Sanat ve bilimin ara kesitinde güzel ve çirkin

Güzellik ve çirkinlik kavramlarının, sanat ve bilim dünyasının bu önemli insanlarını buluşturduğunu görmek beni çok mutlu etti

Güzel ve çirkin kavramlarına bilimsel açıdan bakmaya çalışarak yazdığım yazıdan sonra, sanat ve bilim dünyasının seçkin temsilcilerinden görüş ve eleştiriler aldım. Değerli katkılarından dolayı onlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Aşağıda soyadı sırasına göre isimlerini yazdığım bu değerli insanlarla bir ‘Güzellik Akademisi’ kurmak bile mümkün olurdu.

  • Dr. Güney Akbalık (Sinirbilimci)
  • Prof. Dr. Halil Akdeniz (Sanatçı)
  • Dr. Semra Baysan (Sağlık Yönetim Uzmanı)
  • Dr. Şükrü Bozluolçay (Koleksiyoner)
  • Prof. Dr. Serdar S. Çelebi (Kimya Mühendisi)
  • Oğuz Erten (Sanat Yazarı)
  • Yusuf Işık (Ekonomist)
  • Dr. Alper Kaya (Hekim)
  • Prof. Dr. Ebubekir Koç (Endüstri Mühendisi)
  • Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu (İktisatçı)
  • Prof. Dr. Nilüfer Öndin (Sanat Tarihçisi)
  • Prof. Dr. Selim Pamuk (Diş Hekimi)
  • Prof. Dr. Feride Severcan (Biyofizikçi)
  • Prof. Dr. Şafak Ural (Felsefeci)
  • Prof. Dr. Deniz Üner (Kimya Mühendisi)

Güzellik ve çirkinlik kavramlarının, sanat ve bilim dünyasının bu önemli insanlarını buluşturduğunu görmek beni çok mutlu etti. Onların görüş ve eleştirilerinden bir kısmına gelecek yazıda cevap vermeyi planlıyorum. Paylaşılmasına izin verilenleri aşağıda bulabilirsiniz. Şimdi söz onlarda:

“Güzellikle ilgili algıları değiştirebilme ve yazıda bahsettiğiniz yeni güzel kavramlarını getirme gücü bakımından sanatı çok önemli buluyorum ben de. Algılar kırılabiliyor. Bir de fiziksel olarak güzel kabul edilen biri, kötü davranışlara sahipse güzellik algısı yıkılıyor veya tam tersi durum da geçerli. Bizdeki, yani insan türünde korteksin de gelişkin oluşunun getirdiği bilişsel yetiler, bu konuda bizi diğer hayvanlardan ayırıyor. Her fiziksel olarak güzel kabul edileni, güzel ve çekici olarak algılamayabiliyoruz da. 

Güzel veya çirkinin varlığı ona bakan göze bağlı (aslında beyne ve yaşanan deneyimlere göre beynin nasıl şekillendiğine), sizin de son sözde belirttiğiniz gibi. Aşık Veysel’in türküsü aklıma geldi. “Güzelliğin on par’etmez bu bendeki aşk olmasa”, diyor işin özünü kavramış olan aşığımız. Siz de “Insanın hedefleri, sadece soyunu devam ettirmekle sınırlı olmadığı için güzel kavramı da sürekli değişim geçiriyor.” diyerek güzel özetlemişsiniz. 

Toplumların belirlediği standart ve abartılmış “güzel kadın” imajının oyuncak bebek endüstrisinde yansıma bulmuş hali olan ve bana itici gelen bazı oyuncak bebeklere yapılan, aşırı makyajlarını kaldırıp onları bana göre daha sevimli ve güzel hale getiren şu proje çok hoşuma gitti örneğin: Australian Mom Turns Bratz Dolls Into Regular Girls By Removing Their Unrealistic Makeup

