Merhaba Yıldaş! – Kudret Sönmez

Selam 2026!.. Hoş geldin diyeceğim de, içinde neler barındırıyorsun? İlkin onu öğrenelim.

Merhaba acar yıl!.. Bu kez seninle hesaplaşmaktan çok, paslaşmaktan yanayım.

Senin, üç yüz altmış beş gün altı saatin var. Ne kadarını barışla, huzurla, bereketle paklayıp bizlere sunacaksın?

Rakamlarınız yer değiştirip tarihle oynaşırken son kayıtlar pek nazik davranmadı bizlere… İnsanlığın, arkadaşlığın ve sosyal hayatın süper indirimli yalnızlık pazarı olduğu vakitleri tükettik.

Yanı sıra yoran, durgunlaştıran ve hırpalayan günlerin, ayların şiddeti göğüs kafesimizi kırmayı başaramadı. Çünkü, ailemiz ve gerçek dostlarımız da vardı; yüreğimizin içinde saf tutan, canımıza ılık soluklarını katan. Hâlâ varlar. Hâlâ da yanımızda ve canımızdalar.

Yıldaşın ve yoldaşın 2010’un öncesine ve sonrasına sıralanan tarihler çok kibar sayılmazdı. Bazen ince ince incitti, bazen de kabalaştı. Küfürleri zamanın kirli kaydı kapsamında sansürlendi.

Elimiz fırçayı daha az tutmaya başladı bir dönem. Ürettiğimiz resimler, içimizdeki külrengi tümsekleri, kabarcıkları kazımaya yetmiyordu… Hayatlarımızın bir kesitinde  bazı arkadaşlarımızla yürek duvarlarımıza işlediğimiz ve sonrasında sahaflara yolladığımız aforizmalar da kifayetsiz gibiydi.

Stanislaw Jerzy Lec
Stanislaw Jerzy Lec

Stanislaw Jerzi Lec; “Bazen suskunluk en güzel cevaptır” diyordu.

Çin atasözü; “Bir yerde küçük insanların gölgesi büyüyorsa orada güneş batıyor demektir” şeklinde öngörüyordu hayatı.

Cicero
Cicero

“En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir” gibi uzlaşmacı bir yaklaşımdaydı Cicero.

Alfie Kohn
Alfie Kohn

Alfie Kohn ise “İnsan, sevenlerinden güven, sevmeyenlerinden güç alır” diyerek yetkinleştiriyordu sevgi ve güvenin gücünü…

Bunlar, hayatın büyük taşlarıyla oynayan önemli felsefi yazarlardan bazılarının sözleri. Araya bir de Çin atasözü karıştırdık ama bizi pek kesmedi… Okumak, yüreğimizdeki karanlık lekeleri aydınlatmaya yetmedi.

Sonunda elimizi kalemimize uzattık…

Tanıdığımız pek çok hayatın “Selvi boylu, al yaz’malı” dilimindeki senaryolarını epey değiştirdik.

Acıları, sıkıntıları, mutsuzlukları; huzur arayışlarını, barış yolunu ve sevgi kapısını yeni yıldaşlarımızla paylaştık. İçimizdeki yanık çiçekleri hep beraber süpürmeye başladık.

Şimdi söylenecek sözler ve ‘yazı’lanması gereken boş sayfalar bizleri beklemekte… Ve mor halkaları maviye dönüştürmeye çalışan bizim gibiler: “Merhaba Yıldaş 2026… Günaydın mutlu günler!” diyebilmek için, hayatın bazenlerini yazmaya devam etmek zorunda… Her zamanki gibi geçmişe sitem, geleceğe umut doldurduk… Geleceğin göreceği de var; çünkü, içimizdeki sabır taşlarıyla döşendik, pekiştik. Sevgiyi, saygıyı, huzuru arayan an’larımıza dokunan yıldaşları ömrümüzün ardında bırakıp, yeni bir yılda yarınları tüketmeye devam edeceğiz yine… Gideni götürdükleri, geleni de getirdikleri için kutluyoruz. Sonuçta; “İşte geldik gidiyoruz, şen olasın be hayat!”