Arif Mardin: Müziğin mütevazı dehası

Can Sertoğlu

Ben Arif Bey’den çok şey öğrendim. Alçakgönüllülüğün, kadirşinaslığın, yardımseverliğin en güzel hallerini de, çalışma disiplininin, profesyonelliğin, iş ahlakının en özel örneklerini de O’nda gördüm. Ben Arif Bey’in anısında, müziğin içinde kalarak her şeye rağmen iyiyi ve doğruyu yapmaya devam etmek için muhtaç olduğum kudreti buldum. Ama en önemlisi, ben Arif Bey’den, hayatta daha iyi bir insan olabilmek için ilham aldım.

Bugün Arif Mardin’in ölümünün 16. yıl dönümü. Gelmiş geçmiş en önemli müzik adamlarından biri ve Aretha Franklin’den Norah Jones’a kadar uzanan nesiller ötesi ve nadide bir sanatçı yelpazesiyle çalışmış, 11 Grammy dahil sayısız ödülün sahibi, dünyaca ünlü, dev bir prodüktör olması dışında kendisi hakkında biyografik bilgi vermeyeceğim. Zira bu bilgilere hem birçok kaynaktan rahatça ulaşılabiliyor, hem de bunları etraflıca okursanız, dinlerseniz ve seyredersiniz hissedeceklerinizin keyfine müdahil olmak istemem.

Müzik sektörüne ilk adımlarımı 1998’de Mardin’in yanında attım ve bu işlere dair en temel bilgilerimi ondan öğrendim. Henüz üniversitedeyken yaz stajı başvurum için kendisiyle mülakata bir takım elbiseyle gittiğim ilk görüşmemizin sonunda bana “müzik işlerine girmek istiyorsun ama diplomat gibi giyinmişsin” diyerek gülümsemesiyle ilk dersimi almıştım. Stajda onunla birlikte geçirdiğim yaz boyunca stüdyo adabından sanatçı ruhuna kadar bir sürü konuda ilk deneyimlerimi kazandım. Stajımın ardından işe alındığım Atlantic Records’da, asistanı olarak kendisiyle çok yakın çalıştığım yıllar içinde pek çok özel hatıra biriktirdim. Bunlardan gülümseyerek hatırladığım birkaç tanesini paylaşayım.

New York’un ünlü Quad stüdyolarına girerken kapısı açılan asansörde Cyndi Lauper ile karşılaştığımızda, Arif Bey’in centilmen vücut dili ve müthiş iltifatlarına “o ne demek,  ben fena oluyorum, Arif Mardin’in karşısındayım, şuraya oturayım ve lütfen bana bir su getirin” diyerek hakikaten kısa süreli bayılması, Jewel’in bir vokal kaydında bir satırı saatlerce bir türlü istediği gibi söyleyememesi üzerine Arif Mardin’den gelen basit bir teknik öneriyle tek seferde kotarmasıyla hüngür hüngür ağlamaya başlaması, Rod Stewart’ın şirkete bir toplantı için gelip sonrasında çok sevdiği Arif Mardin’in ofisine sürpriz baskın düzenlemek üzere beni suç ortağı yapması bu şahsiyetin insanlara duygusal boyutta nasıl dokunabildiğinin naçizane örnekleri.

Ofisimizde sürekli müzik çalardık ve bunlar genelde Arif Bey’in yakın olduğu caz, soul, blues, R&B gibi janrlardan ziyade rock ve etrafındaki türler olurdu. Gün boyunca çalanları duymaz ve dinlemez gibi hissederdim ama ilgisini çeken bir şey duyduğu anda o kalın ses tonuyla “oh, what is this?” diye sorarak odasından çıkar yanımıza gelirdi. Biz çalanın ne olduğunu söylerken o müziği dinlemeye devam eder, genellikle kafasını sallayarak “very interesting” diyerek odasına dönerdi. Bazen de piyanosunun başına oturup çalan şarkının gamı üzerinde cazvari ufak çeşitlemeler çalardı. Aslında kulakları birer radar gibiydi ve her zaman her şeyi duyuyordu. Avrupalı, şahsına münhasır indie rock ekibi Stereolab ve hayatımın grubu New Model Army (özellikle Someone Like Jesus adlı şarkısının ender rastlanan Si bemol minör gamı), onu masasından kaldırıp yanıma getiren müzikler arasında hatırladığım iki örnektir. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/arif-mardin-muzigin-mutevazi-dehasi-makale-1570843