Sanat eserlerinde veya gösterilerde ölüm korkusunun, kan gibi ölümü çağrıştıran, tiksinti uyandıran vücut sıvılarının kullanımının sizi kişisel olarak rahatsız ettiğinden bahsetmişsiniz yazınızda. Örneğin, Marina Abramovic’in performanslarıyla ilgili yazıları yıllar önce ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. Bir sanatçı, kendine zararla da sonuçlanabilen performansları neden yapar diye. Beden ve zihin sınırlarını sonuna kadar zorlayan biri. Sırf daha çok izleyici çekmek için yaptığına da inanmadım ama hiç. Yaptıklarında gayet samimi görünüyor. Onu anlayabilmek adına farklı performanslarıyla ilgili yazılar ve kendisiyle yapılan mülakatları okudum. Yaptıkları daha çok psikolojik veya sosyolojik deneyler bence. Bazı ekstrem durumlarla yüzleştiğimizde kendimizin de karşımızdakinin de ne şekilde tepki vereceğini bilemiyoruz. Yıllar önce yaptığı bir performansta, çevresine gül de dahil değişik objeler koyup bana istediğinizi yapabilirsiniz diye yazıp sessizce beklemesi ve onu izlemeye gelenlerden bazılarının bedenine zarar vermeye de başlaması, hem de kamuya açık yerde, ilginç psikolojik davranışlar. Onu, farklı durumlarla, kendiyle, kendi korkularıyla yüzleşen, hem kendini hem de çevresindekilerin davranış değişimlerini gözleyen çok meraklı biri olarak görüyorum. Kendiyle ve korkularıyla yüzleşme, çocukluğuna dayanan bazı travmaları da iyileştirmenin bir parçası onun için.”

-Dr. Güney Akbalık (Sinirbilimci)

“Sanat tarihine baktığımızda birçok aykırı, sistem dışı sanatsal tavrın/akımların, sanata ve bakış açımıza kişisel beğenilerimizin ve tepkilerimizin ötesinde zenginlik katmış olduğu görülür. Estetiğin konusu olan güzellik kavramının çirkinlik kavramını da içeren bir bütünlük içinde görülmeye başlaması da bu bağlamda görülmelidir. Sanatın öncelikli görevi dünyaya bakışımızı, görüş açımızı geliştirmek ve yaşamımız üzerine bilinç oluşturmaktır. 

Sanatta ve bilimde ileriyi görmenin, buluşların, yaratıcılığın esas kaynağı fantezi-hayal kurma- sezgidir. Hem bilimde hem de sanatta bunun çok sayıda örneği görülmektedir. Geçmişte ütopyalardan başlayan bu sürecin; kurgu romanlara, kurgu filmlere, bilim kurguya ve günümüzün gelecek bilimcilerine kadar uzanan, gerçekle sanal dünyanın birbirine karıştığı bir Cyborg dünyasına doğru evrildiği görülmektedir.

Sanatçılarımızın ve bilim insanlarımızın bu seçkin duyarlıkları, sanatta ve bilimde hep geleceği öngören nitelikte ufuk açıcı olmuştur. Bugün NASA araştırma ekiplerine sanatçıların da dahil edilmeye başlaması sanırım bunun önemli kanıtıdır.”

-Prof. Dr. Halil Akdeniz (Sanatçı)

“Yine etkileyici bir yazı. Elinize sağlık. Goya hayranıyımdır. Eserlerini dakikalarca ayakta izleyebilirim. Ama Satürn hariç. Goya öyle zorlu günler ve dönemler geçirmiş ki. Güzel günlerden sonra. Savaş. İnsanların ölümüne tanıklık etmiş. Şiddetle dolu dönemler. Kötü anılar. Uzun süren psikolojik bunalımı. 1819’da nehir kıyısında bir eve taşınmış ve 14 tane, karanlık resim diye adlandırılan ve sonradan isimlendirilen, bu resmin de içinde olduğu “karanlık” resimleri ham ruloya boyamış. İnsanın nasıl evrildiği ve değiştiği ya da değişebileceği hiç belli olmuyor galiba. “The Third of May, 1808’i” de önceleri karanlık gelirdi, çok sevmezdim. Ama Prado’da duvarda eseri görünce mıhlandım, dondum kaldım. Çok etkileyiciydi. Sonra daha da çok okudum, daha çok sevdim Goya’yı. Ama o eserini çok sevemedim. Konusunu ve içeriğini çok iyi anlattığı halde.”

