
“Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğumuz değer yargılarımız.” “Sana dokunmak, bütün kelimeleri yakmak gibi…” “Sana dokunmak, tüm insanları affetmek gibi.”
Aytaç Ağırlar tarafından yazılıp yönetilen ve 2010 yılında vizyona giren “İncir Reçeli” adlı filmden aşırdığım birkaç replikle başladım bugünkü satırlarıma. 95 dakikayla sınırlı bir yapıma sığdırılmış hikâyenin başrollerini Sezai Paracıkoğlu ve Melike Güner paylaşmış.

1970 yılında dünya sinemasındaki özgün yapımlar listesine dahil olmayı başarıp kendinden sonraki acıklı filmlere de genişçe bir yol açan “Love Story / Aşk Hikâyesi” kaç kuşağı ne kadar ağlatmıştır; bilmek mümkün değil!.. Genç sevgililerden birinin ölüme mahkûm eden bir hastalığa yakalanması ve kaçınılmaz ayrılık konusunu bizim yerli sinemacılar da defalarca işleyip halletmişlerdir meseleyi.

Hepimiz gayet iyi biliriz ki; ana konu, hastalık değil hasılat meselesidir.
“İncir Reçeli” de, bana göre, yeni milenyumun ilk acıklı aşk hikâyeleri arasındaki tatlı yerini almıştır; en azından, ülkemizin sınırları ölçüsünde. Gişe hasılatı oldukça yüksek ve toplum içerisinde epey popülarite kazanmış bir yapımdır. Gelelim sadede… 30’lu yaşlarını süren Metin’le barda tanıştığı HIV (yani AIDS) virüsünün affetmeyen etkisi altında çaresiz kalan Duygu’nun trajik ilişkileri, “İncir Reçeli”nin ana temasını oluşturur. İki genç birbirlerine delicesine bağlanmışlardır; taa
ki, o malûm son yazılana kadar da düğüm çözülmez!

Bu süreçteki gelişmeler oldukça aşikar geldi bana… Fakat, iki genç sevgili arasındaki diyaloglar muhteşem bir etkiye sahip diyebilirim. Ben de zaten, filmin akışındaki felsefi konuşmaları benimsediğim için konuya daha sıcak bakıp yüreğimi tutuşturdum.

Bu arada; “Aşk Hikâyesi”nden sonra devam filmi olan “Oliver’ın Hikâyesi” yapılmış fakat birincisinin yerini dolduramamıştı. Aynı şey, 2014’te beyazperdeyle buluşan “İncir Reçeli 2” için de geçerli. Yani, bazı devam filmleri meselenin çözümünü çıkmaza sokabiliyor ve de seyircinin ruhunu yorabiliyor diye düşünüyorum.

Not: Vizyonda olduğu dönemde, filmin AIDS’le ilgili verdiği bazı mesajlara Pozitif Düşünce Derneği karşı çıkmıştı. Bu virüsün insan yaşamındaki etkileri konusunda, toplumun bildiği en temel yanlışların filmde de yinelendiğini iddia etmişti dernek. Virüslü (!) bölümleri izlerken, bu iddiaları araştırıp değerlendirmekte yarar olduğuna
inanıyorum.
