
“Yaşamım benim en güzel şiirim” diyen Can Yücel’i sever misiniz?
Yoksa öne çıkan sol görüşü, yaşam tarzı, içkiye düşkün olması ve sert dili sebebiyle ona mesafeli yaklaşanlardan mısınız?
Ahmet Kaya’nın içimize işleyen sesinden yankılanan Sevgi Duvarı, Fazıl Say’ın notalarında yeniden doğup Serenad Bağcan’ın yorumunda incelen “Sardunya’ya Ağıt”ı dinlediniz mi?
Dilden dile dolaşan, kimi zaman sahibini bile unutturan dizelerle anılan bir isimdir Can Yücel…
Peki, adını bu kadar sık telaffuz ederken, dilin sınırlarını zorlayan o hep muhalif şaire ne kadar yakınız?
Gelin, şimdi kısaca hayatına bakalım.
Can Yücel, posta ve telgraf nazırı, Mevlevi müridi Ali Rıza Bey’in torunu; Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli eğitim reformcularından, 1938-1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı yapmış, düşünür, siyasetçi ve Köy Enstitüleri’nin öncü isimlerinden Hasan Âli Yücel’in oğludur.
21 Ağustos 1926’da İstanbul Kumkapı’da, ikiz kardeşi ile birlikte dünyaya gelir.
Edebiyatın ve düşüncenin konuşulduğu bir evde büyüyen Yücel, henüz ilkokul yıllarında ikiziyle yaşanan çekişmelere son verebilmek amacıyla yatılı okula gönderilir.
Bu ayrılık, kişiliğinin derin izlerinden birine dönüşecektir.
Babasının milletvekilliği nedeniyle ortaöğrenimini Ankara’da sürdürür; Ankara Erkek Lisesi’nde eğitim görürken, şair ve romancı Cevdet Kudret’ten edebiyat dersleri alır ve Latince öğrenir.
Liseden sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde klasik filoloji ve Alman filolojisi alanında öğrenim görür. Türkiye’de bir siyasi partinin ilk kadın genel başkanı olacak sosyolog Behice Boran ile tanışması ve İlerici Gençler Derneği’ne üyeliği bu döneme denk gelir.
Genç yaşta benimsediği politik yönelim ve babasına karşı giderek belirginleşen eleştirel tavrı, Hasan Âli Yücel’in dikkatinden kaçmaz; böylece genç şairin yolu Cambridge’e uzanır.
Ünlü filozof, yazar ve düşünür Bertrand Russell’ın derslerini takip eder, Latince ve Yunanca bilgisini geliştirir ve çeviriler yapar. Üniversite eğitimini akademik olarak tamamlayamasa da bu süreçte kazandığı yetkinliğinin şiirlerine ve çevirilerindeki özgün yaklaşıma önemli katkı sağlamıştır.
Zarif Bir Yoksulluk İronisi
Cambridge yıllarında yakın dostlarından biri de Bülent Ecevit’tir.
Aynı pansiyonda ama farklı hayat şartlarında yaşarlar… Basın ataşe yardımcısı olan Ecevit bir suit odada kalırken, Can Yücel kalorifer dairesine yerleşir.
Bülent Ecevit her sabah işe doğru yola çıktığında, şairin onun odasına geçmesi bu yoksul ama renkli öğrencilik günlerinin zarif bir ironisi gibidir.
Öğrenci bursuyla kıt kanaat geçinen Can Yücel’in hayatı, yoklukla zenginliğin tuhaf bir dengesi gibidir; bir yanda mezarlıktan toplanmış ebegümeciyle kurulan mütevazı sofralar, öte yandan Bedri Rahmi Eyüboğlu, İlhan Koman, Avni Arbaş ve Sadi Çalık gibi sanat insanlarının şekillendirdiği canlı bir çevre.