-Dr. Semra Baysan (Sağlık Org. Yönetimi Uzmanı)

“Zaman, aykırı eserlerin güzellik kaygısı ile yapılanlardan daha değerli ve kalıcı olduğunu gösteriyor.”

-Dr. Şükrü Bozluolçay (Koleksiyoner)

“Güzel ve Çirkin: Entropi Farkı” başlıklı yazıda bahsedildiği gibi; biyolojide gençlik ve güzellik, sahip olunan maksimum düzenden ötürü minimum entropi düzeyine karşı gelirken tam ters şekilde yaşlılık maksimum entropiye karşı gelir. Buradan çıkarak insanlar tarafından güzel bulunan bir sanat eserinin (resim, heykel hatta şarkının) minimum entropili karşıt olarak da itici ve çirkin bir eserin de yüksek entropili olduğunu söylemek ne kadar doğrudur?

Her gerçek sanat eseri, ister güzel, ister çirkin olarak nitelensin minimum entropi düzeyindedir. Çünkü sanat eserinde, yaratıcısı sanatçı tarafından eserde ortaya konulan- sunulan bir düzen vardır, bize göre güzel de olsa çirkin de olsa. Eserin yaratılmasından yani doğumdan önce sanatçının düşüncesinde, ruhunda çarpışan görüşler, dışa vurum istekleri ve şekilleri maksimum entropiye işaret eder, ancak tüm bunlar yaratılan gerçek sanat eserinde sanatçının yaratıcı gücüne yani yeteneğine göre bir harmoni içinde renkler, şekiller veya notalar olarak yerini bulurlar ve bir yeni düzeni yani minimum entropili eseri oluştururlar aynen bir annenin doğumda dünyaya getirdiği bebek gibi.

Peki bu durumda; eser için güzel ve çirkin kavramını entropi ile nasıl bağdaştıracağız? Bunun cevabı söz konusu yazıda gizli bir şekilde verilmiştir: ” Güzellik bakan gözdedir!” Şöyle ki; insan bir sanat eserini değerlendirirken o eserin kendisinde yarattığı algı ve izlenimlere göre bir duygu-düşünce oluşturur. Bu izlenim izleyicide bir hoşnutluğa, mutluluğa hatta sakinliğe yol açıyorsa o eser onun için uyumlu bir düzen içindedir, güzeldir ve dolayısıyla onda minimum entropi düzeyindedir. Ancak eser, izleyicisinde itici, rahatsız edici bir şekilde tiksintiye- mutsuzluğa hatta hırçınlığa yol açıyorsa o eser o kişi için çirkindir ve maksimum entropi düzeyindedir.

Sonuç: Her sanat eseri sunduğu düzen ve kendine özgü harmonisi nedeniyle güzeldir ve minimum entropilidir. Güzellik, çirkinlik ve karşılıkları entropi düzeyleri onu gören gözde ve algılayan şuurdadır. Zaten böyle olmasaydı çıktıklarında anlaşılmayan, kabul görmeyen aykırı hatta bazı kesimlerce çirkin bulunan; resimde kübizm (cubism), soyut dışavurumculuk (abstract expressionism), heykelde konstrüktivizm (constructivism), asamblaj (assamblage), müzikte rap vb. gibi sanat akımları günümüzde bilinmez ve değerleri takdir edilmezdi.” 

-Prof. Dr. Serdar S. Çelebi (Kimya Mühendisi)

“Güzel ve Çirkin iki karşıtlık gibi gözükse de birbirine çok yakın iki kavram olarak karşımızda duruyor. Onların durdukları noktadan ziyade bizim onlara olan mesafemiz bu noktada önem kazanıyor. 16. yüzyıl İspanya’sı için yeni kıta zenginliği ve güzelliği temsil ederken, Amerikan yerlileri için çirkinlik ve vahşet içeren bir tutsaklığı sembolize ediyordu.

