Türkiye’de herkesin ihtiyacı olan kitap: SAYGI Çukurova Üniversitesi öncülüğünde bir grup öğretim üyesi ve aydın bir araya gelerek “SAYGI” adıyla kitap yazdılar.

Kitapta şu bölümler var:
‘İnsana Saygı’, ‘Küçüklere Saygı’, Doğaya Saygı’, “Başkasına Saygı’,Düşünceye Saygı’, “Okura Saygı’,
‘Seyirciyle Saygı’, ‘Sporda Saygı’.Kadına Saygı’, ‘Kimliklere Saygı’,‘İnanca Saygı’. ‘Emeğe Saygı’,
‘Siyasette Saygı’ ve ‘İletişimde Saygı’.

Birbirinden ilginç konular.

Konuları ele alanlar da yetkin isimler. Aralarında Prof. Yasin Ceylan, Yrd. Doç. Sefer Yetkin Işık, yazar Aylin Süer,Sosyolog: Özgür Taburoğlu, öğretmen Cuma Duymaz, Dr. Ersun Çıplak, Yrd. Doç. Dilek Tunalı, Doç. Dr. Ahmet Talimciler, Yrd. Doç. Tülay Atay Avşar, Tarık Özbek, Yrd. Doç. Yavuz Çobanoğlu, Yrd. Doç. Çağatay Edgücan Şahin, Doç . Kürşad Ertuğrul, Yrd. Doç. İlker Özdemir.

2016-06-07_21-35-34

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elinizdeki kitap Türkiye toplumunun toplum olarak yaşayabilmesi için gerekli olan temel bir ihtiyacına, ‘saygı’ ihtiyacına odaklanıyor. Bu ihtiyaç o denli büyük ki, kitabın adını ‘saygı açlığı’ koysak bu hiç de abartılı olmazdı. Bu ihtiyaç tespitini son yıllarda Ortadoğu’da ve Türkiye’de meydana gelen gelişmelere bakarak yapmadık; saygı meselesinin, Türkiye’nin demokratikleşememe tarihinin iyileşmeyen bir yarası olarak, çok boyutlu ve çok taraflı bir mesele olarak ele alınmasını istedik. Türkiye’de bir felsefe geleneği olmadığı hep söylene gelmiştir, ancak bu soyut konuların ve kavramların tartışılmaması için mazeret değil, olmamalı. Dostluğu, saygıyı, emeği, sevgiyi, devleti, toplumu, iyiliği, vicdanı, ahlakı hele hele özgürlüğü daha sık ve daha çok tartışmalıyız. Dar görüşlü siyasetlerin tüketimci bireycilik, mezhepçilik/dincilik veya milliyetçilikle toplumu parçalamasına, toplumun müzakereye ve uzlaşmaya dayalı geniş siyasetten, farklılıklarla bir arada yaşama sorunundan uzak tutulmasına engel olmanın yollarından biri de budur. Saygı, birçok değerli bilim insanı ve yazarın yaklaşık iki yıla yayılan yoğun emeği sonucu ortaya çıktı.

Yasin CEYLAN, giriş yazısında, insanın dünyadaki temel amacı olan erdemli bir mutluluğun insanın kendisine ve başkalarına saygısıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu, bu ilişkiyi gölgeleyen sapmaları yorumluyor.

Sefer Yetkin IŞIK, saygının eğitim boyutunu ele alırken Türkiye’deki tek yönlü saygı anlayışının günümüzün değer, norm ve hatta hukuk anlayışıyla ne denli çelişkili oluğunu, çocukların erken yaşta statüye, mevkiye ve güçlü olana saygıyı öğrenmesinin birçok büyük toplumsal sorunun kültürel temelini oluşturduğunu ve değişime neden çocuklardan başlanması gerektiğini anlatıyor.

Aylin SÜER, modern öncesi zamanlardan günümüze insanmerkezli düşüncenin ve doğaya hâkim olma anlayışından, çevreci düşünce ve politikalara, doğaya hâkim olmaktan ve onu sömürmekten doğaya saygı kavramına nasıl geldiğimizi anlatıyor ve son zamanlarda yaşanmış örneklerle doğaya saygı konusunu anlaşılır kılıyor.

Özgür TABUROĞLU, Sartre’ın özellikle Varlık ve Hiçlik eserinde ortaya koyduğu kuramı içinde ben-başkası (öteki) ilişkisini inceliyor. Ötekine saygının felsefesi, Ben’in var olabilmek için, ötekinin nazarında varlığının onaylanması açısından ötekine muhtaç oluşu, başkalarına duyulan arzu ve yönelme ile Sartre’ın ‘cehennemin öteki’ olduğu ünlü sözüyle ifade ettiği çatışmalar arasındaki karmaşık ilişki üzerine düşünmeyi gerektiriyor.

