ÇDSO’dan 10 KASIM 2023 ATATÜRK’Ü ANMA KONSERİ

ATATÜRK’Ü ANMA KONSERİ

 Konser Tarihi : 03 Kasım 2023

Konser Saati   : 20:00

Konser Salonu           : ADANA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KONSER SALONU

 KONSER PROGRAMI

 

  1. F. ALNAR : PRELÜD VE İKİ DANS
  2. C. ERKİN : KEMAN KONÇERTOSU
  3. van BEETHOVEN: SENFONİ NO: 3 Op. 55  BÖLÜM: 2       Marcia funebre: Adagio assai

ŞEF                 : Orhun ORHAN

SOLİST          : Elif Ece CANSEVER            “keman”

 ORHUN ORHAN

1977 yılında Ankara’da doğdu. Lise öğrenimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı.

1995-2001 arasında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde teori- kompozisyon alanında öğrenim gördü. Lisans eğitimi boyunca Elhan Bakihanov ile çalıştı.

2001 yılında Fransa’da Gaillard Uluslararası Müzik Akademisi’nde, modern müzik bestecisi Rainer Boesch’un kompozisyon sınıfına kabul edildi. Yurda döndükten sonra akademik kariyerine Bilkent Üniversitesi’nde devam etti.

2002-2004 yıllarında Müzik ve Sahne Sanatları Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimi aldı. Mahir Cetiz, Füsun Köksal ve Işın Metin ile kompozisyon; Gürer Aykal’la orkestra şefliği çalıştı.

Orhun, akademik kariyerine Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi ve Müzik Hazırlık Okulu’nda öğretim görevlisi olarak başladı. 2007’de Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası’nda asistan   oldu. Bu orkestra ile alışılagelmiş repertuarın dışında Wagner, Strauss ve Şostakoviç’in eserlerinden oluşan konserler gerçekleştirdi.

Dr. Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması’nda 2006’da üçüncülük, 2008’de ikincilik ödülü kazandı. 2006-2009 arasında Ankara’da üç yıl boyunca düzenli olarak oda müziği konserlerinin düzenlenmesinde rol oynadı. Bu süreçte birçok Türk oda müziği eseri ilk defa seslendirilmiş ve kayıtları yapılmıştır.

Orhun, sanatta yeterlik (doktora) eğitimini 2009 yılında Gürer Aykal’ın orkestra şefliği sınıfında tamamladı. 2011 yılında Almanya’da bir çalıştayda ünlü şef Kurt Masur ile çalışma şansı buldu.

Türkiye ve Yunanistan’dan yaşları 18-28 arasında değişen 70 müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan Türk-Yunan Gençlik Orkestrası’nı 2010-2012 yıllarında yönetti.

2011 yılında Ankara’nın çeşitli müzik okullarındaki genç müzisyenlerden oluşan Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası’nı kurdu ve 2018’e kadar orkestranın genel müzik direktörlüğünü yürüttü. Başta Ankara Müzik Festivali olmak üzere pek çok etkinlikte bu orkestra ile sahne aldı. 2015’te Andante Müzik Ödülleri’nde Yılın Orkestra Şefi Ödülü’ne değer görüldü.

2016 yılından itibaren, çağdaş müziğin Türkiye’deki temsilcilerinden olan İstanbul merkezli Hezarfen Topluluğu’nun ve çağdaş müzikte geleneksel Türk müziği çalgı ve makamlarını kullanan NK Ensemble adlı topluluğun konuk şefi oldu.

Klasik Keyifler gibi sivil derneklerin bünyesinde yer alan sanatçı, çeşitli filarmoni dernekleri ile projeler geliştirdi. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin danışma kurullarında yer aldı.

Sanatçı, çeşitli konserlerde Hasan Uçarsu, İlhan Usmanbaş, Özkan Manav ve Turgut Pöğün gibi çağdaş Türk müziği bestecilerinin eserlerini icra etti; kimi eserlerin ilk kaydını gerçekleştirdi.

Bestecilik ve şeflik dışında akademik çalışmalarına devam etti. Geçmiş Türk bestecilerin eserlerinin el yazısı nota kayıtlarını dijital hâle getirdi. Bu dijital nota kayıtlarının bir kısmı da Alman Schott Music yayınevi tarafından basılmıştır.

Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda ders veren sanatçı Orkestra Akademik Başkent’in birinci şefidir.

