
Bİ DE BİZ DENEYEK, BAKAK
1911’de doğmuş Mustafa İnan. Adana’da, posta memuru bir baba ve ev hanımı bir annenin oğlu olarak.
Kendisinden önce doğan kardeşlerinin hepsi bir sebeple vefat etmiş, hatta kendisi de 4 yaşındayken -o dönemler ve sonrasında adet olduğu üzere sıcaktan bunalan kentte, bir yaşam tarzı olması vesilesiyle yatıldığı için- damdan düşmüş ve onun da çok yaşamayacağı düşünülmüş.
Adana, Fransızlar tarafından işgal edilince ve babası da posta dağıtıcılığı yapıp da ailesinden ayrı uzakta kalınca, annesiyle birlikte geçici bir süre Konya’ya yerleşmişler. Kurtuluş Savaşı sonrasında da tekrar Adana’ya dönmüşler.
Mustafa ilkokula başlamış, babası, onun elinde defter, kitap görmeyince, oğlunun damdan düşmüş olması nedeniyle eğitiminden yana ümidi kesmiş, oysa Mustafa, yokluk, kıtlık yılları olduğundan dolayı ailesine yük olmamak için sabah erkenden okula gidip yatılı öğrencilere parasız verilen kitaplardan ders çalışırmış ve tüm öğrendiklerini de hafızasına yazarmış.
Ortaokulda parasız yatılıyı kazanınca, ailesine yük olmayacağı için çok sevinmiş, öğrenmeye çok meraklıymış, aynı zamanda öğretmeye de. Birincilikle ortaokulu bitirmiş, sonra da derece yaparak liseye girmiş, -Adana Lisesi diye geçiyor, sanıyorum şimdiki Adana Kız Lisesi- matematiğe ve edebiyata çok ilgisi varmış, adı, Riyaziyeci Mustafa olarak anılmaya başlamış. Bütün hocalarının da ilgisini, takdirini kazanmış.
Babasını 18 yaşında kaybedip de liseyi birincilikle bitirdiği o dönem, hem de bir an önce para kazanıp ailesine bakmak için önce Fen Fakültesi’ne kaydını yaptırmış, ama arkadaşlarının ısrarıyla şimdiki İstanbul Teknik Üniversite’ye, o zamanki adıyla da Mühendislik Mektebine sınavla birinci olarak girmiş.
Buradaki öğrenciler, biraz da kendi deyimleriyle taşralı gibi konuşan bu gence, hafif de üstten bakarak, hemşehrim burası çok zor bir okul, sen yapamazsın, deyince,
Mustafa da tam da bizim buraların ağzıyla;
Bi de biz deneyek, bakak, demiş.
Ve o andan itibaren öyle bir başarı göstermiş ki hem hocalarının gözdesi olmuş, takdirlerini kazanmış hem de arkadaşlarının.
Öyleki hocaları gelmediği zamanlar dersi arkadaşlarına o anlatırmış, hatta özel dersler verip eğitim masrafını çıkarmış. Bu ders verdiği öğrencilerden birisi de sonradan eşi olacak Jale İnan imiş.
Üniversiteyi de birincilikle bitirmiş, yurt dışında doktora yapan ilk Türk öğrenci olmuş.
Öyle başarılıymış ki orada kalması için yapılan teklifi reddedip ülkesinin kendisine ihtiyacı olduğu düşüncesiyle geri dönmüş.
Yüzlerce bilim insanı yetiştirmiş. Bir öğrencisine, sorduğu üç sorudan sadece birini bilmesine rağmen, sen benim düşünemediğim bir yolla çözüme ulaştığın için sana tam puan verdim, demiş.
Matematiğe olan ilgisinin yanında dile, edebiyata, islama, tasavvufa da çok ilgisi varmış.
34 yaşında profesör, 43 yaşında dekan, 46 yaşında rektör olmuş. Vefatından hemen sonra Tübitak tarafından Bilim Hizmet Ödülü takdim edilmiş.
Öğrencisi, değerli yazar Oğuz Atay, hocası Mustafa İnan’ın hayatını anlattığı Bir Bilim Adamının Romanı isimli kitabıyla onun adını aynı zamanda bir kitapla taçlandırmış.
O aslında öylesine çok çalışarak, zorluklardan yılmayarak çıktığı o yolda, belki de alçakgönüllülüğünden olsa gerek, bir de biz bir deneyek, bakak, diyerek geldiği noktada gayet eminmiş, çalışmanın, okumanın, azmin, öğrenmenin, öğretmenin ve bütün bunlardan başka insan olmanın kendisini getirdiği noktanın mutluluğundan.
