Abstrakt – Kudret Sönmez

Tırnak uçlarını kırarcasına bastırarak gezdirdi parmaklarını yaşlı ağacın üzerinde.  Bir çizik dahi olsa atabilmek için olanca gücüyle çabaladı. Ama başaramadı; o koca gövde hayattı ve kurumuştu. Bir türlü kanamadı, çürük ve biçimsiz nesne. Belki birkaç damla su sızdı bir yerlerinden… O da son gözyaşlarıydı galiba! Tükenmiş bir hayatın kanallarından gelen çaresizlik sinyalleri gibiydi. Yapacak bir şey yoktu. Sadece, sürtünmenin etkisiyle, parmaklarının ucunda oluşan yıpranmanın hissettirdiği ağrılar, eyleminin en belirgin tanığı olmuştu. Canı acımıştı; yüreği kadar olmasa da.

Dar bir sokaktı o yol. Çıkmaz değildi; sadece kapalıydı. Hatta bir kapısı bile vardı, yaşlı ağacın artıklarından yapılmıştı. Hüzünlü ve kanamış parmaklar şekil vermişti artığa. Yürek biçiminde bir kapı olmuştu yapıt. Açılmaya kapalı, kapanmaya açık bir araç olup çıkıvermişti ortaya. İşlevi de geçerliydi; tüm mutlulukların önündeki döngülü ket. Sadece sevgi açardı onu. Hatta kırıp geçebilirdi bile. Çıkmaz gibi görünen sokak, tüm gönül çıkarlarına geçit olurdu. Zaten oradan öteye gidilebilseydi, huzurun tam merkezine erişebilirdi kişi.

Canevine sonsuzluk yüklenmiş bir bekleyişti sevgi… Geçici değildi, müebbet yemişti umutlardan. Herkes, her seven gidebilirdi o yere. Karşılığı, adilce dağıtılmak üzere yatırılmıştı hesaba. Her şey kozmik yasalara dayanıyordu. Karamsar duygulara bir yıldız dokunmuştu. Beyaz bir yelkenli gibi açılmıştı sayfa. Dileyeni bitimsiz mavilerin dingin mutluluğunda gezdirebilirdi.

Hüzün ve mutluluk aynı kelimenin içinde büyüdü: İkisinin de ortak adı “sevi”ydi. Temelini ruh atmıştı. Doğurganlığını düşünceler vermişti. Bahçesinde hayal ağaçları vardı. Düşler çürüyüp dökülmeden toplanmalıydı.

***

Tüm bunları bana  davetsiz yağmurlar yazdırıyor. Yağmura kızıyorum mızıyorum ama; balkonda, elimde bir bardak beyaz umut suyuyla, duştan yeni çıkmış kentin nefesini içime çekmenin keyfini yaşamak bana müthiş bir haz veriyor!

Her şey tamamen abstrakt / soyut bir düzlemde ilerliyor. Kırgınlık ve sevinç. Ve de hiç kurgulanmamış doğaçlamanın kendini haykıran farkındalığı. Şekil yok, biçim yok… Yazımın başı ve sonu yok; ama bir anlamı var… Hayatın anlamı kadar soyut ve gerçek; yokluğu kadar özlenesi…

Hayat bazen, yarısı umut dolu bir kadehteki dalgalı duyguların titreşimi oluyor…

Ne güzel!

Keşke, ben kül rengi yalnızlıklarda kelime ararken,  umutları içilmiş keskin kokulu camlara dokunmadan çıksaydı bu yazı!

Bir ruhu, bir şehri; yağmuruna anason kokulu sıvılar karıştırarak yıkamak gerekmeseydi.

İşte o zaman, aldığımız her soluğu bir başka yerde verirdik!

Abstrakt / soyut hayaller, belki de o vakit anason kokmayan beyaz bir tuvalde biçimleniverirdi.