ELİF ECE CANSEVER        “KEMAN”

2000 yılında Ankara’da doğdu. Beş yaşında annesi ile başladığı keman eğitimine, altı yaşından itibaren Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi İlköğretim Okulu’nda devam etti. Bilkent Üniversitesi’nde hocası Rasim Bagirov ile sürdürdüğü 12 yıllık eğitimi süresince Mincho Minchev, Alexander Markov, Gay Braunstein, Alexander Vinnitski, Tayfun Bozok, Andrej Bielow gibi ünlü kemancılarla çalıştı.

2008 yılında Mersin’de düzenlenen 3. Ulusal Gülden Turalı Keman Yarışması’nda ikincilik ödülü kazandı ve NTV televizyonunda yayınlanan “Küçük Eller, Büyük Yetenekler” konser programında yer aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi, Millî Eğitim Bakanlığı Şura Salonu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Bursa Senfoni Orkestrası salonlarında birçok konser verdi. Bilkent Senfoni Orkestrası, Mersin Üniversitesi Oda Orkestrası, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Orkestra Akademik Başkent, Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası, Olten Filarmoni Orkestrası, Çağlar Oda Orkestrası ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile çalışmaları oldu. Bujor Hoinic, Rengim Gökmen, Orhun Orhon, İbrahim Yazıcı, Dağhan Doğu, Işın Metin, Naci Özgüç ve Burak Tüzün yönetiminde konserler verdi. 2009 yılında Işın Metin şefliğinde Drdla’nın Carmen Fantezisi, 2017 yılında Rengim Gökmen şefliğinde Sibelius Keman Konçertosu, 2018 yılında Orhun Orhon şefliğinde Beethoven Keman Konçertosu ile Piazzola’nın Mevsimler’i, 2019 yılında Natalia Ponomarchuk şefliğinde Lalo’nun İspanyol Senfonisi Elif Ece Cansever’in seslendirdiği eserlerden bazılarıdır.

Keman çalışmalarının yanında, Tolga Yayalar ile kompozisyon çalıştı ve 2015 yılında Bilkent Üniversitesi’nde “Genç Besteciler, Genç Yorumcular” konserinde kendi eserini seslendirdi. Aktif bir oda müziği sanatçısı olarak Bilkent Quintet ile Bilkent Müzik Günleri’ne katıldı. Elif Ece Cansever keman eğitiminin yanı sıra Prof. Kathron Sturrock’un öğrencisi olarak piyano yan dal eğitimi de almaktadır.

Elif Ece Cansever halen Londra Kraliyet Müzik Koleji’nde, keman ana sanat dalında Prof. Lutsia Ibragimov’nun öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Aslı ve Batuhan Özdemir’in destekleri eğitimini sürdürmesinde önemli rol oynamaktadır. Konserlerini Londra Kraliyet Müzik Koleji tarafından kendisine verilen Benjamin Banks yapımı kemanla icra etmektedir.

 HASAN FERİT ALNAR

Türk besteci ve orkestra şefi. Yerli öğelerle Batı müziğini birleştirmeye çalışmıştır. 11 Mart 1906’da İstanbul’da doğdu. 26 Temmuz 1978’de Ankara’da öldü.

Müzikle ilişkisi kanun çalan annesinin etkisiyle başladı. 12 yaşında kanun yorum­cusu olarak ün yaptı. Darüttalimi Musiki’ de kanun eğitimi gördü. 16 yaşında besteciliğe başladı. Bir yandan da Sadettin Arel’den armoni, Edgar Manas’ tan kontrpuan ve füg dersleri aldı. 1927’de S. Arel’in desteğiyle Viyana’ya gitti; Devlet Müzik ve Görsel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Joseph Marx’la besteci­lik, Ostvald Kabasta ile orkestra yönetimi üzerine çalıştı.

Hasan Ferid Alnar 1932’de Viyana Konservatuarı’nın bestecilik, Avusturya Devlet Müzik Akademisi’nin de orkestra şefliği bölümlerini bitirmiş olarak Türkiye’ye döndü. İstanbul Konservatuvarı’nda müzik tarihi dersleri ver­meye başladı ve Şehir Tiyatrosu Orkestrası’nı yönetti. 1936’da Ankara’ya yerleşti ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef yardımcısı oldu. 1946’da aynı orkestranın şefliğini üstlendi. 1937-1946 arasında Ankara Devlet Konservatuvarı’nda bestecilik dersleri okuttu.

