İşte o dönemde ‘İkinci Yeni’ kuşağı da şiirimizde ince bir nehir gibi başlayıp gürül gürül bir ırmağa dönüşüyor; Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve Edip Cansever…