Çok büyüleyici güzellikte bir sonu vardı. Şimdi sorsanız bana, o son neydi, o güzellik neydi, yirmi yaşımın ilk yıllarındayım, hatırlamıyorum, ama ilk aşk, onu görünce dünyayı kucaklayabilirim, her canlıyı sevebilirim, mutluluktan gökyüzüne uçacam diye korkup ağaç dallarını sımsıkı tutabilirim, gözlerimin ışıltısından utanıp gözlerimi sizden saklayabilirim, hayatımın sonuna kadar o mücevheri ´ben hazinemde´ saklayabilirim, paslanmaz, kirlenmez, kararmaz, tazeliğini kaybetmez, bana her yılgınlığımda, ´hadi kalk´ diyen bir çocuk, bir mavi yasemin, bir tebessüm, bir devrim şarkısı dirilişiyle el uzatabilir. Kırık bir kalple yaşayabilmeyi öğretmiştir. 

Bir romanı okumak insanda yazarıyla, çoluğu çocuğuyla kan bağı oluşturabilir mi? Benim için Deniz Türkali, Vedat Türkali´nin kızıdır, tanışmadık hiç ama işte onun kızıdır, Barış Pirhasan, onun oğludur, biri başarılı bir oyuncu, diğeri 1980 yıllarında elimizden düşürmediğimiz Tarih Kötüdür´ün şairi, başarılı bir yönetmen ve senaryo yazarı (hatta hocası diye de bilirim) ama onlar bana sanki ´amcamın kızı, amcamın oğlu´ dermiş kadar yakın, çünkü Vedat Türkali´nin çocuklarıdır, yaşamına hayran kaldığım bir babanın çocukları. 

Bir Gün Tek Başına

Yirmi yaşımın ilk yıllarındayım. Anlattıklarını hatırlamadığım için bir net araştırması yapabilirim, romanı yeniden okuyabilirim ama yapmayacağım, bana fısıldadıklarıyla ördüğüm hayatımda ´Bir Gün Tek Başına´, mücevher hazinemde, minnetle.

www.yeniadana.net