1952’de hastalandı ve orkestra yöneticiliğinden ayrıldı. Konservatuvarda kompozisyon, armoni ve orkestralama derslerini sürdürdü. Daha sonra yurt dışına gitti. Bir süre Avusturya ve Almanya’da yaşadı. Avrupa’da bulunduğu yıllarda da çeşitli orkestraları yönetti.

1964’te Türkiye’ye döndükten sonra, kimi konser ve temsillerde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının ve Devlet Opera Orkestrası’nın şefliğini yaptı.

1922’de klasik Türk müziği makamlarını kullanarak yazdığı tek sesli bir operetle besteciliğe başlamış olan Hasan Ferid Alnar, bir süre Türk müziği eserleri verdi; 1930’dan sonra yine Türk makamlarından yararlanarak özellikle kanun için birçok taksim besteledi. Bu dönemdeki saz semailerinde Sadettin Arel’in etkisi görülür. Daha sonra Batı müziği besteleri de yaptı. 1946’da bestelemeye başladığı Kanun Konçertosu’nda, Batı müziği orkestrası ve tekniğiyle bir klasik Türk müziği çalgısını bir araya getirdi. Bu eserde kullanılan tema ve kimi öğeler Türk müziğinden alınmıştır ve bu müziğin havasını yansıtır.

Eserlerinde halk müziğinin temalarından da yararlanan Alnar’ın en beğenilen ve özellikle yurt dışında tanınan eserlerinden biri olan “Prelüd ve iki Dans” ın temaları, folklorik renkler taşır.

Yerli öğeleri değerlendirmeye önem veren Hasan Ferid Alnar, Cumhuriyet döneminde aynı eğilimi paylaşan bir bölüm Batı müziği bestecisiyle birlikte “TÜRK BEŞLERİ” diye anılan grupta yer almıştır.

PRELÜD VE İKİ DANS

Türk halk müziğine ilgi gösteren Alnar, halk müziği gereçlerini bilhassa Prelüd ve İlk Dans adlı orkestrasında kullanmıştır. Prelüd ve iki dans adlı eserinin Prof. Oswald Kabasta yönetimindeki Viyana Senfoni Orkestrası tarafından iyi bir şekilde yorumlanması sayesinde büyük beğeni toplamıştır.

ULVİ CEMAL ERKİN

Türk Beşleri olarak adlandırılan, yaklaşık 1904-1910 yılları arasında doğmuş olan birinci kuşak bestecilerimiz arasında yer alan Ulvi Cemal Erkin, “Çağdaş Türk Müziği” ne yön veren en önemli bestecilerden biri idi.

Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Annesinin piyano çalması ve kendisinden büyük olan erkek kardeşinin keman dersleri alması nedeni ile müziğe küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Küçük Ulvi, üst düzey bir bürokrat olan babası, Mehmet Cemal Bey’i yedi yaşında iken kaybedince, annesi, Nesibe Hanım çocukları ile babası Abdullah Behçet Bey’in evine yerleşti. Ulvi Cemal sekiz yaşına henüz basmıştı ki, önce Mercenier adlı bir Fransız’dan, daha sonra da o tarihlerde İstanbul’da ünlü bir öğretmen olan Adinolfi’den piyano dersleri alarak kısa sürede büyük bir aşama ile bu konudaki yeteneğini kanıtladı.

Piyanosunu oldukça ilerlettiği yıllarda bir yandan Galatasaray Lisesi’nde okuyor, bir yandan da derslerinden arta kalan süreler içinde müzikte gelişmesini sağlayacak her türlü olanağı değerlendiriyor, hatta yaratıyordu.

Cumhuriyetin ilan edilmesi ile başlayan yeni atılımlar ve ulusal bilincin yaratılması konusundaki girişimler, en önemli devrimlerden biri olan müzik devrimini de gündeme getirdi. Bu nedenle, Atatürk güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa’ya yollamayı kararlaştırdı. Nitekim, bu amaçla, 1925 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı Müzik öğrenimi görecek gençleri seçmek için bir sınav açtı.

