Benim kitap ve film danışmanlarım var. Onların ağzından ne çıksa cebimin not defterine yazarım, çok denedim, hiç şaşmadım, önceleri sohbet sırasında elime ne geçerse, ufak kağıtlara, fatura arkalarına filan not ediyordum önerilenleri, kaybolup gidiyordu, arayıp sen bana bir roman demiştin neydi o diye sorarak bir süre idare ettim. Sonra bu öneri işini daha ciddiye almaya karar verdim, neydi kitabın adı sorusu aklıma geldiği an kapsama alanım içinde olmalı. 

Şebnem İşigüzel´in GÖZYAŞI KONAĞI Ada, 1876 adlı romanıyla da yollarımız işte böyle kesişti. Güzelim yüzünü hep barışa sevgiye özgürlüğe taraf çeviren arkadaşım Didar Zeynep Batumlu, oku dedi. Ertesi gün aldım. Kitap elde rahat tutulur boyutta, bölümler kısa, çabucak okunabiliyor. Bunlar işin bir yanı.

Okuduğunuz bir romanı ya da öyküyü anlatmaktan daha büyük bir kötülük yapılamaz bir okura, hatta yaptığınız yorum kötüyse o kötülüğü kendinize yapmış olma rezaleti de var, Internet´te bunun örneklerine rastlayabiliyoruz. Yusuf Atılgan´ın Tutku adlı öyküsü üzerine bir hikaye tahlili yaptığını söyleyen blog yazarı, kendince öykünün özetini yazmış, aman yarabbi, bu nasıl bir cesarettir, son cümlesi de şöyle;

´Ama Osman ilk günkü gibi hiçbir şey söyleyemez ve kız çekip gider. Osman kendi aleminde düşüncelere dalar ve hikaye sona erer.´

Öyküyü anlamamış, sonunda ne olduğunu hiç anlamamış. Hahhhaaa diye gülmek istiyorsanız benim gibi zahmete girip bir okuyun öyküyü.

Böyle bir girişten sonra Gözyaşı Konağı´na dair söyleyeceğim tek şey çok beğendiğimdir, o kadar. Kitabı okurken aklımdan geçenleri, başımı yana çevirtip bir iç geçirtenleri tamamen karışık peş peşe ve sadece bir kaç örnekle yazabilirim ancak.

´ahhhh bacı ahhhh (iç sesim), kadın kadının kurdudur, her şey söylenmez, siz sadece yaşadığınızın gelip geçici olduğunu düşünün yeter, geçti bitti işte her şey, geçti bitti, diri diri gömdünüz beni buraya, umut insanın biricik gücü, köpeklerin Hayırsız Ada´ya sürüldüğü yıldı, sır eve düşen ateştir, meğer ahenkli sohbet için karşındakini sevmek, beğenmek, ilgi duymak, merak etmek gerekirmiş.´

Benden bu kadar, bakın Şebnem İşigüzel romana nasıl başlamış?

´1876 yılı baharında gayrimeşru bebeğimi doğurmak üzere evin erkeklerinden habersiz Büyükada´ya gönderildim.´

Sizce okunmaz mı?

Ayrıca, feministim, evet.

´Gözyaşı Konağı Ada, 1876 bir Şebnem İşigüzel romanı, İletişim Yayınları

Umut insanın biricik gücü, iyi okumalar.

www.yeniadana.net