25. Vehbi Koç Ödülü ”Canan Tolon ” Mimar Fotoğrafçı Ressam

Ertuğrul Özkök: Vehbi Koç töreninde bir sanatçı, iki metafor cümleyle bir salonu nasıl fethetti?

Adı anons ediliyor, sahneye gelmesini bekliyoruz.

Salonun altıncı sırasında oturuyorum.

Herkes ayakta ama sahneye gelen birini göremiyorum.

Biraz sonra sahneye engelli sandalyesi üzerinde bir kadın geliyor.

s

Salonun altıncı sırasında oturuyorum.

Herkes ayakta ama sahneye gelen birini göremiyorum.

Biraz sonra sahneye engelli sandalyesi üzerinde bir kadın geliyor.

Uluslararası sanatçımız Canan Tolon…

Adı anons edildiğinde kopan alkış bize sanatçılarla ilgili bir gerçeği anlatıyor.

Bazı sanatçılar vardır, herkes onun adı üzerinde birleşir.

Benim gönlümde de işte öyle bir yerde duruyor Canan Tolon.

Canan Tolon

11 aylıkken gelen bir çocuk felci

Henüz 11 aylıkken yürüme zorluklarıyla karşılaşmış.

Biliyorum bir sanatçıyı engeliyle anlatmaya başlamak doğru bir şey değil.

Ama böyle bir engelle sanatın doruğuna oturmanın bütün insanlara vereceği umudu düşününce, insan yanınız sizi buraya çekiyor.

Oysa o engel, Canan Tolon’un hayatında engel değil.

Genç kızken şalvarı giyip, annesi ile Anadolu’yu dolaşmış, fotoğraflar çekmiş.

Hatta duruşuna, konuşmasına muzip yanına ve konuşmasındaki metaforlara bakınca, böyle bir geceyi anlatmaya nereden başlamanız gerektiğine karar veremiyorsunuz…

Salondaki herkesin görüşü: Bu yıl da ödül tam yerine gitmiş

Koç Topluluğu bu yıl kuruluşunun 100. yılını kutluyor.

100’üncü yılın ilk Vehbi Koç ödülleri töreni de önceki gece yapıldı ve bu yılki ödül, uluslararası sanatçımız Canan Tolon’a verildi.

İçimden “Tam yerine giden bir Vehbi Koç ödülü daha” dedim.

Sadece ben değil, çevremdeki hemen herkes aynı görüşteydi.

Olağanüstü bir sanatçıdır Canan Tolon…

Onun aynı zamanda olağanüstü edebi bir konuşmacı olduğunu da önceki akşam öğrendim.

Çıkışta Murat Sabuncu, “nasıl bir cümleydi o öyle” diyor

Konuşmasında öyle iki cümle vardı ki…

Tören sonunda salondan çıkarken T24 Yazarı Murat Sabuncu ile karşılaştım.

Daha merhaba demeden, “Canan Tolon’un bir cümlesi vardı ki beni aldı götürdü” dedi.

Ben de hemen o cümleyi söyleyip, “Bu cümle değil mi” dedim?

Evet dedi.

Gece boyunca çok insanın ağzından işittim bu cümleyi.

Ancak Koç’un basın bülteninde o iki cümleyi göremedim.

Beni bir Borges hikayesine götüren iki olağanüstü cümle

Evet beni o salondan çıkarıp, bir anda bir Borges hikayesinin, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabının bir sayfasına götüren bir cümleydi.

O cümle şuydu:

“Benim hep hayal ettiğim bir şey henüz icat edilmedi. Hayatım boyunca hep insanları göstermeyen, kendimi göremeyeceğim aynalar hayal ettim.”

Bu cümle beni öylesine çarptı ki…

Ödül töreninin düzenlendiği Divan’dan ayrılıktan sonra eve gelinceye kadar düşündüm üzerinde.

Bizi göstermeyen aynalara bakmak nasıl bir şeydir?

O an anladım ayna dediğimiz şeyin Tolon’un sanatında neden bu kadar önemli bir obje olduğunu…

“Ayna” insanlık tarihi boyunca hep önemli bir meselemiz olmuştur.

Bazen bize görmek isteğimizi gösterir.

Bazen ise en saklamak, en görmemek ve göstermemek istediğimiz yanımızı…

Bizi göstermeyen aynalara bakmak nasıl bir duygudur?

Sorun bu soruyu kendinize bakın nasıl içinden çıkamayacağınız bir kaos getiriyor size…

Bir “A4” kâğıdı sadece beyaz bir “A4” kâğıdı değildir

İkinci cümle de o kadar etkileyiciydi.

Konuşmasının sonuna doğru dosyasından beyaz bir kâğıt çıkarıp bize gösterdi.

“Bu bir A4 kâğıt… Bununla sonsuz şeyler yapabilirsiniz. Üzerine çizebilir, yazabilir, kıvırıp bükebilir, küçük parçalara kesebilir, katlayabilirsiniz.”

Sonra kâğıdı kaldırıp bize göstererek cümlesini şöyle tamamladı:

“A4 kâğıt bir ihtimaldir…”

Meğer “ihtimal” o kadar basit bir kelime değilmiş

“İhtimal…”

Bu kelimeye de takıldım.

Belki bazı insanlar için hiçbir şey ifade etmeyecek, hatta absürt iki cümle…

Ama emin olun büyük bir sanatçının başarısının arkasında işte bu derin metafor yatıyor.

Önceki gece Canan Tolon’u daha da çok sevdim. Sanatını uluslararası düzeyde gördüğüm insanın, o eserleri ortaya çıkaran sofistikasyonu bana basit bir gerçeği bir kere daha anlattı.

Hiçbir şey tesadüf değil…

Serra Yılmaz

Serra Yılmaz’ın gözüyle Canan Tolon’un bilmediğimiz bir yanı

Önceki gece Canan Tolon’un bir yanını da daha keşfettim ki o da beni gözümde kişiliğini daha büyüttü.

O özelliğini de okul yıllarından arkadaşı Serra Yılmaz anlattı.

“Çok muzip ve şakacı bir insandır…

“Hatta rahatlıkla stand up sanatçısı olacak kadar büyük bir mizahı vardır…”

Demek ki Allah ona engelini aşabilecek duygu ve becerileri vermede çok cömert davranmış.

Karşımızda işte böyle bir sanatçı vardı önceki gece…

Bütün ödülleri hakkeden bir sanatçılık…

Ve şahsiyet…

Bu arada Serra Yılmaz da o bana hep neşe ve yaşama tutkusu veren mavi saçlarıyla salondaydı.

Onu gördüğüme de ayrıca sevindim.

Bir insan bu eserleri tek başına, yapayalnız mı yapar yoksa?

Konuşmasını dinlerken şunu düşündüm.

Bu çağın sorunları karşısında bir sanatçının yeri nedir?

Bir yalnızlık mı? Fanus içinde bir hayat mı? Yoksa?

“Yoksa” sorumla başlayan cümleyi o şöyle tamamladı:

“Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir; ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız, ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız… Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür.”

Yine o “A4” kâğıt meselesine geliyor.

Kafamızdaki beyazlıklar bir ihtimaldir. Sonsuza açık bir ihtimal…