Ulvi Cemal Erkin bu sınavı kazandığı zaman on dokuz yaşında idi. Sekiz yaşından beri aralıksız sürdürdüğü müzik eğitimine bu sınavın sonucu olarak Paris’te devam edecekti. Paris Konservatuarı’nda Isidor Philip, ve Camille Decreus ile piyano, Jean Gallon ile armoni, Noel Gallon ile kontrpuan çalışan Ulvi Cemal Erkin, daha sonra öğrenim yaptığı Ecole Normale de Musique’de Nadia Boulanger’nin kompozisyon öğrencisi olmuştur.

Erkin 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye’ye döndü. Aynı yılın Eylül ayında da Musiki Muallim Mektebi’ne piyano öğretmeni olarak atandı. (Bu okulu daha sonra Paul Hindemith ilk Türk Müzik Konservatuarı olarak yeniden düzenlemiştir).

Ulvi Cemal Erkin ilk eseri olan orkestra için “İki Dans”ı ve eserleri listesinde ikinci sırayı alan keman ve piyano için, “Ninni”, “Emprovizasyon” ve “Zeybek” adli parçayı Paris’te yazmıştı.

Ulvi Cemal Erkin öğretmenliğe atandığı tarihten başlayarak kimi zaman bir piyano konçertosu ile solist, kimi zaman besteci, yorumcu, öğretmen ve orkestra şefi olarak önemli görevler üstlenip Cumhuriyet Dönemi’nin en büyük devrimlerinden biri olan müzik devriminin sevilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda öncülük etmiştir.

Ulvi Cemal Erkin 29 Eylül 1932’de, Leipzig Konservatuarını bitirerek Musiki Muallim Mektebi’nde piyano öğretmenliğine atanan Ferhunde Remzi ile evlendi. Bu evlilikten sonra ürünlerinin esin kaynağı ve piyano yapıtlarının en iyi yorumcusu eşi Ferhunde Erkin oldu. Bir ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve yurt dışında verdikleri konserlerle heyecanları, mutlulukları, başarıları birlikte paylaştılar ve kısıtlı imkanlarla genç müzisyenleri yetiştirmeye ve Çok Sesli Müziği yaymaya kendilerini adadılar.

Halk Müziği’nin zengin kaynaklarından yararlanıp, aksak ritimli yapının arasına ya da üstüne taksim gibi serbest ve durgun bir bölme yerleştirerek değişik hava yaratmak Ulvi Cemal Erkin’in sıkça ve başarıyla uyguladığı bir teknikti. Erkin yapıtlarında kolayca benimsenen ve akılda kalan Türk ezgilerini bularak, bunları zevkli bir armoni üzerine oturtmasını, Anadolu’nun kokusunu, rengini ve sesini Batı’nın tekniği ile çağdaş kalıplar içine ustaca dökmesini bildi. Eserlerindeki içtenlik, sıcaklık ve yalınlık onların sevilip sık çalınmasının başlıca nedeni olmuştur. İncelikli bir beğeni süzgecinden geçirerek uzun uzun düşünen ve tartan, müziği notaya aktarırken daha çok titizlenen Erkin, duyguyu daima öne alan özgün eserler vermiş ve soylu olanı seçmesini bilen kişisel stili ile ülkesinin müziğini yüceltmiştir.

Erkin’in eserleri Türkiye dışında da sık sık seslendirilmektedir. Yapıtlarını seslendiren, Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrası gibi orkestraları bizzat yönetmiştir.

Ulvi Cemal Erkin 15 Eylül 1972’de, altmış beş yaşında iken, kalbine yenik düşerek hayata veda etmiştir.

Ulvi Cemal Erkin, 1991 yılında da Sevda Cenap And Vakfı’nın Onur Altın Madalya’sını ölümünden sonra almıştır.

 KEMAN KONÇERTOSU

 lk seslendirilişi: Ankara’da, 2 Nisan 1948’de solist Licco Amar, besteci yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde Büyük Tiyatro’nun açılış töreninde yapılmıştır.

Ulvi Cemal Erkin, keman konçertosunu 1946’da bestelemeye başlamış ve ertesi yılın başlarında bitirmiştir. Eser ilk defa 1947 Viyana Müzik Festivali’nde seslendirilecekti. Fakat solo keman partisini çalacak olan İtalyan kemancı Pina Carmirelli’nin sonradan vazgeçmesi yüzünden icra edilemedi.

