Evren M. Dinçer

Evren M. Dinçer

Pandemi, Türkiye’de ana akım komedinin krizini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Covid-19 pandemisinin nedenleri, seyri, ve/ya olası mirası üzerine tartışmalar devam ediyor. Pandeminin en hafif ifadeyle bir parantez kapatacağı açık. Çağ kapatıp kapatmayacağını/kapatmadığını ise ileride göreceğiz. Bu tartışma süredursun pandeminin geçmişi daha iyi anlamak için çoktan büyük fırsatlar sunduğunu görmeliyiz. Pek çok alanda zamanı adeta durdurarak bize yakın geçmişte neyi, nasıl ve ne hızda yaşadığımızı görmek için bir fırsat sunuyor pandemi.

Ben bu fırsatı değerlendirip Türkiye’de ana akım komedinin 1990’lardan başlayıp pandeminin hemen öncesine kadar süren seyrine bakmak istiyorum. Bu bence önemli çünkü Türkiye’de ana akım komedi pandemi öncesinde bir dönüm noktasında hatta bir krizde idi. Pandemi ise bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Bu krizi iyi anlayabilirsek pandemi sonrasındaki olasılık ve olanakları daha iyi yorumlayabilir ve belki de yeni alanlar açabiliriz.

Bence bu krizi anlamanın en iyi yollarından biri Cem Yılmaz’ın bu döneme damgasını vuran kariyerine, özellikle de sinema kariyerine odaklanmak. Yılmaz Karakomik Filmler[1] öncesinde kendi yazıp yönettiği sekiz film[2] ortaya koyarken yedi tane de stand-up gösterisi sahneledi. Üstelik türün merkezi sayılan Amerika’da komedyenler özel gösterilerini bir saatle sınırlarken Yılmaz’ın gösterileri akıl almaz bir şekilde üç saati bulabiliyordu. Bunun yanında çoğu kısa filmlere benzeyen başarılı reklam filmleri ortaya koyan Yılmaz, 90’ların ortasından bu yana hem üretkenliğini hem de ikonik konumunu korudu. 1990’larda başlayan bu görkemli kariyer 2000’lerde ana akım komediyi belirleyecek şekilde dönüştü ve nihayet pandemiden hemen önce Karakomik Filmler ile yere çakıldı.

Ancak Yılmaz’ın sineması sadece seyri açısından değil Karakomik Filmler serisinde aradığı çıkış açısından da incelemeye değer. Gişe başarıları ile bilinen önceki filmlerine kıyasla kitlelerin ilgilisini çekemedi Karakomik Filmler. Gişede aradığını bulamadığını söyleyen Yılmaz, bu filmlerin sıradan komedi filmleri olmadığını söyleyerek filmleri savundu. Bir başka deyişle Yılmaz da yapageldiği sinemadan kopmak istiyordu. Ben bu arayışı sadece Yılmaz’ın kişisel gelişimindeki bir yön değişimi olarak değil aynı zamanda Türkiye’de ana akım komedinin krizinin kabulü olarak yorumluyorum, hem de alanın tartışmasız en önemli ismi tarafından. Peki nedir bu kriz? Yılmaz’ın kariyerine yakından bakarak açıklamaya çalışalım.

Yılmaz’ın sineması ile ilgili iki iddiam var. İlki şu: Cem Yılmaz ilk ve bence hâlâ en başarılı işi olan Her Şey Çok Güzel Olacak filminden bu yana filmlerinde aynı temayı işliyor ve aynı ana karakteri bize sunuyor. Önceki filmlerinden bir ayrışmayı temsil ettiğini ve yeni şeyler denediğini iddia ettiği Karakomik Filmler serisi ise bu temadan kopuşu değil, aksine bu temanın tükenişine işaret ediyor. İkinci iddiam ise şu: Yılmaz’ın karakter ve tematik ısrarları sadece bireysel tercihlerden oluşmuyor. Aksine dönemin komediye yaklaşımındaki genel bir eğilime işaret ediyor.[3] Bu iddialarımı temellendirmek için önce Yılmaz’ın sinemasındaki karakter ve temaya odaklanmak, ardından da dönemin sosyolojik genel özelliklerine bakmak istiyorum.

Yazının devamını okumak için tıklayın