Selçuk Ramazanoğlu, Dört şair bir ilham: Tomris Uyar

 

 

 

 

 

 

Selçuk Ramazanoğlu

Tomris Uyar’ın en büyük şikâyetlerinden biri şuydu: İnsanlar onun edebiyatını bir kenara bırakıyor, ısrarla özel hayatının peşine düşüyordu.

Oysa o, öyküleriyle anılmak istiyordu. Nitekim bir söyleşisinde bunu çok açık bir şekilde dile getirmişti:

Ben öykülerimle anılmak istiyorum, aşklarımla değil.

Ama bu gerçekten mümkün müydü?

Türk şiirinde İkinci Yeni dediğimiz o parlak ve entelektüel akımın en güçlü şairlerinin şiirler yazdığı bir kadını, hayatındaki aşklardan bütünüyle ayırmak ne kadar mümkündür? Belki de bu, edebiyat tarihinin en zarif çelişkilerinden biridir.

Kimler mi Tomris Uyar’a şiirler yazdı?

Gelin biraz edebi magazin yapalım:

Ülkü Tamer,

Cemal Süreya,

Turgut Uyar,

Edip Cansever…

Bir şiir akımının öncüleri sayılan bu kadar güçlü şairin dönüp dolaşıp aynı kadına şiirler yazması yalnızca “özel hayat” meselesi midir, yoksa doğrudan edebiyatın kendisi mi?

Peki nedir bu İkinci Yeni Akımı?

Anlamın sınırlarını biraz zorlayan, okuru yalnızca anlamaya değil aynı zamanda hissetmeye çağıran bir şiir anlayışı… Türk edebiyatının belki de en zarif, en mesafeli ve en entelektüel parantezi.

Hal böyleyken, bu akımın tam ortasında duran bir kadını merak etmemek, ona yazılan şiirlere göz atmamak ya da onun hakkında neler düşünüldüğünü kurcalamamak pek de mümkün görünmüyor, değil mi?

Kimdir bu “İlham Perisi”? Sadece bir “İlham Perisi” midir?

Türk edebiyatında bazı isimler vardır ki yalnızca yazdıklarıyla değil, etraflarında oluşan hikâyelerle de anılır. Tomris Uyar da bu isimlerden biridir.

Öykücülüğümüzün en güçlü kalemlerinden biri olmasının yanında, Türk şiirinin en önemli şairlerinin dizelerinde iz bırakan bir kadındır.

Ama onun hikâyesi yalnızca aşklardan ibaret değildir; aksine, o hikâyelerin ötesinde güçlü bir edebiyat ve özgür bir karakter vardır.

Tomris Uyar dünyaya Tomris Gedik olarak gelir. İlk evliliğinin ardından Tomris Tamer soyadını alır; boşandıktan sonra yeniden âşık olur, bir kez daha evlenir ve bu kez Tomris Uyar olur. Edebiyat dünyası onu işte bu isimle tanır ve hatırlar.

15 Mart 1941’de İstanbul’da doğar. Hukukçu bir anne ve babanın kızıdır. Eğitimini Amerikan Kız Koleji’nde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olur. Mezuniyetinin ardından edebiyat dünyasına yaptığı çevirilerle adım atar.

Virginia Woolf, Lewis Carroll, F. Scott Fitzgerald, Julio Cortázar ve Agatha Christie gibi pek çok önemli yazarı Türkçeye kazandırarak bu alanda önemli bir yer edinir. Ancak Tomris Uyar yalnızca güçlü bir çevirmen değildir; aynı zamanda Türk edebiyatının en dikkat çekici öykü yazarlarından biri haline gelir.

Tomris Uyar, kadınların başarısını bir erkeğin gölgesine bağlama eğilimindeki bakışlara hiçbir zaman teslim olmaz.

Bağımsız duruşu, dik başlı tavrı ve özgürlüğüne düşkün kişiliği bu kalıplara sığmaz.

Onu yakından tanıyanlar için bu tavır şaşırtıcı değildir; çünkü Uyar’ın kimseye, hatta sevdiği insanlara bile boyun eğmeyen özgür ruhu metinlerine de yansır. Yaşadığı aşklarda da aynı bağımsızlık duygusuna tanıklık edilir.

Bu yönünü en berrak biçimde gösteren metinlerden biri “Gündökümü: Bir Uyumsuzun Notları” olur.

Bu kitapta yalnızca bir yazarın edebi kimliğini değil, hayata, topluma ve kadına nasıl baktığını da görürüz.

Oldukça üretken bir sanatçı olan, 11 öykü, en az 60 çeviri ve dört günlük yazan Tomris Uyar’ın adı çoğu zaman hayatına giren büyük şairlerle birlikte anılır.

Nitekim Türk şiirinin önemli isimleri Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever’in hayatlarının bir döneminde Tomris Uyar vardır.

Her biri onu farklı biçimde sever, farklı dizelerle anlatır. Kimi tutkulu, kimi sakin, kimi uzaktan bakan bir hayranlıkla…

Ama bütün bu hikâyelerin ortasında unutulmaması gereken bir gerçek vardır:

Tomris Uyar yalnızca büyük şairlerin âşık olduğu bir kadın değildir.

O, Türk öykücülüğünde modernizmin en özgün ve en bağımsız seslerinden biri olarak kendi yerini kurmuş bir yazardır. Şiirlere ilham olmuş olabilir; fakat esas kalıcılığını kendi cümleleriyle, kendi öyküleriyle sağlamıştır.

Belki de bu yüzden Tomris Uyar’ın en doğru tanımı şudur:

Şairlerin yazdığı bir kadın değil, kendi hikâyesini yazan bir yazar.

https://www.indyturk.com/article-author/sel%C3%A7uk-ramazano%C4%9Flu