Şahin Esendemir

HERKES FOTOĞRAF ÇEKER, AMA FOTOĞRAF SANATÇISI OLAMAZ!

Yıl 1974; Fotoğrafçılıkta siyah beyazdan, renkliye dönüşün yeni yeni başladığı yıllar. Adana’da fotoğrafçılık alanının efsane isimlerinden Niyazi Sessaçar ile, “Fotoğrafçılık ve sanatçılık” arasındaki farkları konuşuyoruz. Aslında, “Fotoğraf sanatçılığı” ile “esnaf fotoğrafçılığı” arasındaki dengeyi tartışıyoruz..
Niyazi Sessaçar, o dönemde Adana’nın en ünlü fotoğraf stüdyosu olan “Foto Moda”nın sahibi. Foto Moda’da vesikalık bile olsa bir resim çektirmek bile önemli ayrıcalık.. Foto Moda ismi, bir anlamda fotoğrafçılıkta kalitenin sembolü..
FOTOĞRAFÇI VE SANATÇI FARKI
“Herkes fotoğraf çekebilir. Eline fotoğraf makinası alan herkes, deklanşöre bastığında objektifin yakaladığı görüntüyü tesbit edebilir” diyordu Niyazi Sessaçar; zonra hemen ekliyordu;
“Herkes fotoğrafçı olabilir. ama fotoğraf sanatçısı olamaz. Fotoğrafçılık ve sanatçılık arasında önemli bir fark vardır. Çektiği fotoğrafa ruh vermesini başaramayan, o fotoğrafın içerisine gözlerinin derinliklerindeki ışıltıyı yerleştiremeyen kişi fotoğraf sanatçısı olamaz!”
Niyazi Sessaçar, fotoğrafçılıktaki modern teknolojiyi de yakından izliyor, meslektaşlarına yön vermeye çalışıyordu. “Siyah-beyaz fotoğrafçılık miadını doldurmak üzere. Stüdyo fotoğrafçılığı belki biraz daha yaşar, yaşatılır ama onun da ömrü fazla sürmez. Dünya artık polaroid sisteme geçiyor. Yakında daha modern sistemler de devreye girecek. Gelişmelere ayak uyduramayan fotoğrafçılık, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya!” derken, bugünleri erkenden gören sözler söylüyordu..
FOTOĞRAFA NASIL RUH VERİLİR?
Yağcami civarındaki o ünlü stüdyosunu Cemal Gürsel Caddesi üzerindeki yeni yerine taşıdığı ilk zamanlarda yapmıştık bu söyleşiyi. Gazetecilik ve fotoğrafçılık arasındaki dengeyi anlatırken, “fotoğrafa ruh vermek” olgusunu zihnimize kazıyordu:
“Resim ile fotoğraf arasındaki farkı bilmek, fotoğraf sanatçılığının alfabesi gibidir. Bu farkı hissedemeyen, ikisinin arasındaki çelişkiyi göremeyen sanatçı olmaz, sanatın kapısının önünden bile geçemez” derken, fotoğrafçılıktaki meslek sırrını da şöyle özetliyordu:
“Fotoğrafını çekeceğim kişinin kaşını, gözünü, yüzünün şeklini dikkatle inceler, onu en güzel gösterecek pozu vermeye hazırlar, fotoğraf makinası ile onu tesbit ederdim. O fotoğraf karesi aynı zamanda o kişinin ruh halinin bir özeti, bir görüntüsü olurdu. Bu yüzden de, bizim stüdyoda vesikalık bile olsa fotoğraf çektirenler, o kağıda geçmiş görüntülerde kendilerini görmenin hazzını yaşardı. Kendileri ile barışır, kendileri ile bütünleşirdi.”
GÖZLERDEKİ IŞILTIYI RUHUMDA HİSSEDERİM
Niyazi Sessaçar, “Yaşı kaç olursa olsun, fotoğrafını çektiğim kişinin gözlerindeki ışıltıyı ruhumda hissedemez isem, o fotoğrafa can veremem. Bu fotoğraf, o kişi yarınlarda baktığında gözlerinde maziyi hatırlayamıyorsa benim için fotoğraf olmaktan çıkar.” demişti..
Fotoğrafçılık ve fotoğraf sanatçılığı arasındaki farkı böyle anlatmış, gazetecilikteki aktüel fotoğrafçılığın da benzer sanatsal içeriklerle bağdaşması gerektiğinin altını çizmişti. Aynı dönemlerde Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği en iyi haber fotoğrafı yarışmasında da jüri üyeliği görevini yapan Niyazi Sessaçar, “Fotoğrafçılıkta rekabet olmaz. Fotoğraf sanatçısının rekabete değil, birlik ve dayanışma içinde olmaya ihtiyacı vardır” sözü ile kendini kabullendirmişti.
Aradan geçen yıllar, Adana’nın ünlü fotoğraf sanatçısını haklı çıkardı. Stüdyo fotoğrafçılığı devri tarihe karıştı. Şimdi herkes elindeki telefonlarla bile fotoğraf çekiyor. Bir sorsanız, “Ne çekiyorsunuz?” diye, kaç kişi “Fotoğraf çekiyorum”, kaç kişi “Resim çekiyorum!” diyecek. Siz karar verin ne çektiklerine, ne çektiklerini bilenlere.
Bu vesile ile öncelikle Foto Moda Niyazi Sessaçar’ıın nezdinde Adana’nın tüm fotoğraf sanatçılarını bir kez daha anıyor, kaybettiklerimize rahmet, yaşayanlara uzun ömür diliyorum..