Hayatımızın saklı profilleri – Kudret Sönmez

Kimliğine maske takmış esrarengiz (!) profiller vardır; hem bizim aramızda, hem de kendi dünyalarında saklanarak amaçlarına ulaşmaya çalışır bu tipler. Başkalarının hayatlarını kimlik kirliliğiyle izleyerek, bilinmezliğin güvencesine sığındıklarını düşünürler. Oldukça garipsiyorum bu tür sosyal yaklaşımları.

Bazen Facebook’a kısa mesafelerle takılıyorum. Sadece yazılarım ve etkinlik fotoğraflarımı aktarmak için uğrayıp çıktıyorum siteden. Diğer paylaşımları izleme olanağım yeterince olmayabiliyor.

Yoğun ve yorgun dönemlerin ardından yine oltaya geliyorum. Yani, balıklama dalıyorum sayfalara. Hayatın sanal sayfalarında yüzme çabasındayken, iğneli yemlerle oyalanıyorum. Biraz da eğlenceli buluyor, ruhumu beslediğini düşünüyorum, dersem sanırım abartmış olmam.

“… Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşılsa yalnızlık olmaz.” gibi felsefi bir tutumla aktarıyor yaşama dair düşüncelerini, Şair Özdemir Asaf. Evet! Sanal mekânınıza başkalarını aldığınız an, yaşam alanınızın adı değişiyor. Yalnızlık gidip başka bir şey geliyor. Bu sürecin adını siz koyun artık; yalnızlık demeyin de ne derseniz deyin!

Facebook’ta gezmeye çıktığınızda, sosyal bir diyarda tek başınıza çoğalırsınız. Birilerinden bir şeyler alıp kendinize ve ötekilere verirken, sadece klavye ve ekranla arkadaşlık ettiğinizi anlayamazsınız. Evrensel bir kültürün görsel ve yazınsal dalgalarında ıslanırken, belki de ruhunuzu üşütürsünüz. Soğuk bir kotarmanın ortasında devinirken, sıcak iletişimlerin doğallığından koparsınız.

Bu durum, sanal dünyanın en saf yüzüdür bence.

Bir de öteki yüzü vardır sayfanın…

Yazımın girişinde de sözünü ettim; maskeli yüzler gezinir aramızda. Herhangi bir surat ya da nesnenin fotoğrafını alıp profillerine yapıştırırlar. Bazen daha da pasifize olup Facebook’un görsel kimlik alanını karanlıkta tutarlar. Kendi hayatlarına dair hiçbir iz bırakmazlar. Gerçek bir fotoğraf, resim, bilgi… İstediğiniz kadar arayın; bulamazsınız. Saklambaç oynarlar; aranırken ararlar. Saklanırken aslında ebe’dirler.

Kimliksizliğin yapay cesaretiyle yaklaşırlar her şeye. Korkaklığın diğer adıdır bu. Yalnızlığın en sahte profilidir.

Yanlış anlaşılmasın sözlerim; kendi görselliğinden zorunlu olarak veya estetik yoksunlukları nedeniyle uzaklaşmış olanları bu kategoriye almıyorum. Kişisel tercihleridir; saygı duyarım.

Facebook’a da karşı değilim. Yararları vardır. Uzak diyarların yapay kokusunu taşır nefesinize. Çocukluğunuzda kalmış solukları yeniden hissetme olanağı sağlar size. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği harmanlar. Şekiller ne olursa olsun “öz”lerin aynı olduğunu kanıtlar.

Kültür sofranıza çeşni katar; bazen de ziyafete dönüştürür masanızı.

Facebook, Facebook; feysbuk…

Dünyadaki milyarı aşkın insanın; bazen, yağmurun ince tellerinden kaçarken dolu’nun buz gibi darbelerine tutulduğu evrensel atmosfer…

Facebook… Feysbuk…

Yitirdiklerimizi bulduğumuz…

Bulduklarımızı ekleyerek sildiğimiz düzen.

Feysbuk…

Ruhumuzun suratsız kitabı.

Hayatımızın ağaçsız ormanı.

Fakat…

Ben yine de seviyorum, o diyarda verçek kimliğimle kendimi bulmayı.