
Yaş ilerledikçe “sadeleşme” istermiş insanlar!..
Doğaya çekilir, beton binalarda yaşamak yerine dağ başında, ormanda veya deniz kıyısında, küçük bir evde hayatın geri kalanını sürdürme hayalini kurarmış..
Hayal ya, daha cazip gelirmiş..
Peki ya gerçek?
***
Yaşı ilerlediğinde gerçekten kendine endeksli olarak yaşayabilen birisi var mı çevrenizde?
Çocuklarına, torunlarına, tek tük kalmış arkadaşına endeksli yaşamayan bir tek kişi gösteremezsiniz, yaşı ilerlemiş!
Yaş ilerlemiş, yaşama hükmetme özelliği gerilemiştir!
***
Hayalleri vardır, yaşı ilerleyenlerin, gerçekleşmesi imkansız hayaller!
Yaş ilerledikçe doğalını severler her şeyin;
Yediğin her şeyin sadesini, gerçeğini isterler..
Hiçbir şeyin doğalı, gerçeği kalmadığını bilir, yine de bir umut isterler..
***
Yaş ilerledikçe insan iteleyerek, uğraşarak giden ilişkilerden kaçmak istermiş..
Kendiliğinden, akışında yürüyen ilişkiler içinde bulmanın hayalini kararmış..
Kendini avuturmuş anlayacağınız!
Gerçek hep iç çektiren, can yaktıran şekli ile çıkarmış karşına..
***
Yaş ilerleyince zaman öyle bir değerlenirmiş ki, her anın keyfini çıkarmak istermiş insanlar..
“O ne der, bu ne der?” diye yaşamayı içine sindiremezmiş..
Umursamamayı öğrendiğini sanırken, havadan bile nem kaptığını fark edip, kıçının üzerine oturmak zorunda kalırmış!
***
Yaş ilerleyince insan sevginin değerini daha iyi bilirmiş..
Hem çevresinde bulunanların hem de kendisinin değerinin farkına varmıştır, geç de olsa!
İşte tek gerçek budur, başkası yoktur; sevmeye ve sevilmeye daha çok değer verilir yaş ilerleyince..
En önemlisi de, yaş ilerledikçe, ihtiyaç duyulan tek şeyin sevgi olduğunun farkına varır insanlar..
Hayalde ve gerçekte!
