
Farklı liselerde okuyorduk..
O Karşıya Lisesi’nden, ben Ticaret Lisesi’nden koşarak geliyordum.. Sadece isimlerimizde değil, çizgilerde de buluşuyorduk.. Abidinpaşa Caddesi’ndeki Saygan İş Hanı’nın bodrum katındaki Uluç Resim Galerisinde tanıştık..
İkimize de grafikerlik ve desinatörlük konusunda ilham aşılayan Rıza Ersoy (Tekgezen) ustamızı tam da orada bulmuştuk..
**’*
Ustamız, tenimizin rengini adımıza ekleyip ayırıyorum ikimizi.. O “KARA ŞAHİN “, BEN ise “SOLUK BENİZ ŞAHİN” olmuştum..
Büyük üstad Rıza Ersoy idolümüzdü.. Ama kendimize örnek oluşturan büyüklerimizi unutmayalım:
Etem Çalışkan, Abdurrahman Yurtduru, Durali Bozkır, Ahmet Önenköprülü, Hikmet Sihay, Latif Ariş, Cemal Urak, Mustafa Yoldaş, ayrıca bir Soyut’umuz vardı, bir de Kör Nurettin’imiz..
***
O mesleğini ” okullu” olarak pekiştirmek için Güzel Sanatlar’a gitti.. Ben sahne ile karışık basın sektörüne sürüklendim..
1980 öncesinde karşılaştık..
O diplomalı bir ressam olmuştu, ben “alaydan yetişme” gazeteci..
O zaman kaybettiğimiz, mezar yerini bile bilemediğimiz Rıza ustamızı gözlerimiz yaşlı anmıştık..
Bugün Şahin Kaygun’u anıyoruz, ölümsüzlüğe uğurladığımız o acı günün 32. yıldönümünde..
***
O can arkadaşım, sanat yoldaşım Şahin Kaygun’un ruhunu yad’ederek, bir dost meclisinde ikimizi anlatan kendisinden kalan sözlerini dile getirerek hatırlayalım:
“Bizim kuşaktan 2 Şahin yetişti çizgilere hayat verenler dünyasına.. Birimiz okulunu okuyup bitirdi,
ENTEL OLDU..
Birimiz cırmaladı, ama başaramadı. Başka meslekte karar kıldı;
DANTEL KALDI!”
Işıklarda uyu can kardeşim, Kara Şahin’im.. Güzel yürekli arkadaşım