Gene aynı yıl Prag’da yapılan Müzik Festivalinde, Erkin birinci senfonisini yönetiyordu. Festivale iştirak eden dünyaca tanınmış kemancı Ricardo Odnoposof, Erkin’in keman konçertosu ile çok ilgilendi. Hatta beraberce çalıp üzerinde çalıştılar.

Konçerto üç bölümden oluşur:

 

  1. Sostenuto
  2. Adagio
  3. Allegro assai

 Hemen her yapıtında olduğu gibi Erkin, la tonundaki keman konçertosuna da folklorumuzdan ve geleneksel Türk müziğinden renkler, ritimler katmıştır. Erkin’in eserlerinin çoğu gibi bu konçerto da Türk folklorundan esinlenerek yazılmıştır.

 Birinci Bölüm             Sostenuto

Sonat biçiminde önce canlı, sonra lirik karakterde iki temadan oluşur Bölümün sonuna doğru besteci tarafından yazılmış olan bir kadans yer alır.

 İkinci Bölüm              Adagio

Lied biçiminde ağır geleneksel Türk müziğinin mistik havası içinde gelişir.

 Üçüncü bölüm            Allegro assai

Halk müziğinden esinlenmiş olan bestecinin yarattığı tema 2/4’lük başlayıp, 7/16’lık bir Karadeniz havasına dönüşür. Bölümün ortalarında yer alan ve Türk müziğinin önemli öğelerinden biri olan taksim geçidinde solist ile orkestra bir çeşit ikili yapar.

Erkinin en çok sevilen yapıtlarından biri olan bu konçerto Albert Markov tarafından Moskova’da kayda alınmıştır.

LUDWİG van BEETHOVEN

 Doğum: 16 Aralık 1770, Bonn                          Ölüm: 26 Mart 1827, Viyana

 Müzik sanatının en ünlü, en büyük temsilcilerinden biridir. Müzikle ilgilenen bir ailenin çocuğudur. Dedesi Ludwig, anayurdu Löwen’den göçerek Almanya’ya yerleşmiş, orkestra yöneticisi olarak çalışmıştır. Babası Bonn Prensliği sarayında şarkıcılık yapmış, yaşamının sonuna kadar sanatından ayrılmamıştır.

Beethoven, ilk müzik bilgilerini babasından edinmiş, sonra doğduğu şehirde tanınmış öğretmenlerden Christoph Gottlob Neefe’nin öğrencisi olmuş, on üç yaşında prenslik orkestrası üyeliğine atanmış, 15 yaşında sarayın ikinci orgculuğuna getirilmiştir. Bu sırada Breuning ailesinin dostluğunu kazanması, bilgi ve görgüsünün artışında önemli rol oynamış, Breuning’lerin uyarması ve Prensin yardımıyla 1987 yılında Mozart’tan ders alması için Viyana’ya gönderilen genç sanatçı, annesinin ağır hastalığı nedeniyle Bonn’a dönmek zorunda kalmıştır.

Mozart’la ancak kısa bir görüşme yapmış, büyük besteci genç Beethoven’in dehasını ilk anlayanlardan biri olmuştur. Beethoven’in Bonn’a gelişinden kısa süre sonra, annesi ölmüş, 1792’de Viyana’ya giderek yerleşmiştir. Bu büyük sanat merkezinde çalışmalarına başlamış, çağının Schenk, Albrechtsberger ve Salieri gibi ünlü müzik ustalarından yararlanmıştır.

1795’te ilk üç yaylı çalgılar üçlüsü Haydn’a üç piyano sonatı ve ilk piyano konçertosu yayınlanmış, bu devrimci ve yürekli yapıtlar geniş bir ilgi uyandırmıştır. Beethoven 1800 yıllarında kulaklarında beliren bir hastalık üzerine, intiharı düşünmüş, 1803’ten sonra iradesi ve dehasıyla birbiri ardı sıra büyük ses anıtları vermiştir.

Beethoven’ın dokuz senfonisi, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece bir opera, Fidelio, bestelemiştir.

İlk senfonisini 1800 yılında yapmıştır. 3. senfonisini, Eroica olarak da bilinir, Napolyon’a Avrupa’ya demokrasi getirdiği için adamıştır. Ancak daha sonra Napolyon kendini İmparator ilan ettiğinde bu adamayı geri almıştır. 9. senfoni ise en çok bilinen ve bugün Avrupa Birliği marşı da olan en çarpıcı senfonisidir.

