1983 yılında Adana’ya gelmişim ve Adana’yı canlı ve cansız varlıklarıyla tanımaya başlamışım. Tabi o zaman bu günkü AVM’lerin hiç biri yoktu. Aradığımız her şeyi hastaneler kavşağı, Dörtyol, Küçüksaat ve Büyüksaat civarında buluyorduk. Hatta bir yeri veya şeyi sorduğumuzda buraları merkez noktası gösterilerek tarif ediliyordu.

Tepebağ o zamanlarda bugünkü kadar yıkık dökük değildi. Kestirme olsun diye içinden geçilir Çakmak Caddesi’ne, Adliye’ye, Müze’ye bunlar gibi hep bildik yerlere ulaşılırdı. Mesleğimle de ilgili olarak Tepebağ’ın tarihini yazılı ve sözlü sorgulamaya başladım. Çoğunuzun önceden bildiği gibi doğuda Seyhan Nehri ile sınırlı olan 360 x 620 metre ölçülerinde, şehir ile birlikte 20 hektar alana yayılan, yaklaşık 15 metrelik yükseltiye sahip Tepebağ’ın şimdilerde bir mahalle olduğunu ama günümüzden 3 bin 500 yıl öncesine ait kalıntıların bulunduğu, buranın bir höyük olduğunu kazı sonucu Adana ve Çukurova’nın tarihinin yeniden yazılmasına katkı sunacağını öğrendim. Özellikle Arkeolog meslektaşlarla konuşup o devirdeki bitki varlığını ve kullanımını da tartıştım. Onlar da bu konunun çok önemli olduğunu ve Tepebağ’da daha çok değerlerin bulunduğunu ama bunu çeşitli ortamlarda dile getirmelerine rağmen yeteri kadar bir talep bulamadıklarını söylüyorlardı. 2013’de Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile Adana Arkeoloji Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nda ve Adana Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla “Tepebağ Höyüğü” başlığı altında kazı çalışmaları başladığında özellikle konuyla ilgili bilim dalları ve kişiler kazıdan çıkacak sonuçlar için büyük heyecan yaşamaya başladılar. Ben de dahil oldum bu heyecana. Uzman ve işçilerin çalışmasıyla sürdürülen kazıda şimdilik 5 metrelik kazıda 6 kültür tabakası saptanmış. Kazı çalışmaları da var olan olanaklar ölçeğinde devam ediyor.

Peki, bugün Tepebağ ne durumda? Niteliksiz yapılar almış başını gidiyor. Bunların da çoğu ha yıkıldı ha yıkılacak. Eli kolu düzgün olanı veya ufak bir yatırımla adam ettirilmeye çalışanlar da iş yeri. İçinde yürüdüğünüzde içiniz kararır. Görüntü kirliliğe sizi bir an önce alanı terk etmeye doğru iter. Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine kadar kesintisiz yerleşim alanı olduğu ifade edilirken, Osmanlı, Ortaçağ, Bizans, Roma, Helenistik, Demir Çağ ve Geç Tunç Çağı’na ışık tutacak bu alanın haline bak. Adana’nın ekonomisine daha fazla katkı sunacak ve turizmine hizmet edecek alan böyle mi olmalı? Bu kadar zaman mı kaybettirilmeli. Bir an önce kazıya tam destek verilerek tamamlanmalı. Sonuçlarına göre Tepebağ restore edilmeli. Yalnız restorancıların, barcıların ve otelcilerin isteğine göre değil. O çağlardaki yönetim, sanat, kültür, ekonomi, tarım ve sosyal yaşam verilerine göre restore edilmelidir. Tabi ki bu oluşum ve yapılaşmayı da destekleyecek ve yerli yabancı ziyaretçilerin ihtiyaçlarını da karşılayacak olay ve mekanlara da yer verilmesi gerekir. Özellikle çocuklar ve gençler için de cazibe merkezleri oluşturulmalıdır.

Ben hiç bir yerel yönetim adayının tanıtım projelerinde bu ve buna benzer bir ize rastlamadım. Daha önce de olduğu gibi rastladıysam da böyle bir projenin tam anlamıyla gerçekleştirildiğini görmedim. Ya siz? Ama olsun Tepebağ yine hızlı trene binmeyi bindirilmeyi bekliyor bekleyecek.

Doğa ve Yaşam Bilimci
Prof. Dr. Atabay Düzenli
atabayduzenli@gmail.com

Kaynak: mymagazine.com.tr