Cuma DUYMAZ, düşünceye saygı kavramını Batı-Doğu “özellikle İslam dünyası” arasındaki ilişkilerin tarihinden kesitler, şarkiyatçılık, sömürgecilik ve emperyalizm kavramlarının ışığında eleştirel bir yaklaşımla ele alırken Batı’da yükselen ırkçı-milliyetçi tutumlarla radikalleşen İslami hareketlerin birbirini beslediği terör ortamı ve her iki taraftaki ikiyüzlülükler nedeniyle düşünceye saygıdan uzaklaşıldığını gösteren kötümser bir değerlendirme yapıyor.

Ersun ÇIPLAK, insanın yazılı metinle ilişkisinin tarihini özetleyerek piyasa denetimindeki edebiyatın ve kurgunun hüküm sürdüğü kültürel koşullarda okurun payına düşenin ne olduğunu, okurun bağımsız ve rasyonel varlık olarak kabul edilip edilmediğini, ‘özetle katı olan her şey buharlaşıyor’ iken edebiyatın ve okurun saygınlığı meselesini irdeliyor.

Dilek TUNALI, sinema ve televizyon üzerinden seyirciye saygıyı ele aldığı makalesinde pazar ekonomisine bağımlı kılınan seyircinin duygu ve düşüncelerinin deforme edilmesinden başlayarak yapılan kuşatma sonucunda özgürlüğü elinden alınan seyirciye yapılan saygısızlık biçimlerini geniş bir perspektifle ortaya koyarken çok seslilik yerine nasıl bir tek sesliliğin egemen hale geldiğini gösteriyor.

Ahmet TALİMCİLER, sporda saygıyı ele alan makalesinde ‘fairplay’ ilkesinden yola çıkarak rakibe saygının sadece sporda değil toplumsal yaşam içindeki tüm karşılaşmalarımızda önemini vurgularken ‘fairplay’, yani dürüst ve adil bir oyun, çağrısı yapıyor.
Tülây ATAY AVŞAR, gündelik hayat ve kişisel deneyimlerinden başlayarak kadına saygısızlık biçimlerinin dayanılmaz ağırlığını ortaya koyarken kadınların saygı talebini yüksek sesle ve farklı bir biçimde seslendiriyor.

Tarık ÖZBEK, genelde kimliklere, özelde ise etnik kimliklere saygıyı ele aldığı çalışmasında bir yandan masum, hatta kutsal görünen dışlama, aşağılama ve ötekileştirme mekanizmalarını, ‘ötekilerin onurlu bir yaşam ile bağının kopartılmasını’ deşifre ederken, öte yandan saygının bir arada yaşamanın nasıl asli unsuru olabileceğini irdeliyor.

Yavuz ÇOBANOĞLU, Türkiye’de en keskin taleplerden biri olarak görülen inanca saygı talebini dindar Müslümanların yaklaşımlarına eleştirel bir yaklaşım getirerek tartışırken, inanca saygı talebinin ideolojik işleve sahip bir beklenti olarak bir süperego edimi şeklinde kurumsallaştığını açıklıyor. İnanca saygının ideolojik bir beklenti haline gelmesinin ve herkesin sadece ‘kendi inancına saygı’ beklemesinin toplumsal ayrışmaları artırdığını vurgularken de böyle bir ülkede yaşamın giderek zorlaştığını işaret ediyor.

Çağatay Edgücan ŞAHİN, özellikle işçilerin çalışma koşulları örneğinde emeğe ve emekçiye saygı konusunun hukuki ve siyasal boyutlarına eğiliyor. Şahin, 1980 askeri darbesi sonrasında Türkiye’de geçerli kılınan neoliberal kapitalizm koşullarında emeğe saygıya dair kanıtlar arıyor. Değişen koşullarda iş yaşamında ortaya çıkan zorlukları, ‘saygısızlık’ örneklerini ortaya koyuyor.
Kürşat ERTUĞRUL, siyasette saygı olgusunu ele aldığı makalesinde bu olguyu siyaseti kendisine meslek edinenlerin çerçevesinde değil, siyaset yapmaya hakkı olan tüm özneler, yurttaşlar bağlamında tartışmaya açıyor. İnsanlar üzerinde bir topyekûn tahakküm kurma arzusunu işaret eden bir siyasete, siyasetçiye saygı anlayışına güçlü bir biçimde karşı çıkarak, saygı olgusunun katılım, müzakere ve iletişim içinde eşit haklara ve özgürlüklere sahip özneler tarafından paylaşılmadığı bir toplumda saygının imkansızlığına işaret ediyor.

İlker ÖZDEMİR, iletişim açısından saygıyı hiyerarşik toplum düzeninin tahakküm esasına dayalı asimetrik saygı anlayışıyla eşitlikçi saygı anlayışını şeref ve haysiyet kavramları arasındaki farkı göstererek tartışırken iletişimin araçsallaşmasını işaret ederek iletişimin bir onur yürüyüşüne ihtiyacı olduğunu öne sürüyor ve bu onur yürüyüşünde iletişime eşlik edecek ilkelerin neler olması gerektiğini ve saygının bu bağlamda yerini ve önemini tartışmaya açıyor.

http://www.ezgiyayinevi.com/UrunDetay.asp?ID=408&Tab=3