Azıtmak… Ya da azdırmak.

Bu sözcükleri duydunuz mu? Ama… Sözlükteki anlamı ile değil… Benim anlatacağım öyküdeki anlamı ile.

Adana ve çevresinde bilinen bir sözcüklerdir. Başka yerlerde var mıdır, kullanılıyor mu bilmiyorum.

Anlamına gelince… Evde beslenen (istenmeyen) kedi ya da köpeği, evden epey uzakta bir yere götürür bırakırsınız… Ve o hayvan evin yolunu bulup tekrar eve dönemez. İşte bu işleme “azıtmak” denir. Ya da “azdırmak”.

Yaygın bir kanı vardır. Eğer kedi ya da köpeği gözünü kapamadan azıtırsanız, geçtiği tüm yolları aklında tutar, evi yeniden bulurmuş. O nedenle de, bir kedi ya da köpeği azıtırken, bir çuvala koyup götürmek gerekirmiş. O zaman evi tekrar bulup geri dönmesi, neredeyse olanaksızmış.

Yıllar öncesi… 4-5 yaşında filanım… Belki daha da küçük…

Bir köpeğimiz vardı. Sıradan bir sokak köpeği… Adı, Bobi. Babam onu yavruyken getirmiş eve. Neredeyse birlikte büyüdük. Oyuncağım gibiydi. Ya da ben onun oyuncağıydım! Hatta bir gün benimle oynarken neredeyse ısırıyordu ve annemler korkmayayım diye “Bobi seni öptü, öptü!..” diye kandırmışlardı.

Bizim Bobi, babamların başına bela olmuştu. Komşu evlerin kümeslerinden tavuk çalıyor, bahçelerde ekilmiş çiçekleri, domates, biber fidelerini çiğneyip, diplerini eşeliyor; hatta kadınların kurutmak için astıkları çamaşırlara bile dirlik vermiyor, ara sıra ağzında bir külot, sütyen ya da pijama ile geliyordu eve.

Babamlar komşuların şikâyetlerinden bıkıp usanmışlardı artık! Böyle giderse, bir gün kavga çıkması kaçınılmazdı. Daha da kötüsü, komşularımızın Bobi’ye zarar vermesinden korkuyordu bizimkiler.

Ve karar vermişler annemle babam. Bobi’yi azıtacaklar!.. Çünkü başka bir çıkar yol kalmamıştı.

Babam bir gün çalıştığı işyerinin pikabı ile geldi eve. Bobi’yi bindirdi pikabın arkasına ve gittiler. Birkaç saat sonra Bobi çıktı geldi. Sırılsıklamdı! Evimizin yakınından bir sulama kanalı geçerdi. O kanalı yüzerek geçmiş olmalıydı. Annemle bana sevgi gösterilerinde bulundu ve bahçedeki ağaçlardan birinin gölgesine gitti yattı. Az sonra babam geldi. Biraz buruk, biraz da bir sorunu çözmüş olmanın rahatlığı ile anneme “Tamam. Hallettik.” der gibi baktı. Üzgündü. Bobi babamı görür görmez, yattığı yerden kalktı, koşa koşa geldi, üzerine atladı… Babam şaşkındı! Bobi’nin geldiğine sevinsin mi, üzülsün mü karar veremiyor gibiydi. Ama… Gizli gizli seviniyor gibiydi bence.

Bobi’nin densizlikleri, komşuların huzursuzlukları sürüyordu.

Babam yine pikap ile geldi bir gün eve. Kozan’a gideceklermiş görevli olarak. Bobi’yi de götürmeyi düşünüyordu oraya giderken. Onu almaya gelmişti.

Bobi bu kez pikaba binmemek için direniyordu. Anlamıştı sanırım başına gelecekleri. Babam pikabın arkasına çıktı, “Bobi gel,” dedi. Bobi her şeye karşın bir sıçramada çıktı babamın yanına, ayaklarının yanına yattı.

Yola çıktılar. Annem, Bobi’nin neden gitmesi gerektiğini en ince ayrıntısına kadar anlattı bana. Onlara hak verdim ama gene de üzgündüm.

Babam ertesi gün döndü Kozan’dan. Yanında Bobi yoktu. Sonraki günlerde de gelmedi. Günler, haftalar, aylar geçti gelmedi. Gelemedi.

Bobi’nin gidişinin üzerinden belki de 3-4 yıl geçmişti. Babam yine görevli olarak Kozan’a gitmişti. Döndüğü günün akşamı çok duygulu bir şekilde anlattı yaşadıklarını:

“Gece lokantanın birinde yemek yedik. Saat epey geç olmuştu. Lokantadan çıktık, yatmaya misafirhaneye gidiyorduk. 50-60 metre kadar ileride, ışığı zayıf bir sokak lambasının altında oynaşan 6-7 köpek gördüm. Aklıma Bobi geldi. Ama mümkün değildi bu. Yıllar geçmişti üzerinden. Farkında olmadan seslendim, ‘Bobi’ diye… Köpeklerden biri ok gibi fırladı, gruptan ayrılıp bana doğru koşmaya başladı. Bu, Bobi’di. Üzerime sıçradı, çevremde deliler gibi koşmaya başladı!.. Havlıyor, zıplıyor, ileriye doğru koşuyor, tekrar geliyor, tekrar gidiyor, gelip üzerime sıçrıyor… Yani… Dokunsalar ağlayacaktım derler ya… Aynen öyleydim. Misafirhaneye kadar geldi benimle. Binanın kapısının önüne yattı. Sabaha kadar ayrılmadı kapının önünden. Kozan’da kaldığım sürece de benimleydi. Bir an olsun bırakmadı peşimi. Dönerken benimle gelir, gelmek ister diye bekliyordum… Kara kara düşünüyordum ne yapacağım o zaman diye. Ama korktuğum olmadı. Dönüş yoluna çıktığımızda, arkamdan koşmadı bile!.. Sadece uzun uzun baktı ardım sıra.”

Babamı çok etkilemişti Bobi ile yaşadıkları. 1999 yılında kaybettik babamı. Ölene kadar, bunu her fırsatta anlatırdı. Her anlatışında da duygulanır, duygulandırırdı. Gerçi biz kardeşlerimle birlikte bu öyküyü defalarca dinlemiştik ama… Hiçbir zaman… Hani çocuklar, büyüklerin defalarca anlattığı bazı şeyleri dinlerken “Eyvah gene aynı mevzuu!.. Of be!.. Kaç kere anlattın bunu!.. Ezberledik valla!..” diye düşünür ya… İşte biz, hiçbir zaman öyle düşünmedik. Hatta eve misafir geldiğinde, kedi köpekle, azıtmakla ilgili bir konu açıldığında, babama özellikle anlattırırdık bunu.

O zevkle anlatır, biz zevkle dinlerdik.

* Görsel, Bobi’ye ait değildir, internetten alınmadır.