Tarihin başlangıcından bu yana kavramları, toplumları yönetenler ortaya koydu ve onları belli bakış açıları ile kitlelere bir şekilde kabul ettirdiler. Doğruya giden yolun hep bir şekli varmış gibi görüldü oysaki 1960’larla birlikte doğruya birçok yoldan gidilebildiği gerçeği gün yüzüne çıktı. Modern dünyanın tekli bakış açısından çok, postmodern dünyanın çoklu bakış açısına geçildi. Ve sonrasında hiçbir şey eskisi gibi değildi. Bize güzel gözüken bir şeyin, farklı birine çirkin veya tam tersi gelme durumlarının genel kabul olma sürecini yaşadık. Zihnini kesin kabul kurallar bütününden netleştirmek yerine her duruma yeni kurallar bulan dünyanın insanları türemeye başladı. Çünkü her sorun tek bir kurulla çözülemezdi. Kavramların içinin dolmaya başladığı, modern dünyanın görünen uzamıyla birlikte bir derinliğinin olduğu tespit edildi. Böylece sanatta da sadece yüzeysel güzelliğe -estetiğe- bakılma geleneğinden vazgeçilerek düşünsel yapıtların nasıl yeni kapılar açtığına, dünyanın düşünsel birikimine nasıl katkı sağlanabileceğine bakılmaya başlandı. İki veya üç boyutlu işlerin gösterdiğinin ötesinde ne anlattığı önem kazandı ve metanın kendisi araçsallaştı. Sadece mesajı veren pozisyona geçti ve düşüncenin (kavramın) sanat haline geldiği bir noktaya ulaşıldı. Resim veya heykelden bu noktada çıkıldı. Materyal önemini yitirdi, video, yerleştirme, hazır malzeme, organik malzeme veya gelecekte yapay zekaya gidilen yol açıldı.

Güzel ve çirkini ararken artık geçmişte kullandığımız araçları bırakıp yeni bir araç kullanmalıyız. Günümüzün araçlarını; günümüzün düşünce sistemini. Günlük hayatın içinde geçmişin kolaycılığına kapılıp modern dünyanın genel yargılarına çok rahat düşebiliriz. Ama yeni yüzyıl artık gördüğümüzün değil, görüp düşündüğümüzün yüzyılı olacak. Kavramların -adeta bir arı kovanının altıgenlerden oluştuğu gibi- birleşimi ile sınırsız genişleyen ve genişledikçe kendini yenileyen büyük bir mekanizma kurulacak.

Bu noktadan bakıldığında tarihin gelişimi içinde güzellik ve çirkinlik kavramlarının da sabit kalmayarak geliştiğini ve gelişmeye de devam edeceğini okumak mümkün…”

– Oğuz Erten (Sanat Yazarı)

”Yaşamda kolay yapılan işler, hoşa giden görüntüler, mutlu eden insan ilişkileri vb de var; güç yapılan, hoşa gitmeyen, zor gelenleri de. Yol kenarında mor bir çiçek fark eder, gece gökyüzünde yıldızlar arasından evrenin derinlerine dalar, bir kitabın satırlarında yeni bilgilerin peşine koşar, sevda ile kendinden öteler gider, gelecek kuşaklarla coşar insan. Hasta yatağında kıvranır, ayrılık acısı çeker, coşkusunu duyamaz, geleceği göremez olur yine insan. Yaşamın parçasıdır bunların tümü. 

Bir masa üzerindeki bir çay bardağı, bir içten söyleşi, yeşil bir deftere yazılan sıra sıra birkaç satır, bir iki formül, bilgisayarda hazırlanan bir algoritma, deniz, bulutlar, kuşlar, ağaçlar, çiçeğe açılan çiçek, renge açılan renk, insana açılan insan, kalabalık bir sokak, karlı bir gecede ıssız bir tepe, düşüncelerin ardında düşünceler; yaşamın dokusundadır tüm bunlar. Her parçacığıyla yaşamı kavrayıp yaşamaktır, yaşamın özüdür güzel olan.”

Yazının devamı linkte,

https://t24.com.tr/yazarlar/talat-ciftci/sanat-ve-bilimin-ara-kesitinde-guzel-ve-cirkin,30466