Çirkin Kral’a 37 yıl dinmeyen özlem

Türk sinemasının Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney, 37 yıl önce bugün yaşama veda etti. BirGün’e konuşan Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, kızgın ve öfkeli olduğunu belirterek Yılmaz Güney filmlerinin televizyonda yasaklı olmasından yakındı. Yakın dostu Atilla Dorsay ise, “Döneminin bütün büyük isimlerinden çok farklı yollara saparak kendisini ölümsüzleştiren bir büyük isim” tanımlamasını yaptı.

Filmleriyle birlikte ardında devrimci mücadelesini bırakan sinema dünyamızın Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney’in yaşama vedasının üzerinden 37 yıl geçti. Sanat hayatına onlarca film ve ödül sığdıran sanatçı, ölüm yıl dönümünde unutulmadı, sanat dünyası ve yakınları tarafından anıldı.

BirGün’e konuşan Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, kızgın ve öfkeli olduğunu belirterek Yılmaz Güney filmlerinin televizyonda yasaklı olmasından yakındı. Yılmaz Güney’in yeri doldurulamayan bir efsane olduğunu ifade eden Fatoş Güney, düşüncelerini şöyle aktardı: “Çok kederli ve üzgünüm… Ama aynı zamanda kızgın ve endişeliyim. Yılmaz Güney’in filmleri bugün hâlâ televizyonlarda gösterilemiyor. Hiçbir hukuki engel olmadığı halde bu böyle. Artık bir an evvel Yılmaz Güney filmlerinin televizyon kanallarında özellikle de TRT ve TRT Şeş’te görmek istiyorum. 37 yıl oldu. Artık bu sansürün bir an evvel çözülmesini bekliyorum.”

yilmaz-guney-in-yakinlari-birgun-e-konustu-cirkin-kral-a-37-yil-dinmeyen-ozlem-919689-1.
Fotoğraf: Fatoş Güney

DAVASINDAN VAZGEÇMEDİ

Yılmaz Güney’in yakın dostu ve sinema eleştirmeni Atilla Dorsay ise Güney’in sinema dünyası için ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak başladı sözlerine. Güney için “Döneminin bütün büyük isimlerinden çok farklı yollara saparak kendisini ölümsüzleştiren bir büyük isim” tanımlamasını yapan Dorsay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha çok genç yaşında solculuğu seçmiş, bu yüzden hapse düşmüş, sonraları da bu davadan hiç vazgeçmemiş. Bunun yanı sıra Türk sinemasında yakışıklı olmadan bu kadar üne kavuşan bir başka erkek yıldız yok. Aynı zamanda sayısız aksiyon ve serüven filmlerinden sonra özellikle 1970’teki “Umut” filmiyle bambaşka bir yol seçen, hep toplumun en derin yaralarına eğilen, hepsi hem sinemasal hem ideolojik özellikler taşıyan bunca film yapması da bir tür mucize.”

Yazının devamını okumak için tıklayın