” Hürriyet Çukurova- 22-02-2014

Adana, sarı sıcak memleketim benim. Köşe başında eli böğründe insanların hal-hatır sorarken birbirlerine, gözlerinde, tanışık çıkma ihtimali kıvılcımlarının çaktığı samimiyette. Terini siliyorken kolunun tersine, “ağa, bir bakıver hele” diyerek yol soran birine, “gel gardaş” deyip eşlik edecek kadar yardımsever. Küçüksaat esnafının, sizi kolunuzdan içeri çekecek kadar yapışkan. Bahçelerindeki dut ağaçlarına tırmanan çocukların, ağızlarının kenarındaki morluğu gömleğine silecek kadar kolay. Yeşilleri, neredeyse Mayıs ortasında sarartıp, güneşin rengine döndürecek kadar sıcak. Yağmurların bundan böyle misafirliğe gelmiş kadar kısa olduğu, tozlu sokakların ilk yağmurda buram buram toprak kokusu yaydığı merhametli damlaların yurdu. Yenidünyaların, turuncu renkleriyle az sayıda bahçeyi renklendirdiği, yaseminlerin, güzelliğini yaydığı, kirazları kulaklarına küpe yapan insanların şehri. Adana, Temmuz sıcağında şehri terk edip Eylül’de gelenleri bağrına basan, güzel memleketim benim.Karpuz dilimlerinde aranan ferahlığıyla, balkonlarda birbirleriyle sohbet eden hanımlarıyla, akşam serinliği çıkmadan adım atmaya cesaret edilemeyen caddeleriyle, apartman altlarında oynayan çocukların şen kahkahalarıyla, tezgah önlerini hortumla sulayıp serinleten insanlarıyla, her sokak başında tüten kebap dumanıyla, Topel dolmuşlarındaki arabesk şarkılarıyla, elinden tutulup karşıya geçirilen yaşlılara hürmetiyle, yaşamın bir ritüel haline geldiği topraklar. Mahalle aralarında yapılan düğün-derneğe, eline çekirdeğini alıp geriden seyirci olarak katılan, cenaze dualarında bir sandalye çekip taziyeye eşlik eden, bir tartışma çıktığında sokakta, tarafları koluna girip “dayı gel sen bi, bi gel hele” deyip yatıştıracak kadar yürekli ve kendi olan insanların şehri.Her sokağında, her mahallesinde yaşayan bir tarihin ve kültürün olduğu sarı sıcak memleketim.