Hızla yalnızlaşıyoruz dostlar,İsteyerek, ister istemez, mecburen, tercih olarak tecrite itiliyoruz.Farkındamısınız , her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyoruz.Uykuda, düşüncede, tuvalette, banyoda, hayalde, yürüyüşte, kederdeTercih edilen doğal yalnızlığımız yetmezmiş gibi,Hergün mecburen, büyük hile ve tuzaklarla, istemesek te içine düştüğümüz,Romantik, çekici, alımlı, ışıl ışıl ve entelektüel bir yalnızlığa doğru,Girdap gibi çekiliyoruz.Bu, yeni kuşağın farkında olmadan tercih ettiği, hatta uğrunda savaştığı,Orta kuşağın, alık bir balık misali, zoka gibi yuttuğu,Eski kuşağınsa çaresizce kabul ettiği, mecbur olduğu bir yalnızlık.Fiziksel, tensel, ruhsal, iki çift lafsal, bir sırt sıvazlamasal yalnızlık bu.Görsel, işitsel, verisel kalabalığın, bayağılığın, yığınların ortasında,Toplumsalın, elle tutulmayanın, kucaklanıp yaslanılmayanın içinde,Kişisel, bedensel, insansal, varlıksal bir tecritin içine çekiliyoruz.Yıllarca o merak ettiği havadisi paylaşırken, hep beraber konuşurken,Tek sobanın etrafında, tek masada, tek radyoya, tek ekranda yaşarken;Artık, aynı dünyadaki aynı evin içinde bile,Masasız, temassız, hatta vücutsuz bir halde,Farklı odalarda,Farklı ekranlara bakarken,Farklı zamanlarda farklı şeyleri tekrar tekrar öğütüp bırakan,Konuşma, görsel temas, fiziksel dokunuş özürlü,Tecrit edilmiş, tekleştirilmiş, kişisele devşirilmiş canlılarız.Yalnız yalınlaşmıyoruz ha, yalnızlaşıyoruz her geçen gün.Bilmem farkındamısınız???

●●●●○○○○●●●●

İngiltere’de son beş yılda kurulan ‘’ Yalnızlık Bakanlığı ‘’,İnsanlığın bu yeni sorununa özgü hiçbir çözüm üretemediğini,Ancak ilginç saptamalar ve veriler elde ettiğini itiraf ediyor.Örneğin Londra’da, çok da büyük olmayan bir denek gurubunda,İkiyüzbin yaşlı insanın son 6 ay süreyle hiç kimseyle konuşmadığını,Genç nüfusun % 24’ünün hiç gerçek arkadaşı olmadığını saptıyorlar.Narsisizm kültürü olarak eskiden beri meraklı olduğumuz bu pıtrak,Bir yaşam biçimi olarak özendirilen tüketim toplumundaki rolümüze,Umutsuzluk, rahatsızlık, yorgunluk, mutsuzluk, cinsel doyumsuzluk gibi,Eskiden kalma kadim hoşnutsuzluklar zaten varken,Mutlak alma, illaki ulaşma, ölümüne beğenilme çabası gibi,Modern çağın devşirmesi yeni hoşnutsuzluklar ekleyip duruyor.Tüm bunların çözümü gibi gösterdiği sanal bir yalnızlıkta,Baştan çıkarıcı biçimde kullanan, tamamen kişisel sunuma dayanan,Metaların bir romans aurasıyla egzotik biçimde sunulduğu bir ortamla,Ve renkli deneyimlerle ilgili anıştırmalarla bizi sürekli kandırıyor.Paydaşları teknoloji, beğeni, kantitatif ölçülendirme olan bir düş dünyasında,Sanal arkadaşlık çamurunda yüzmeye çalışan biz alık sosyal fukaraları,Taşralılık yaftasından kurtaran şehirli yalnızlık deliğine çekiyor da çekiyor.Sonra da aklımızla oynar gibi;Kendi sosyal çevrem diyene, al sana sosyal mesafe,Kişisel gelişimim diyene, al sana toplumsal regresyon,Ekrana yazdığı, koyduğu simgeyle dünyaya meydan okuyana,Bir tuşla karşısındakini yola getirdiğini sanana,Al sana yalnızlık yollarına pusu kurmuş bir hayat diyor.Biribirinden fazlasıyla haberdar, bilgili, ilgili yalnızlarız artık.Fiziken bir araya gelmemizi gerektiren şeylerin azalmasını,Kolaylık, modernlik, çağdaşlık, teknolojiye yatkınlık diye yutup,Ölmüşten beter ediyoruz fiziksel varlığımızı, hatta ölmeyen ruhumuzu.Hep beraber daha yalnızız, her geçen gün.Hep beraber ve yalnız…

●●●●○○○○●●●●

Peki yalnızlık kötü birşeymi ki, ona çözüm arayalım bre Emre.Zaten, kişisel gelişim diye yıllardır başımızın etini yediğin şey,İnsanın kendini tanıması diye her hafta ağdalı ağdalı, sütun sütun,Düşünme, kavrama, idrak, muhakeme diye sayfa sayfa yazdığın şey,Yalnızlık, kendi içine çekilme, soyutlanma gerektirmiyor mu?Ben de tam bunu, aradaki diş derisi kadar ince farkı anlatmak derdindeyim.Bizi içine çeken modern yalnızlığın, kişisel gelişime nasıl ters olduğunu,Her halükarda etki altına bırakılan, yönlendirilen, ehlileştirileren bizlerin,Binyıllardır pençesinde özgürlüğümüzden olduğumuz sosyal düzenler misali,Daha global bir esarete çekildiğimizi işaret etmek istiyorum.Adeta tecrit odalarına çekilen mahkumlar misali, muhakemesi paralize,Konuşmak, okumak, dokunmak, birlikte olmaktan uzaklaştıran bir esaret.Sevgili dostlar; biz insanız, etten kemikten çok güzel insanlarız,Konuşmak, bizim en büyük hasletimiz ve onu korumak kutsal ödevimiz.Ne yazışmak, ne görüntü paylaşmak, ne emoji, ne başka bir şey yerini tutmaz.Okumak, bizim harf ve sözcüklerle en temel düşünme eğitimimiz ki,Bir anlık görüntülerle, sadece seyredip dinlemeyle, tekrar senaryolarıyla,Önümüze serilen kolaycı tuzaklarla kıyaslanmayacak kadar kalıcı bir örgü.Dokunmak ve temas ise, fiziksel varlığımızın belki de yegane somutluğu.21. yüzyılın bu modern Platon mağarasındaki yalnızlığımızdan,Bu sıradan, bayağı ve aldatmaca dolu yalnızlığımızdan,Bizleri kuşatan bu panoptik, umursamaz tek başınalıktan sıyrılmak,Yeniden uyanış, arayış, uğraş, kaçış ve dönüşü hedeflemek için,Son birkaç jenerasyonluk şansımız kaldı dostlar.Farkındamısınız, gittikçe yalnızlaşıyoruz, hem de hep beraber…