Beethoven çok titiz çalışan bir müzisyendi. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedeydi. Beethoven, Haydn ve Mozart’tan devraldığı prensipleri geliştirdi, daha uzun besteler yazdı ve daha tutkulu, dramatik eserler oluşturdu. Özellikle Op. 109 piyano sonatıyla Klasik müziğin Romantik Dönemi’ni başlatmıştır.

Yaşamı boyunca sağlık problemleri çeken Beethoven 1801’de işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştur. Bu dönemden sonra sağırlığı müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiştir. 9. senfoniyi sağırlık döneminde bestelemiştir.

1827 yılında 56 yaşındayken dünyaca tanınan bir besteci olarak siroz hastalığı nedeniyle vefat etmiştir ve cenazesine otuz bine yakın insan katılmıştır.

 

SENFONİ       NO:3   Op. 55    “EROİCA-KAHRAMANLIK”   Mi bemol Majör   BÖLÜM:2

 

İlk seslendirilişi: 7 Nisan 1805’te Viyana’da Theater an der Wien

İthaf: Napolyon Bonapart (daha sonra besteci tarafından geri çekilmiş)

Mistiklerin yakıştırdığı anahtar kelime: Kudret

 

Beethoven’ın Eroica adıyla bilinen 3. Senfonisi, müzik tarihinin en etkili eserlerinden biridir. Bestecinin orta döneminin başlangıcını işaretleyen bu senfoni yüce idealleri, cesareti, kahramanlıǧı temsil ediyor, bu ulu duygulardan ilham almamızı saǧlıyor.19. yüzyılın müziğe getireceği devrimlerin ilkiydi bu. Epik ilk bölümü ile büyük yenilikler getiren bu yapıt klasik senfoni anlayışında yeni bir çığır açtı. Daha başlangıcındaki iki büyük akor ile klasik senfoni yeni bir devreye girdi denebilir.

Üçüncü senfoninin duygusal derinliği, Beethoven’ın yaratmayı başardığı olağanüstü harmonik ve ritmik gerginlik, bundan önce görülmemiş bir orijinalliktedir. İlk kez seslendirilen senfoni, büyük bir olasılıkla dinleyiciler ve eleştirmenler tarafından yeteri kadar anlaşılamadığından olacak, zamanında bestecinin umduğu kadar sevilip kabul görmedi.

Beethoven önce bu senfoniyi hayranı olduğu Napolyon’a adadı. “Üçüncü Senfoni” nin üzerine “Sindonia grande intitulata bonoparte” cümlesinin yazılışı bu nedenledir. Ancak Napolyon kendini imparator ilan edince bu ithafı öfkeyle geri çekti. Senfoninin kapağındaki Napolyon ithafını bestecinin ne kadar büyük bir şiddetle kazıyıp sildiğini görmek mümkün. Bu adanışı kâğıdı yırtarcasına silmiş, yerine “Sinfonia Eroica” sözcüklerini yazmıştır. Bu konuda kendisine yöneltilen sorular daima tek adla yanıtlanmıştır: “EROİCA”.

 Senfoni dört bölümden oluşur:

 

  1. Allegro con brio
  2. Marcia funebre: Adagio assai
  3. Scherzo: Allegro vivace
  4. Finale: Allegro molto

 İkinci Bölüm              Marcia funebre: Adagio assai

 Müzik edebiyatında eşine kolay rastlanmayan güzellikte bir “ölüm marşı” dır. Cenaze Marşı olarak geçer. İki tema ile işlenmiş bu lirik parçanın senfonide neden “ölüm marşı” olarak yer aldığı hala tartışılan bir konu olarak kalmıştır.

Coşkulu bir şekilde başlayan bu kahramanlık eserinde, birdenbire cenaze müziğinin yer alıyor olması şaşırtıcı bulunmaktadır. Ancak kahramanın yolculuğu fikrini düşünecek olursak, bu kısım kahramanın yeraltına girdiği ve iç hesaplaşmasını yaptığı kısım olarak karşımıza çıkar diyebiliriz.

Bu bölüm her ne kadar kederli de olsa, içinde teselli edecek unsurlar da barındırır ki kahramanın yolculuğunda başarılı olduğunu buradan anlarız.

Taşar Erkol